HATALAR...

2014-01-11 01:21:00
HATALAR... |  görsel 1

Herkes hata yapar. Hatalar, utanılacak şeyler değildir. Hayatta hata yapmayanlar, sadece yeni hiçbir şey denemeyenlerdir. Yanılmak, gayet doğal ve olağan bir şeydir. Hata yaptığınızda yapılacak en iyi şey, bunu kendinize ve olaya dahil olan herkese itiraf etmenizdir. Hemen gerekeni yapın ve yolunuza devam edin. Hatalar mükemmel öğretmenlerdir ancak hatalardan ders almak için önce onları itiraf etmek gerekir. Hatalı bir durumda ısrarcı olmak sizi asla haklı yapmayacağı gibi zaman ve enerji kaybettirir. Hatalar iyi ya da kötü değildir, sadece başarı yolunda atılan adımlardır. Bir şeyin işe yaramadığını keşfetmek, işe yarayan bir şeyi keşfetmek kadar değerlidir. Yani aslında hatalar olumlu şeylerdir. Burada kilit nokta, hataları tekrarlamamak için onlardan ders alabilmektir. Thomas Edison, doğruyu bulmadan önce ampulü yapmak için bin farklı yol denemiş. Herhangi bir konuda başarılı insanlar ille de en parlak ve en iyi olanlar değildir. Onlar en büyük bağlılığı gösteren, her hatadan sonra ayağa kalkan ve yola devam edenlerdir. Hatalarınızın değerini bilin. Denemeye, yol almaya ve istediğiniz noktaya ulaşmak için ne gerekiyorsa yapmaya devam edin. İlerlemek zorlaştığında, daha fazla katlanamayacağınızı hissettiğinizde, şunu hatırlayın: Katlanabilirsiniz, yapabilirsiniz, oldurabilirsiniz. Yapmanız gereken, tek bir adım atmaktır. Hedefiniz doğrultusunda bir adım. Sorunlarınızdan uzağa bir adım. Tek bir adım. O adımdan sonra, başka bir adım daha. Herkes bir adım atabilir. Siz de hemen şimdi bir adım atabilirsiniz! Elbette her şeyi anında halletmeyeceksiniz. Zaman alacak. Ama yapabilirsiniz. Elinize geçen her fırsatı değerlendirerek gitmek istediğiniz yere varabilirsiniz. Peş peşe atacağınız minik adımlar sizi hedefinize ulaştıracaktır. Nasıl büyük sıçramalar yapabileceğinizi düşünerek vakit harcamayın. Küçük adımlar atmaya devam edin; muhtemelen böyle adımlar sizi çok daha güvenli ve hızlı bir şekilde hedefinize ulaştıracaktır. Hemen şu anda sizi istedi... Devamı

BIRAKIN, HAYAT AKSIN...!

2014-01-10 03:43:00
BIRAKIN, HAYAT AKSIN...! |  görsel 1

Suyu elinizde tutmaya çalışırsanız parmaklarınızın arasından kayıp gittiğini görürsünüz. Kendinizi suya bırakın, etrafınızda aksın, bunu dilediğiniz kadar yaşayabilirsiniz. Hayat da neredeyse böyledir. Yaşamı avucunuza sığdıramaz ya da onu orada tutamazsınız. Hayatı yaşamak için kendinizi içine atmanız gerekir. Onu istifleyemezsiniz ya da sadece kendinize saklayamazsınız. Gerçek anlamda keyfini çıkarmak için hayatın sizin kanalınızla akıp gitmesine izin vermelisiniz. Keyif almak ya da deneyimlemek için sahip olmak gerekmez. Genellikle sahip olmaya ve elimizde tutmaya çalışarak o kadar çok zaman ve çaba harcarız ki arzuladığımız şey her neyse tadını çıkaramayız. "İhtiyaç" kavramı sınırlar varmış gibi gösterir. Kendinizi sahip olma ihtiyacından kurtardığınızda sınırlardan da kurtulmuş olursunuz. Güzelliğin, insanların, sevginin ve fikirlerin sahiplenme veya tüketme mecburiyeti duymadan kıymetini bilmeyi ve onları yaşamayı öğrenin. Bu size sürekli, koşulsuz özgürlük, huzur ve neşe getirecektir. Hiçbir yerde size has beceri, ilgi, bağlantı, bilgi, değer ve deneyim birleşimine sahip başka bir insan daha olmadığını unutmayın. Siz teksiniz. İş "siz" olmaya geldiğinde tek bir rakibiniz yok. Olduğunuz özgün insanı daha dört dörtlük geliştirmek için yapabileceğiniz her şey, hayatın her alanında size hizmet edecektir. Neyi yapmayı seviyorsunuz? Muhtemelen en başarıyla yaptığınız iş o olacaktır. Neler sizi büyülüyor ve ilginizi fazlasıyla çekiyor? MUTLAKA yapmanız gereken, yapmadan duramayacağınız şey nedir? Önünüze çıkan her engeli aşmanız için gereken tutkuyu onda bulacaksınız. Bu birbiriyle bağlantılı, merkezi olmayan dünyada özgün biri olmak, hiç olmadığı kadar önem taşıyor. Sadece bir çarkın dişlisi olarak başarı ve refaha ulaşma fırsatları hızla kayboluyor. Bunun yerini yaratıcı ve donanımlı, dünyaya kendine özgü bir katkı sunabilecek kişilere yönelik fırsatlar alıyor. Kendiniz olun. Olabileceğiniz en iyi insan budur...!... Devamı

KENDİNİZİ SEVİN...!

2014-01-09 03:48:00
KENDİNİZİ SEVİN...! |  görsel 1

Başka insanlarla başarılı ilişkiler ve iletişim kurabilmenin tek yolu, kendini sevmekten geçer. Siz kendinizi ne kadar çok severseniz başkaları da sizi o kadar çok sever ve kabul eder. Ne yazık ki pek çok insan, geçmiş deneyimlerinden getirdiği dengesizlik, beceriksizlik ve utanç duyguları içinde yaşamayı sürdürür. Oysa bütün bunlar geçmiş, mazide kalmıştır. Gerçek şu ki siz buna izin verdiğinizde, aslında kendini ifade edebilen, hassas, dost canlısı bir insansınız. Geçmişte birilerinin sizin hakkınızda söylediklerinin ne önemi var? Eskiden tecrübe ettiğiniz hataların ne önemi var? Hepsi tarih oldu. Tek önemli olan, bu noktadan itibaren yaptıklarınız. Hayata harika şeyler katabilecek değerli ve faydalı bir insan olduğunuzun farkına varın. Kendi içinizdeki en iyiyi bulun ve kendinizle gururlanın. Siz özel bir insansınız ve hayatınız bugün başlıyor. Hayatınızda sahiden özel olan anları bir düşünün. Muhteşem ya da büyük olmak üzere kurgulanmış zamanlardan değil, daha ziyade sonsuza kadar taşıyacağınız deneyimlerden söz ediyorum. Onları böyle özel yapan neydi? Onları özel yapan, sizin onlara kattığınız şeydi. Emeğiniz, bağlılığınız, fedakarlığınız, o ana verdiğiniz parçanızdı. Hayatın anlarını özel yapan, sizin yaptıklarınızdır. Hayatınızı anlamlı yapan, sizin verdiğiniz şeydir. Siz ne kadar verirseniz, sizde o kadar çoğalır. Hayatınız kullandığınız araba ya da gittiğiniz davetlerle değil, ona yaptığınız katkılarla tanımlanır. Büyük sanat eserleri ancak sanatçı kendini eserine koyduğunda otaya çıkar. Büyük edebi eserler ancak yazar kendini hikayeye koyduğunda ortaya çıkar. Mükemmel bir hayat, çabanın içine kendinizi koymanızı gerektirir. Devamı

RİSK VE KORKU...

