FARKLI OLUN...!

2013-12-15 09:48:00
FARKLI OLUN...! |  görsel 1

Çevrenizdekiler açgözlü ve sığsa - siz özenli ve verici olun. Çevrenizdekiler tembel ve duyarsızsa - siz enerji ve coşkuyla dolu olun. Çevrenizdekiler endişeli ve sıkkınsa - siz kendinize güvenli olun. Çevrenizdekiler çıldırmışsa! - siz sakin olun. Çevrenizdekiler ısrarla eski yöntemlerine takılıp kalmışsa - siz yeni bir şey deneyin. Çevrenizdekiler ortalama işler yapıyorsa - siz mükemmel iş yapın. Çevrenizdekiler sahip oldukları her şeyden şikayet ediyorsa - siz sahip olduğunuz her şey için şükredin. Sürüyle birlikte hareket etmek, sizi olsa olsa sürünün bir parçası, başkalarının düşlerini yaşayan biri yapar. Bunun neresi zevkli? Ayağa kalkın ve kendinizi gösterin. Sıradanlığı kabullenmeye karşı çıkın. Sırf "hep bu şekilde yaptığınız" için olayları kabullenmeyi reddedin. Yapmanız gerekeni yapın. Doğru olanı yapın. Aşınmış yollarda gitmektense bilinmezlere doğru yeni ve heyecan verici yollar açın. Dünya, sürüden ayrılma cesaretini ve güvenini gösterenleri mükafatlandırır. Hayat, aptalca bahanelerle boşa harcanmayacak kadar kıymetlidir. İçinizdeki o eşsiz varlığa ulaşın ve onu en iyi şekilde ifade edin...! Devamı

KENDİNİZİN EN BÜYÜK DÜŞMANI MISINIZ?

2013-12-13 06:42:00
KENDİNİZİN EN BÜYÜK DÜŞMANI MISINIZ? |  görsel 1

Sizi bir şeyleri yapmamaya herkesten daha fazla ikna eden kim? Eşiniz mi? Aileniz mi? Arkadaşınız mı? Patronunuz mu? Eğer siz de çoğu insan gibiyseniz, o zaman yanıtınız muhtemelen, "kendim" olacaktır. Yaptığınız her şey hakkında sürekli yorum yapan bir "iç ses" iniz var. Bu ses, insan olarak sizin hakkınızda kendi bakış açısına sahiptir ve sınırlarınızın, eksikliklerinizin ciddi bir şekilde farkındadır. Ne zaman kabuğunuzdan çıkmaya yeltenseniz, yeni ve riskli bir işe el atmaya kalksanız, iç sesiniz harekete geçer. "Bunu hayatta yapamazsın," demeye başlar. Ama bu ses yanılır. Geçmişte ne olursa olsun, karar verirseniz, istediğiniz şeyi kesinlikle yapabilirsiniz. Aslında önünüzdeki en büyük engel kendinizi o şeyi yapabileceğinize ikna etmenizdir. Bu yolda ilk adım iç sesinizin varlığını kabul etmeniz ve sonra da ona meydan okuyacak adımlar atmanızdır. O iç ses daima orada olacak. Ondan kurtulamazsınız. Ancak kendinizi olumlu düşüncelerle destekleyerek o sesin düşünce ve yapabileceklerinizi kontrol etmesini engelleyebilirsiniz. Olumlu, geleceğe odaklı insanlarla birlikte olmayı seçin. Kitaplar okuyun, müzik dinleyin, içinizdeki sesle konuşun ve ona, "Evet, kesinlikle yapabilirim," diye karşılık verin. Risklere değil, olasılıklara bağlanın. Hedefleriniz doğrultusunda harekete geçin. Geçmişte elde ettiğiniz başarıları ve aştığınız engelleri hatırlayın. Hayattaki amacınızı bulun ve onu yaşam şekliniz haline getirin. Kendinize yapma imkanı verdiğinizde, çok büyük işler başarabilecek güce sahipsiniz...! Devamı

OLUMSUZ DÜŞÜNCENİN GÜCÜ...