2014-01-08 06:17:00
RİSK VE KORKU... |  görsel 1

Bu sefer ilk defa, yapmadığım bir şeyi yapıyor ve yazımı iki ayrı konu olarak ele alarak yazıyorum. Ama danışanlarım kadar, korkularını takıntı haline getiren insanların bu korkularından kurtulmalarını istiyorum! Çünkü bu korkular insanların hayat kalitelerini fazlasıyla düşürüyor. Tecrübeyle sabittir. Bu korkuları, zamanında yaşayanlardan biri de bendim! "Bir eylem planının riskleri ve bedeli vardır elbette ancak uzun vadede bunlar rahat bir eylemsizlik halinin risk ve bedellerinden çok daha azdır..." John F. Kennedy ****** Hayallerinizin peşinden giderek risk almayı aklının ucundan dahi geçirmeyen onca insanın, her gün çok hız yaparak, emniyet kemerini bağlamayarak, çok fazla alkol tüketerek, çok yağlı gıdalar yiyerek ve sigara içerek hayatını sürekli tehlikeye attığını görmek çok ilginçtir. Madem risk alacaksınız, bari bunu değecek bir şey için yapın. Ayrıca şu anda hayatta olduğunuza göre zaten risk alıyorsunuz demektir. Riskler genellikle gereklidir. Risk almaya ve fena halde bozguna uğradıktan sonra silkelenip yola devam etmeye hazır değilseniz, başarı kapınızı asla çalmayacaktır. Gerekli, hesaplanmış riskler almayı ve aptalca risklerden kaçınmayı öğrenmeliyiz. Alkollü, emniyet kemersiz araba kullanmak ve hız yapmak, aptalca bir risktir. Arada sırada bir uçağa ya da başka acil bir iş yüzünden geç kaldığınız bir iş görüşmesine yetişmek için hız yapmak ise hesaplanmış bir risktir. İnsanın bu tür riskleri alması gereken zamanlar olabilir. Eğer hayalinize hala ulaşamadıysanız bunun nedeni, önünüze riskli bir faaliyet çıkmış olmasıdır. Korktuğunuz bir şey hayalinizle aranızda pusuda beklemektedir. Korkuyu aşmanın en iyi yolu onunla karşı karşıya gelmektir. Bu, hem çok basit, hem de bir o kadar zor olmakla birlikte kesinlikle kaçınılmazdır. Korktuğunuz şeyi yaptığınızda, korkunuz önce hafiflemeye başlar, çok geçmeden de hayatınızda yeri kalmaz...! ************* Hiç nasıl çıkacağınızı bilemeyecek kadar dibe battığınız oldu mu? Sahiden bunaltıcı gelen ... Devamı

REDDEDİLME KORKUSU...

2014-01-08 05:36:00
REDDEDİLME KORKUSU... |  görsel 1

Genelde yazılarımın konularını, bir gün önce danışanlarımın sorunları ile ilgili konulardan belirliyorum. Dünkü konumuz reddedilme ve risk alma konuları üzerineydi... Reddedilme korkusu, sizi hayallerinizi gerçekleştirmeniz için gereken adımları atmaktan alıkoyuyor mu? Bu korkuyu aştığınızda elde edeceğiniz başarının nasıl bir şey olacağını düşünün. "Reddedildiğiniz" takdirde en kötü neyin olabileceğini sorun kendinize. Çoğunlukla olabilecek en kötü şey, birinden "hayır" cevabı almanız olacaktır. Peki, bunu duymak o kadar kötü bir şey mi? "Reddedilme" korkunuzun üzerinizde olumlu bir etki yaratmasına izin verin. Korku size enerji verir ve durumunuza çok iyi odaklanma yeteneği kazandırır. O halde korkuyu hissedin, ondan gelen enerjiyi alın ve korktuğunuz şeyi yine de yapın. Korkunun sizi durdurmasına izin vermeyin, bırakın sizi daha hazırlıklı olmak için harekete geçirsin. Uygulama yapa yapa korkunun üstesinden gelmeyi öğrenin. Reddedilebileceğiniz durumların üstüne gidin ve deneyin. Ufak, neticeleri büyük olmayacak şeylerle başlayın. Çok meşgul bir arkadaşınızı öğle yemeğinden çok kısa bir süre önce arayın ve yemeğe davet edin. Yüksek ihtimalle, "Teşekkür ederim ama olmaz," diyecek ve size hissetmeye çalıştığınız "reddedilme" ortamını sunmuş olacaktır. Bunu oyuna dönüştürün, "evet" cevabı almadan önce kaç kez "reddedildiğinizi" görmeye çalışın. Her deneyim, reddedilmenin "dünyanın sonu" olmadığı ve korkulacak bir şey olmadığı anlayışını geliştirmenize yardım edecek. Kendi değerlerinizden sadece ve sadece sizin sorumlu olduğunuzu unutmayın. Kimsenin söylediği, düşündüğü ya da yaptığı hiçbir şey sizin insan olarak değerinizi değiştirmez. Buna bir tek sizin gücünüz yeter. Siz izin vermedikçe kimsenin sizi reddetmesi mümkün değildir, çünkü "reddetme", sizin kendi zihninizde gerçekleşir. *Albay Harlan Sanders, sosyal güvencesi olan bir emekliydi. Kendine özgü çok güzel bir kızarmış tavuk tarifi vardı ve günün birinde bu tarifi, satış üzerinden belli bir yüz... Devamı

BUNALDINIZ MI?

2014-01-07 06:05:00
BUNALDINIZ MI? |  görsel 1

Çok bunaldığınızı mı hissediyorsunuz? İşiniz başınızdan aşkın ve her şey sizi başka bir tarafa mı çekiştiriyor? Kontrol edemediğiniz şeyler hızınızı kestiğinde hevesinizin kaçması ya da köşeye sıkışmış hissetmeniz doğal. Peki, bununla nasıl başa çıkıyorsunuz? İşin sırrı, elinizden geleni yapmanızdır. Kontrol edemediğiniz şeylerden siz sorumlu değilsiniz. Onların moralinizi bozmasına izin vermeyin. Bunun yerine kendi hayatınızı iyileştirmeye çalışın. Sizin sorumluluğunuz olan şeylerin kontrolünü elinize alın. Elinizdeki kaynakları akıllıca kullanın, enerjinizi değiştiremeyeceğiniz şeyler için harcamayın. Herkes zorluklar yaşar. Hayatın kendisi zaten büyük bir mücadeledir. Bazen ne yapsak da değiştiremeyeceğimiz, olduğu gibi kabul etmemiz gereken şeyler de vardır. Kabullendiğinizde, değiştireceğiniz uğraşabilmenizi sağlayacak muazzam bir enerji açığa çıkacak. Elinizden geldiği zaman fark yaratmaya bakın, gerisi için ter dökmeyin. Ama.......... Şunu da belirtmek isterim ki; başarılı insanlar, başarısızlık diye bir şey olmadığını, sadece sonuçlar olduğunu da bilirler. Bu dünyada başarıya ulaşanlar, başarısızlığa inanmadıkları için rahatlıkla harekete geçebilen insanlardır. Başarısızlıktan korkuyor musunuz? O zaman başarısızlık diye bir şey olmadığını anlamanız gerekiyor. Asla başarısız olmazsınız, her hareketiniz mutlaka bir sonuç üretir. Eğer ürettiğiniz sonuçlardan hoşnut değilseniz, o halde arzuladığınız sonuçları üreten birini bulmanız ve o insanın yaptıklarını yapmanız yeterli olacaktır. Başarısızlığa inanmak sizi aşağı çeker. Başarısız olduğunuza inanmanız kendinize bakışınızı ve yapmak istediğiniz şeyleri yapma yeteneğinizi etkiler. Kendinize başarısızlığın bir seçenek olmadığını hatırlatın. Her yaptığınızın bir sonucu var. Eğer yaptıklarınız istediğiniz sonuçları doğurmuyorsa o zaman eylemlerinizi değiştirmeniz gerekir. Bu iş bu kadar basittir. "Başarısızlığınıza" takılıp kalmayın. Bunun yerine, dilediğiniz sonuçları elde etmek için yapabilece... Devamı

İNSANLAR...!

2014-01-06 04:27:00
İNSANLAR...! |  görsel 1

Hedeflerinizi, isteklerinizi, sevinçlerinizi, hüzünlerinizi.... kimlerle paylaşacaksınız? Kilo vermek ya da sigarayı bırakmak gibi hedeflerinizi tanıdığınız herkese söyleyin. İlginçtir ki, başkalarına verdiğimiz sözleri yerine getirmek için gösterdiğimiz çaba, kendimize verdiğimiz sözleri yerine getirmek için gösterdiğimiz çabadan daha fazladır. Ama eğer iş hayatıyla ilgili hedefleriniz varsa, başlangıçta herkesle paylaşmayın! Size inanan, sizi destekleyecek insanlarla paylaşın. "Neden olmasın? Sen yaparsın. Git peşinden..." diyecek insanlarla bu tür hedeflerinizi paylaşın. Sizin düşünemediğiniz, hiç aklınıza gelmeyen ayrıntıları düşünebilirler. Yeni bağlantılar, farklı bakış açıları sağlayabilirler. *Adamın biri, ıssız bir yolda dalgın bir şekilde ilerlerken bir çukura yuvarlanmış. Uğraşmış, uğraşmış ama çıkamayınca 'İmdat!' diye bağırmaya başlamış. Bir doktor geçiyormuş çukurun yanından. Sesleri duyunca, cebinden defterini çıkarmış. Bir reçete yazıp atmış aşağıya ve yürümüş gitmiş. Adam çığlıklarına devam ederken bir hoca gelmiş çukurun başına. Aşağıdaki adamı görmüş, o da bir kağıt çıkarmış cebinden. Bir dua yazıp çukura atmış, yürümüş gitmiş sonra. Derken bir arkadaşı görünmüş çukurun başında. 'Hey Ahmet!' diye bağırmış, 'Benim, ben! Dışarı çıkmama yardım eder misin?' Arkadaşı hemen çukura atlamış. 'Sen deli misin? Şimdi ikimiz de çukurdayız.' diye çıkışmış arkadaşına. 'Doğru' demiş arkadaşı, 'İkimiz de çukurdayız. Ama ben bu çukura daha evvel düşmüştüm ve nasıl çıkılacağını biliyorum...' "Küçük kelimeler, hiçbir zaman büyük bir fikre zarar veremez." Howard Newton Başkaları, kendileri riske girmekten korktukları ya da hayalleri olmadığı için sizi hayalperestlikle suçlayabilirler. O insanlara bakın. İstedikleri hayatı yaşamıyorlarsa, onlar gibi olmak istemiyorsanız, sizce söylediklerini dikkate almalı mısınız? Bir evin çatısı ne kadar büyük olursa, üstüne pisleyen kuş o kadar çok olur...! Kendi hedefleri olan ve başarılı insanlara hedefleriniz... Devamı

DİJİTAL DÜNYAYA KAPAK AÇIN...!

2014-01-05 03:38:00
DİJİTAL DÜNYAYA KAPAK AÇIN...! |  görsel 1
DİJİTAL DÜNYAYA KAPAK AÇIN...! |  görsel 2
DİJİTAL DÜNYAYA KAPAK AÇIN...! |  görsel 3
DİJİTAL DÜNYAYA KAPAK AÇIN...! |  görsel 4
DİJİTAL DÜNYAYA KAPAK AÇIN...! |  görsel 5

Tüm hayatım, amacım, gururum, başarım, geleceğim...! Hepinizi dijital dünyaya kapak açmaya davet ediyorum. Öneri, fikir ve yorumlarınızı da bekliyorum... www.digimypage.com Devamı

GELGİTLER...!

2014-01-05 02:53:00
GELGİTLER...! |  görsel 1

Antalya'da yaşamak; kurnaz havanın sersem insanı yapar sizi...! Bazen, sabahın erken saatlerinde dışarıdan duyduğunuz rüzgarın sesiyle başlar her şey. Öğlene doğru ürküten bir ses duymaya başladığınızda anlam veremezsiniz önce. Ardından titreyen camları ve pencerenizden görünen heybetli ağaçların birkaç kez yere yattığını gördüğünüzde, "Ne oluyoruz!" dersiniz kendi kendinize bir fısıltı halinde. Röportaja veya çekime gittiğim günlere denk geldiğinde, şaka gibi evet ama bir süre önceki o sesten ve fırtınadan eser yoktur. Güneş güleç yüzüyle okşar tüm ruhumu. Bir öğlen üstü arkadaşlarımla buluşma mekanına vardığımda yağmur yağmaya hatta şiddetini camlara delice vurarak göstermeye başlamıştı. Akşama doğru etkisini yitirse de göz kırpan güneş akşamın geç saatlerinde yerini fırtınanın ıslıklarına bırakmıştı. Bu Cennet memlekette, bir günde dört mevsimi yaşayınca, öğlen aniden çıkan fırtınanın öncesindeki sessizliğinden anlamalıydım aslında ama... E, tabiat ana her zaman güneşli güleç yüzünü gösterecek değil ya... Arada bir sert (ama tatlı sert) yüzünü gösterecek ki... Biraz hizaya gelelim... O gün de öyle oldu. Ama bu sefer... Çoğu şeyi yerle bir ederek... İnsanları ürküterek... Buraya kadar tamam. Yani hava ve tabiat olayları... Fırtına, daha önce Antalya'da (ufak şiddette olduğu için hissedilmeyen)yaşamadığımız büyüklükte (6.0 şiddetinde)deprem, diğer ülkelerdeki tsunami... Tabii ki şiddeti kadar, havanın çok sık değişip bizleri sersem etmesi... Evet, resmen... Sabah rüzgarının ılık dokunuşundan sonra çıkan güneşe çocuklar gibi sevinişimiz, sonra bir anda kopan deli fırtına, aradan iki saat geçmeden gökyüzünün gözyaşlarıyla bizi ıslatmasıyla... Sersem sersem... Neye uğradığını şaşıran bir tek ben değildim. Kiminle konuşsam aynı şeyi söyledi. Bu durum günlerce sürer mi? Sürdü. Hem de dört gün, dört gece... En son fırtınayı ve ani hava değişimlerini birkaç gün önce yaşadım ve gerçekten de serseme döndüm desem yeridir..... Devamı

ÇOK SEVERSİNİZ...!

2014-01-03 08:25:00
ÇOK SEVERSİNİZ...! |  görsel 1

O kadar çok seversiniz ki gelip canevinizden vurur sizi o kişi! Siz savaş ortasında kalmış bir çocuk gibi şaşkın ve ürkek bakarak olanları anlamaya çalışırken o, ukala ve vurdumduymaz tavırlarıyla size gülümser hem de alaycı bir şekilde. Üstelik bunu en doğal hakkıymışçasına yapar. Size ne yapmak kalır peki? Afallayıp olup biteni anlamaya çalışma faslından sonra kendinize göre doğru olan cevabı verirsiniz susarak...! Kelimeleriniz tükenmiştir çünkü. Duvara toslarsınız adeta. Kanarsınız. Acı ve ayrılık kanları kalbinizden oluk oluk akar iç deniziniz olan ruhunuza. Ağlarsınız. Gözyaşlarınız karışır denizlere, okyanusa. Susarsınız. Susulur ama sözde. Ya özde? Sessiz kalırsınız ama aslında kalbinizin çığlıkları...? Kepenklerini indirmişsinizdir hem kalbinizin, hem ruhunuzun. Gözünüzde dans eden anıların biri gelip biri giderken nefes almaya çalışırsınız. Aldığınız her nefes bile batar size. Yaşama dönmeye çalışırken sizi anlayan bir şey vardır. Derdinize ortak ettiğiniz bir kadeh şarap, bir sigara... Anıları dans ettiren şarkılar... Ama en önemlisi, yaranıza merhem olan şiirler... Bu özenle seçilmiş kelime gülleri, gözyaşımızı akıtırlar anıları yad ederken. Alttan alta da size güç vererek sizi canlandırırlar, "Yaşadıklarını anlıyorum" dercesine. Şiir bir terlemedir. Güneş güneş sözlerle... Şiir bir öfkedir! Öfke yürütüldüğü an, aslında bir gerilladır. Şiir bir umutsuzluktur. Umutsuz olmayan insan şiir yazamaz. Umutsuzluğun içinde umudu bulmaktır şiir. Deli olan bu dünyada tek akıllılığı, uslanmayan akıllılığı anlatmaktır şiir. Onun yokluğunda şiir okuduğunuzda sevdiğinizi yanı başınızdaymış gibi hissedersiniz ya. Aynen... Kalben... Devamı

BİRİNE AİT OLMAK...!

2014-01-02 09:25:00
BİRİNE AİT OLMAK...! |  görsel 1

Ona ait olmak! Neler neler yüklüyor insana? Tutkuyu... Nefreti... Cesareti... Ateşi... Yanmayı... Yakmayı... Kül olmayı... Çaresizliği... Direnmeyi... Vazgeçmemeyi... Yeniden doğmayı... Duyguları ortaya koymayı... Birine aitseniz eğer; o size dokunduğunda ya da siz ona dokunduğunuzda her defasında yeniden doğduğunuzu, duyguyla koştuğunuzu, bazen de acıyla yaşadığınızı hissedersiniz. Bunları bir tek o yapar size. ****************** Renkler... Duygularınızı onlarla ifade ederek tuvalde ahenkle dans ettirebilmek... Kırmızıyı kullanarak ateşi, maviyi kullanarak huzuru, yeşili kullanarak canlılığı, griyi kullanarak hüznü, beyazı kullanarak saflığı, siyahı kullanarak ölümü anlatabilmek ve de bunların daha da ötesi... O ahenkle dans eden baş döndürücü etkisine kapılarak renklerde kaybolmak ve o dünyadan kendini bularak çıkmak... Renkleri anlamak ve resim yapabilmek için felsefe, edebiyat, şiir, dram, müzikle ilgilenmek gerek. Fırçanı dokundurduğun tuvalin malzemesidir bunlar. Tıpkı hayatı anlamak için de gerekli olanlar gibi. Geçmişi aşabilmek için onu iyi kavramalısınız! Hayatı yaşamak, anlamak için resim yapmak için de uygar olmak gerekiyor. Öğrenmeden de uygarlaşılmıyor. Yazılanları okumakla, sanata hediye edilen yapıtları öğrenmekle açılıyor uygarlığın kapısı. Öncesinde neler yapıldığını ve dünyayı kavramakla... Malum, geçmişi aşabilmek için onu iyice kavramak işin ilk kuralı. Resmin yüzde doksanı düşünmektir, boyayı tuvale sürmek yüzde onu! Bir resme bakarken neler düşünürsünüz? Neler geçer aklınızdan? Bir resme bakmak, renklere bürünerek o resimle bütünleşip orada bir şey bulabilmek midir? Ne dersiniz? Resmin yüzde doksanı düşünmektir. Peki ya boyayı tuvale sürmek? O, işin yüzde onu. Gerisi de beklemektir. Yaptığınız her işte var olandan bir adım öteye gidebilmek, vardığın yeri tanımlayabilmek ve sonrasında küçücük de olsa bir iz bırakabilmek. Bazı resimler ki bakan gözlere ihtiyacı vardır, "mış" gibi durmazlar... Devamı

HEPİNİZE İYİ SENELER DİLEKLERİMLE...

2013-12-31 09:41:00
HEPİNİZE İYİ SENELER DİLEKLERİMLE... |  görsel 1
HEPİNİZE İYİ SENELER DİLEKLERİMLE... |  görsel 2

Bitmekte olan bu yıl acılarımızla, sevinçlerimizle geride kalıyor. Girmekte olduğumuz 2014 yılı ise daha fazla umut, daha fazla sevinç, daha fazla barış ve huzur getirsin. Yaşamınızda güzel yıllar, umutlu yarınlar, gerçek dostluklar hep sizlerle olsun. İdeal denen şey bir yıldıza benzer, ona hiçbir zaman ulaşamayız ama, tıpkı denizcilere olduğu gibi bize de yolumuzu gösteren "O" dur. Yeni yılda tüm ideallerinize kavuşmanızı diliyorum... Hiç hata yapmayan insan genellikle hiçbir şey yapamaz. 2014 yılında hatalarınız az, başarılarınız devamlı olsun... 2014 yılı öyle bir yıl olsun ki, 2013 yılının tüm olumsuzluklarını herkese unutturabilsin. Yeni yıla hüzün ve dargınlıklara nokta koyarak girelim; dostluk, arkadaşlık ve barışa parantez açalım... YAŞAMI SEVİYOR MUSUNUZ? Öyleyse zamanı harcamayın, çünkü yaşamın yapıldığı madde zamandır. YENİ YILDA; hayatı tutabilmek, sevgiyi kaçırmamak, "keşke" dememek için düşlerinizi ikiyle çarpın bu sefer... Ve onları gerçekleştirecek zamanı ayırın kendinize. 2014 yılının her anını dolu dolu yaşamanız ve sevgi dolu kalmanız dileklerimle... İYİ YILLAR...! Devamı

SESSİZ HÜZÜN... (KAHLIL GIBRAN)

2013-12-29 04:57:00
SESSİZ HÜZÜN... (KAHLIL GIBRAN) |  görsel 1

Dostlarım, siz gençliğin gelişini mutluluk, gidişini ise pişmanlıkla anarsınız, bense onu hücresinin demir parmaklıklarını ve zincirlerini hatırlayan bir mahkum gibi anarım. Siz bebeklikle gençlik arasındaki yıllarınızdan, tutsaklık ve kaygılardan özgür bir şekilde söz edersiniz, ama ben o yıllara, yüreğime bir tohum olarak düşen, yüreğimle büyüyen, sevgi gelene ve kalbimin kapılarını açıp köşelerini aydınlatana dek bilgi ve ilim dünyasına çıkış bulamamış sessiz hüzün çağı adını veririm. Sevgi bana bir dil ve gözyaşları verdi. Siz oyunlarınıza tanıklık eden ve masum fısıldamalarınızı duyan bahçeleri, orkideleri, buluşma alanlarını ve sokak köşelerini anımsarsınız, ben de hatırlıyorum. Kuzey Lübnan'da harika bir yer. Ne zaman gözlerimi kapasam, sihir ve haysiyetle dolu o vadileri, gökyüzüne ulaşmaya çalışan, ihtişam ve yücelikle kaplı o dağları görürüm. Ne zaman kulaklarımı şehrin gürültüsüne kapasam, derelerin uğultusunu ve dalların hışırtısını duyarım. Şimdi sözünü ettiğim ve bir çocuğun annesinin sütü gibi özlem duyduğu tüm bu güzellikler, gençliğin karanlığında mahkum oldu, tıpkı engin gökyüzünde özgürce uçan kuş sürüsünü görüp kafesinde acı çeken kartal gibi, o vadiler ve tepeler, benim hayal gücümü ateşledi, ama acı düşünceler, yüreğimin etrafında bir umutsuzluk ağı ördü. Ne zaman tarlalara gittiysem, hayal kırıklığı içinde döndüm, hayal kırıklığımın sebebini hiç anlayamadan. Ne zaman gri gökyüzüne baktıysam, yüreğimin kasıldığını hissettim. Ne zaman kuşların cıvıltısını ve baharın gevezeliğini duyduysam, sebebini anlamadan acı çektim. Saflığın bir insanı boş yaptığını, o boşluğun da insanı umursamaz yaptığını söylerler. Bu, ölü doğan ve donmuş cesetler gibi yaşayanlar arasında doğru olabilir, ama çok şey hissedip çok az şey bilen duyarlı bir çocuk, güneşin altındaki en talihsiz yaratıktır, çünkü o iki güç arasında kalmıştır. Birinci güç onu yüceltir ve ona rüyalar bulutundan var oluşun güzelliğini gösterir, diğeri ise onu toprağa bağlar, gözlerini toprakla ... Devamı

BARIŞ... (KAHLIL GIBRAN)

2013-12-28 10:04:00
BARIŞ... (KAHLIL GIBRAN) |  görsel 1

Fırtına, ağaçların dallarını eğip tarlaların tahılları üzerine çöktükten sonra sakinleşti. Yıldızlar, fırtınanın kırık döküntüleri gibi göründü, ama sanki Doğa'nın savaşı hiç yaşanmamış gibi, sessizlik hepsini çevreledi. O anda, genç bir kadın odasına girdi ve yatağının yanında diz çökerek ağlamaya başladı. Yüreği acıyla yandı, ama sonunda dudakları çözüldü ve şöyle dedi, "Ah, Tanrım, onu bana sağ salim ulaştır. Gözyaşlarım tükendi ve daha fazlasını veremem, sevgi ve merhamet dolu Tanrım. Sabrım tükendi ve felaket, yüreğimi ele geçirmeye çalışıyor. Onu savaşın hain pençelerinden koru Tanrım, acımasız ölümden uzak tut, çünkü o güçlünün kölesidir, ama güçsüzdür Tanrım. Ey Tanrım, senin kendi oğlun olan sevdiğimi, yine senin düşmanın olan düşmandan koru. Onu ölümün kapısına götüren güçten uzak tut, izin ver gelip götürsün beni ya da beni al ve ona götür." Sessizce bir adam girdi içeri. Başı, kaçak bir yaşamla ıslanmış bir sargı bezine sarılıydı. Gözyaşları içinde gülümseyerek yaklaştı kadına, sonra elini aldı ve yanan dudaklarına götürdü. Ve geçmişin ıstırabını ve kavuşmanın hazzını taşıyan, kadının tepkisinden emin olmayan bir sesle konuştu, "Korkma benden, çünkü ben senin duanın muradıyım. Beni sana sağ salim ulaştıran barıştır ve hırsın bizden almaya kalkıştığı şeye karşılık gelen de insanlık. Şaşırma, çünkü Sevgi, ölümü alt eden bir güce, düşmanı fetheden bir cazibeye sahiptir. Ben seninim. Benim, ölüm evinden senin güzellik evini ziyarete gelen bir hayal olduğumu sanma." "Korkma, çünkü sevginin, savaş üzerindeki zaferini insanlara gösteren ateş ve kılıçlardan özgür bir gerçeğim ben. Mutluluk ve barış oyununu sunan sözlerim ben." Sonra genç adam sessizleşti ve gözyaşları, kalbinin sözlerini akıttı; melekler uçuştu o yerde, iki yürek, onlardan alınan birlikteliğe kavuştu yeniden. Gün doğumunda, ikisi, fırtınayla yara alan doğanın güzelliği karşısında durdular. Derin ve huzur veren bir sessizliğin ardından, asker doğuya baktı ve sevgilisine şöyle dedi, "G... Devamı

KARAR VERMENİN BİLGELİĞİ...

2013-12-26 12:58:00
KARAR VERMENİN BİLGELİĞİ... |  görsel 1

Öykümüz ünlü Çin düşünürü Lao Tzu'nun zamanında geçer. Lao Tzu bu öyküyü çok sever, çok sık anlatırmış. Köyün birinde çok yaşlı ve çok fakir bir adam varmış. Ama kral bile onu kıskanırmış. Öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki; kral at için ihtiyara nerdeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış. "Bu at, bir at değil benim için. Bir dost. İnsan dostunu satar mı?" dermiş hep. Bir sabah kalkmışlar ki, at yok. Köylü ihtiyarın başına toplanmış. "Seni ihtiyar bunak. Bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran var, ne de atın," demişler. İhtiyar, "Karar vermek için acele etmeyin. Sadece at kayıp deyin. Çünkü gerçek bu. Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar. Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı, bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç. Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez." demiş. Köylüler ihtiyara kahkahalarla gülmüşler. Ama aradan 15 gün geçmeden, at bir gece ansızın dönmüş. Meğer çalınmamış, dağlara gitmiş kendi kendine. Dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş. Köylüler, ihtiyar adamın etrafına toplanıp özür dilemişler. "Sen haklı çıktın. Atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için. Şimdi bir at sürün var." "Karar vermek için gene acele ediyorsunuz. Sadece atın geri döndüğünü söyleyin. Bilinen gerçek sadece bu. Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz. Bu daha başlangıç. Birinci cümlenin birinci kelimesini okur okumaz bir kitap hakkında nasıl fikir yürütebilirsiniz?" demiş. Köylüler bu defa ihtiyarla dalga geçmemişler açıkça ama içlerinden "Bu adam sahiden gerzek," diye geçirmişler. Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini temin eden oğul şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış. Köylüler gene gelmişler ihtiyara: "Bir kez daha haklı çıktın. Bu atlar yüzü... Devamı

İSTEKLER YERİNE GELİR. HEM DE TAM İSTENDİĞİ GİBİ...!

2013-12-23 06:47:00
İSTEKLER YERİNE GELİR. HEM DE TAM İSTENDİĞİ GİBİ...! |  görsel 1

Çocukken bunu biliyordum. Çocuk olarak, isteklerimle yakın temastaydım ve tam istediğim gibi gerçekleşmelerini bekliyordum. O zamanlar, ufak "istek fabrikam!" çalışıyordu. Ama çocuk büyüdü ve günün birinde yetişkin gibi hissetmeye başladı. Böylece çocuk, küçükken daha bilge iken, şüpheci ve gerçekçi bir yetişkine dönüştü. Ergenlik çağına girerken, bir ara, kendisinden çok, yetişkinlere inanmaya başladı. "Dilemek" kabiliyetini, gittikçe unutmaktaydı. Yetişkinlerin dünyasında, şahsen bir şeyler yapmak, kendisiyle gururlanmak istiyordu; kendi gücüne inanıyor ve başkalarından, özellikle "yukarıdan" gelen yardımları, gülünç ve utandırıcı buluyordu. Küçük kız, mucizelerin, hayatına girmesine izin vermekten vazgeçmişti. Hayatı, gittikçe daha zor, daha ciddi olmaya başlamıştı ve sık sık aşılamayacak engellerle karşılaşıyordu. Savaşmaya ve sık sık kendimi başkaları ile mukayese etmeye başladım, çoğu zaman da elimdeki kartların, diğerlerininkinden daha kötü olduğunu tespit ediyordum. Hayatın adil olmadığına kesinlikle inanmıştım: Yoksa neden bazıları her şeyi başarabiliyorlardı da, diğerleri hiçbir şeyi başaramıyordu? Yoksa neden bazıları bu kadar "şanslı" iken, diğerlerinin her işi ters gidiyordu? Neden bazıları inanılmaz iyi iken, diğerleri değildi? Bu soruların cevabını ve bu sayede hayatımın dönüm noktasını, yıllar sonra, "MUCİZELER" adlı, küçük, beyaz bir kitap bulduğumda keşfettim. Stuart Wilde, bu kitapta, aynı benim çocukken yaşadığım tecrübeleri anlatıyordu. İstemenin, kendine has bu şekline, "ısmarlamak" diyor (ki gerçekten harika bir benzetme) ve bunun, her zaman ve herkes için geçerli olduğunu iddia ediyordu. Çok etkilenmiştim. Çocuk olduğum zamanları tekrar hatırlamaya başladım. Stuart Wilde'nin bahsettiği bu mucizeler, o zamanlar olasıydı. O zamanlar, benim emrime amadeydiler. Ama bunlar, neden sadece bir çocuk ruhunda gerçekleşebilirdi? Neden yetişkinlerde de olmasındı? Belki de hayat, hiç de bu kadar adaletsiz değildi? Belki başarılı insanlar... Devamı

YOL MANZARALARI...!

2013-12-22 09:04:00
YOL MANZARALARI...! |  görsel 1

Oldum olası sevmişimdir yolculukları. Dağları, yemyeşil kırları, bulutları izlemeyi, düşünmeyi, belli bir dönemden sonra da sessizliği, yalnızlığı, özgürlüğü... İçinde bulunduğum yaşamın birazcık da olsa dışına çıkabilmeyi, bugünkü işimi yapmamı sağlayan; farklı insanları, farklı hayatları, yerleri keşfetmeyi çok severim. Bunu da iki-üç yılda bir tayin sebebiyle şehir değişikliği yapan, her yerde yepyeni insanlar tanıyıp arkalarında gözleri yaşlı komşular, dostlar bırakan aileme borçluyum sanırım. Her otobüse bindiğimde okul yıllarımdaki otobüs yolculuklarını hatırlar, nostalji yaşardım. Otobüsle bir seyahatteydim, Antalya'dan Ankara'ya gidiyordum. Hemen arka sıramda, yaşamın getirdiği türlü sıkıntılarla omuzları ağırlaşmış bir kadının sitemli sesini dinliyorum. Önce telefonda alacaklı olduğu bir kişiyle konuşuyor, hak edip de alamadığı parasını istiyor, isyan ediyordu. Sonrasında yanında oturan, kendisine bağırmaması için ne yapacağını şaşıran, ne yapsa suç olan genç kızını azarlıyor, sanki hayatla kavgalı olan kadın. Hayatındaki tüm sıkıntıların sorumlusu kızıymış gibi onu sürekli aşağıladığı, bir çocuk gibi azarladığı, onurunun, gururunun hiçe sayıldığı sözlere sabrım azalıyordu gittikçe. Sağlıklı bir toplum için herkesin anne-baba olmaması gerektiğini bir kez daha gözler önüne seriyordu bu tablo. Ergenlik dönemindeki bir genç kızın toplum içerisinde annesi tarafından bu kadar rencide edilmesinin, psikolojisinde açabileceği derin yaraları düşünmek bile istemiyordum. Müdahale etmemek için direniyor, susuyordum... Bu sesleri yadırgayan bakışlarıyla karşılaşıyorum genç muavinin. Ve diyaloğumuz başlıyor: -Kavga ediyorlar. -Evet. -Sen nerelisin abla? Antalyalılara benziyorsun.(Ona göre Antalyalılar nasıl oluyorsa?!) -Hayır, Ankaralıyım. -Ne iş yapıyorsun? -Sosyal danışmanım. O da muavinlikten önce yaptığı kuaförlük mesleğinden söz ediyor., - Sevemedim hiç, insanları memnun edemiyorsun. Ama bu işi seviyorum, değişik insanlar tanıyoruz bu işte. ... Devamı

RENGARENK...!

2013-12-21 08:42:00
RENGARENK...! |  görsel 1

Bana göre hayat, şairin de dediği gibi "Doğdun Tarih-Öldün Tarih" tir. O arada geçenin hepsi hayattır. Ne yaşadıysak, hepsi o varla yok arasındaki tirededir. Renk, işte o "tire" yi nasıl yaşadığın, nasıl doldurduğundur. Gerisi boş... Sabah umutla uyandınız mı, açık mavi; akşam uykuya dalarken lacivert; umut mu dolusunuz, kızıl; hüzünle mi batırdınız güneşi, şarap rengi (bordo); kıskandınız mı, sarı; özlediniz mi, hazan; kızdınız mı, kırmızı; huzurla mı dolusunuz, yeşil; dağlar gibi dimdik, mağrur musunuz, lacivertin eflatuna vurduğu gökyüzü; savaşılacak araziye uymak mı lazım, haki...! Her renk binlerce ton, o binlerce renk tonu binlerce anlam yükü, binlerce anı, binlerce yaşanmışlık ve hikaye... Bilir misiniz, renk skalasında adına renk denen ama renk olmayan! iki fizik kuralı sonucu vardır: SİYAH ve BEYAZ... Siyah (Kara) şiirlerde, şarkılarda, deyimlerde, atasözlerinde, romanlarda geçer: Siyah Gece, Kara Bahtım, Karalar Bağlamak...vs. Beyaz (Ak) da öyle: Beyaz Gelinlik, Beyaz Güvercin, Ak Süt, Ak Alın...vs. Dedim ya, ikisi de renk değildir; fizik ve tıp biliminin birleşerek yaptığı durum tanımlamasıdır. Çünkü çevremizdeki her şeyi görmeye yarayan "Göz" ışıkla çalışır. Eğer göze ışık düşebiliyorsa o "Beyaz" dır; yok ışık düşmüyor ve göremiyorsa o da "Siyah" ya da "Kara" dır. Peki ya "Gri"? Hepiniz bilirsiniz ki, gri, renksizliğin rengidir. Neden? Çünkü ışığın varlığı beyaz ve ışığın yokluğu siyah ile karıştırırsan "gri" olur. Ne varlıktır ne de yokluktur yani. Atasözlerinde, deyimlerde, şiirlerde, romanlarda, hikayelerde, fıkralarda, edebiyatta en az yeri olan, olmayan renktir. Hatta belki de tüm sanatta... Bana göre ise, aydınlık iddiasındaki karanlığı ya da karanlık iddiasındaki aydınlığı anlatır. Bütün bunlar "RENGARENK" merdivenleri bir gecede, habersizce "GRİ" ye boyayanların dünyalarını anlamaya çalışırken düşündüklerimdir...! İddiam yok, bir sürü konuda eleştirel düşüncelere sahip olsam da eleştiren, ayrıştıran, başkalaştıran, küçümseyen b... Devamı

HUZUR...

2013-12-20 07:35:00
HUZUR... |  görsel 1

Bir gün halkı tarafından sevilen bir kral, huzuru en güzel resmedecek sanatçıya büyük bir ödül vereceğini ilan eder. Yarışmaya çok sayıda sanatçı katılır. Günlerce çalışırlar, birbirinden güzel resimler yaparlar. Sonunda eserleri saraya teslim ederler. Tablolara bakan kral sadece ikisinden hoşlanır. Ama birinciyi seçmesi için karar vermesi gereklidir. Resimlerden birisinde sükunetli bir göl vardır. Göl bir ayna gibi etrafında yükselen dağların görüntüsünü yansıtmaktadır. Üst tarafta pamuk beyazı bulutlar gökyüzünü süslemektedir. Resme kim baktıysa, onun mükemmel bir huzur resmi olduğunu düşünüyordu. Diğer resimde de dağlar vardı. Ama engebeli ve çıplak dağlar. Üst tarafta öfkeli bir gökyüzünden yağmurlar boşanıyor ve şimşek çakıyordu. Dağın eteklerinde ise köpüklü bir şelale çağıldıyordu. Kısaca resim hiç de huzurlu gözükmüyordu. Fakat kral resme daha dikkatli bakınca, şelalenin ardında kayalıklardaki çatlaktan çıkan mini minnacık! bir çalılık gördü. Çalılığın üstünde ise anne kuşun örttüğü bir kuş yuvası görünüyordu. Sertçe akan suyun orta yerinde anne kuş yuvasını kuruyordu. ... Harika bir huzur ve sükun örneği. Ödülü kim kazandı dersiniz? Tabii ki ikinci resim. Kralın açıklaması şöyleydi: "Huzur, hiçbir gürültünün, sıkıntının ya da zorluğun bulunmaması ve sıkıntının olmadığı yer demek değildir. Huzur, bütün bunlar içinde bile yüreğimizin sükun bulabilmesidir..." KISSADAN HİSSE...! Devamı

BAŞARIYA İNANMAYAN KİŞİ, BAŞARIYA ULAŞAMAZ...

2013-12-19 08:13:00
BAŞARIYA İNANMAYAN KİŞİ, BAŞARIYA ULAŞAMAZ... |  görsel 1

Bu sebepten, dileğinizin gerçekleşeceğine inanın ve güvenin. İsteklerin, yerine gelme şeklini ve biçimini tahmin edemeyiz. Çünkü bir dileğimiz, çoğu zaman, hiç tahmin etmediğimiz bir anda ve bizim için olağan dışı sayılan yollardan gerçekleşir. Yani sadece hazır olmak gerekir, dileğin gerçekleşmesi için. Evren, her zaman sevkiyatı kolay ve çabuk yoldan gönderir ve biz onu tanıyamayız! Bu olay sadece enerjinin gücü olduğundan, bazen sadece yumuşakça sürükleniriz hatta isteğimiz nerdeyse oraya sürükleniriz. Bir dilek tuttuysak, sadece antenlerimizi açık tutup, uyanık kalmalıyız. O zaman tüm bilgiler bize gelecektir. Eğer sezgilerimizle iletişime geçmek istiyorsak, içimizden gelen sese güvenmeliyiz ve kendimizi iyi hissettiren duyguların peşinden gitmeliyiz. Hangi dilekler bana uyar? Önemli olan soru bu. Kendi tabiatımıza uymayan herhangi bir şeyi dilemenin bir anlamı yoktur. Buna rağmen çoğumuz bunu yapıyoruz. Çoğu zaman, bir şeyi, sadece başkaları da bunu istiyor veya onlar da buna sahip diye isteriz. Çoğu zaman gerçekten hiç de bizim olmayan bir idealin peşinden koşarız. Kendimiz için bir şey dilemeden önce, buna gerçekten hayatımızda ihtiyacımız olup olmadığı konusunda emin olmalıyız. Bunu elde ettiğimizde kendimizi daha iyi, daha saygıdeğer, daha sevilmeye değer veya daha güvenli hissedecek miyiz? Gerçekleşen dilekler bizi hep değiştirir. Bu nedenle dilekte bulunmadan önce, bu dileğimizden emin olmalıyız. Yerine gelen her dilek, hayat şartlarımızı da değiştirir. Bu değişikliğe hazır olup, olmadığımızı dikkatlice incelemeliyiz. Bu durumda, bu dileğin, sizin gerçekten çok istediğiniz ve sizi sevindirecek bir dilek olup olmadığını bilmeniz gerekiyor ki, dileğiniz gerçekleştiğinde hayatınız da güzelleşsin. Dileğinizi dileyin ve hayatınıza mucizelerin girmesine hazır olun...! Devamı

NE OLMAK İSTİYORSUNUZ...?

2013-12-18 08:15:00
NE OLMAK İSTİYORSUNUZ...? |  görsel 1

Hayal gücü, bir insanın en yükseklere uçurabildiği bir uçurtmadır...! Bununla ilgili olarak da, çok sevdiğim ve etkilendiğim Rahibe Teri Johnson'un, "TAVUK SUYUNA ÇORBA" adlı kitabından bir bölümü sizlere aktarmak istiyorum: "Birkaç hafta önce başıma çok değişik bir şey geldi. Yatak odamda bebeklerden birinin altını değiştirirken, beş yaşındaki kızım Alyssa yanıma geldi ve kendisini yatağa attı. 'Anneciğim, büyüdüğün zaman ne olmak istiyorsun?' dedi. Önce bir tür oyun oynadığını düşündüm ve oyunu sürdürmek için, 'Hımmm. Sanırım büyüdüğüm zaman anne olmak istiyorum,' dedim. 'O sayılmaz, çünkü zaten annesin. Ne olmak istiyorsun?' 'Peki, belki büyüdüğüm zaman papaz olurum,' dedim bu kez. 'Anneciğim, o da olmaz, zaten öyle sayılırsın!' 'Bağışla ama hayatım, ne söylemem gerektiğini anlamadım.' 'Anneciğim, sadece büyüdüğün zaman ne olmak istediğini soruyorum sana. Ne olmak istiyorsan o olabilirsin!' O anda o kadar şaşırmıştım ki, hemen bir yanıt bulamadım. Alyssa'da bunaldı ve odadan çıktı. O birkaç dakikada yaşadığım deneyim beni çok derinden etkiledi. Çok etkilenmiştim, çünkü kızımın gözünde ben hala istediğim bir şey olabilirdim! Yaşım, kariyerim, beş çocuğum, kocam, üniversite diplomam, master derecem; hiçbirinin önemi yoktu. Onun gözünde ben hala düşler kurabilir ve yıldızlara uzanabilirdim. Onun gözünde ben hala astronot, piyanist, hatta opera sanatçısı bile olabilirdim. Onun gözünde ben hala büyüyecek ve bir şeyler olacaktım. Çok dürüst ve masum olduğunu anladığım zaman, yaşadığım o olayın gerçekten çok güzel olduğunu fark ettim; aynı soruyu büyükannelerine ve büyükbabalarına da sorabilirdi. O kadar içtendi. Bir yerlerde okumuştum: "Yıllar sonra olacağım yaşlı kadın, şimdiki benden çok farklı olacak. İçimde bir başka benin varlığını hissetmeye başladım..." ********************* Eveettt... Kıssadan hisse! Siz büyüdüğünüz zaman ne olacaksınız?... Devamı

DOĞRU İSTERSENİZ, OLUR...!

2013-12-17 08:42:00
DOĞRU İSTERSENİZ, OLUR...! |  görsel 1

Birçok kişinin yaşantısında pozitif değişiklikler olduğunu, yanlışların, üzüntülü ve umutsuz durumların nasıl düzeldiğini, kısıtlamalar ve eksikliklerin yaşantılarından nasıl çıkıp gittiğini, güzellikleri nasıl yakaladıklarını öğrenmek, gerçekten olağanüstü bir deneyim. Kendi enerjimizin farkına vardığımızda, bunu nasıl yapacağımızı biliyorsak, yaşantımızı temelden değiştirerek dileklerimizin gerçekleşmesini sağlarız. Kaç yaşında olduğumuzun, gelirimizin ya da hangi tabakadan geldiğimizin; taksici, öğrenci ya da profesör olmamızın; kendi iş yerimizin olmasının, işsiz ya da çok meşgul biri olmamızın hiçbir önemi yok. Gerçekleşmesini istediğimiz dileklerimizin büyüklüğü ve küçüklüğü de önemli değil. Sadece bilinçli ve doğru dilememiz önemli. Sadece birkaç yıldır bazı insanların bu gücü yakaladığını ve doğru bir şekilde hayata geçirdiklerini; maddi zorluklardan, eski sıkıntılardan sıyrıldıklarını; yeni arkadaşlar edindiklerini, kendilerine harika eşler çektiklerini, kendilerine güvenlerinin arttığını öğrendim. En güzel olan şey de bunun bir tesadüf olmadığı gerçeğidir. Bunu her birimiz yapabiliriz. Her birimiz başarılı, güzel bir hayat sürebiliriz. Bunu sadece dilememiz yeterli. Herkesin içinde, kendi isteği doğrultusunda, kendi hayatını yönetme isteği vardır. Sizin içinizde de var bu! Genelde birçoğumuz bu büyük gücü biliyoruz. O güç, sadece unutuluyor. Hatırlamamız için bir oluşum yeterli. Enerjimizi ve gücümüzü ortaya çıkartmak için ufacık bir destek gerekli. Ayrıca, dileklerimiz gerçekleşmediği zaman nerede yanlış yaptığımızı ve bu hatayı tekrarlamamak için ne yapmamız gerektiğini bilmemiz gerekiyor. "Dileklerde sınır yoktur, beynimizde sınır vardır...!" "Doğru isterseniz, olur" un anahtarı da yeni bir şey değil, yani bunu ben keşfetmedim. Bu, sadece yaşantımı biçimlendirme şeklim. Benden önce bunu birçok mucit ve başarılı insanlar gerçekleştirdi. Benim farkım belki de, sadece bu konuda konuşuyor ve insanların bunu öğrenip gerçekleştirmelerine... Devamı

YAŞAM YOLCULUĞUNDAN KEYİF ALMAK...

2013-12-16 07:42:00
YAŞAM YOLCULUĞUNDAN KEYİF ALMAK... |  görsel 1

Yaşama saygı gösterin ve mucizelerini kutlayın. Bir şeyleri gerçekleştirebilme gücünüzü açığa çıkarın. Bunu yaptığınızda, yaşam, mucizelerinizi gerçekleştirebilmeniz için size yardımcı olacaktır. Yaşama sevgisi oluşturmak için ne yapmanız gerekiyorsa yapın. Hayatın çocukken bizi neşelendiren küçük zevklerinden keyif almak için zaman ayırın. Çoğumuz kaybetmeden elimizdekilerin kıymetini bilmeyiz. Hayat kırılgandır. Bize onu korumamız ve elimizden gelen en iyi biçimde kullanmamız için emanet edilmiş paha biçilmez bir hazinedir. Onu bu kadar kutsal yapan şey, bir daha yaşanmayacak olmasıdır. Hayatını gerçek anlamda sürekli bir şükran duygusu ve olumlu beklentilerle yaşayan bir insan olma yoluna girin. Büyük hayaller kurun ama içinde bulunduğunuz yerin tadını da çıkarın. Yol da hedef kadar iyidir. Bu zihniyete sahip olduğunuzda, bolluk yaşamınıza adeta yağacaktır. Bu arada eğlenin, dans edin, gülün, sevin. Ve zengin bir bakış açısı kazanın. Amaçlarınıza, hedeflerinize ve hayallerinize giden yaşam yolunda ilerlemekten keyif alın. Dizginlenmemiş bir neşenin önemini unutmayın. Yaşayan şeylerdeki fevkalede güzelliği göz ardı etmeyin. Bugün, şu an, siz ve ben bir hediyeyi paylaşıyoruz. Heyecanlı, neşeli ve meraklı kalın. İşinize odaklanın ve karşılık beklemeden verin. Bunun yanı sıra yoldayken! harika zaman geçirin, çünkü hayatınız kutlanılması gereken bir hazinedir...! Devamı