2013-12-11 16:27:00
OLUMSUZ DÜŞÜNCENİN GÜCÜ... |  görsel 1

Dürüst olalım. Hayat ürkütücüdür. Biliyorum, bizlerden yetişkin olmamız ve hiçbir şeyden korkmamamız beklenir. Ancak sabahın üçünde, belki de evin borcunu nasıl ödeyeceğinizi düşünmekten uykunuz kaçmış yatakta uzanırken, hayat ürkütücü bir hal alabilir. Ayrıca bazen, bunu itiraf etmek çok yararlı olabilir. Çoğunlukla başımızı dik tutarız. Olumlu bir bakış açısını korumaya, işler yoluna girecek diye düşünmeye çalışırız. Bu yaklaşım son derece anlamlıdır. Ancak sürekli olumlu olmaya çalışmanın sonucunda içimizde biriken, can sıkıcı birçok olumsuz düşünceyle de yüzleşmemiz gereken bir zaman gelir. Sürekli şüpheleriniz olduğunu siz de biliyorsunuz. Çoğu zaman kendinize bile itiraf etmeye korksanız da oradalar. Onları hiç dışarı vurmadığınız için sizi içeriden kemirip duruyorlar. Aslında olumsuz düşünceler sağlıklıdır. Coşkunuza bir parça gerçeklik katar, size her şeyde bir risk olduğunu hatırlatırlar. İhtiyatlı olmayı hatırlamanıza yardım ederler. Ancak sürekli görmezden geldiğinizde ve içinizde biriktiklerinde elinizi kolunuzu bağlayabilirler. O yüzden arada bir, özellikle de moraliniz bozuk olduğunda, bir şikayet ve sızlanma saati ayarlayabilir, hatta bunu bir törene dönüştürebilirsiniz...!!! Denemekten ne çıkar? Oturun ve hayatınızdaki sorunlardan birini düşünmeye başlayın. İyice derinlere dalın. Bu sorunun hayallerinizin, hedeflerinizin, umutlarınızın önünde nasıl devasa bir engel olduğunu iyice düşünün. Beyninizde, bu sorunun hayatınıza her açıdan olumsuz bir bakış açısı getirmesine izin verin. Sonra da onunla hafiften eğlenmeye başlayın. Biraz da abartarak başlayın. İşe biraz melodram, hatta biraz çirkinlik bile katın...! Kendi kendinize, "Gerçek şu ki senin o küçük işlerine dayanamıyorum ben. Böyle düşünebildiğin için bile senden nefret ediyorum. Her şeyin iyi gittiğini sanıyordum. Sahiden tüm bunlarla uğraşmaya hiç takatim yok. Sanırım gidip yiyebildiğim kadar çok çikolata yiyeceğim ve alabildiğim kadar çok kilo alacağım...!" gibi laflar edin. Sanırım... Devamı

HER ŞEY SAHİDEN O KADAR KÖTÜ MÜ?

2013-12-10 20:31:00
HER ŞEY SAHİDEN O KADAR KÖTÜ MÜ? |  görsel 1

Bir dahaki sefere kendine acımanın dayanılmaz cazibesine kapıldığınızda, şunları hatırlayın: Hayattasınız ve iyisiniz. Birçok insan artık hayatta değil ve hayatını güçlükle devam ettirebilen sağlığı bozuk çok sayıda insan var. Buna rağmen her gün, ciddi engelleri olan insanlar büyük başarılara imza atıyorlar. Eğer sağlıklıysanız ve bedeninizde bir engel yoksa, o zaman olabileceğinizin en iyisini olmamak için gerçekten de hiçbir bahaneniz yok demektir. Fırsatlar, sorun kılığında gelirler. Oysa sorunlar aslında nimettir çünkü onları çözdükçe insan olarak büyür ve değerli deneyimler kazanırsınız. Bu sayede dertlerden mustarip insanlara derman olabilecek bilgiye ulaşabilirsiniz. Eğer sizin rastladığınız sorun yeterince büyükse ve genelse, yarattığı fırsat da o kadar büyük olabilir. Sorunlara başka bir açıdan bakmalısınız. Kendinize, başınıza gelebilecek en kötü şeyin ne olduğunu sorun. Sonra da bunu kabullenin ve sorununuzu geride bırakın. Bu hayatta karşınıza çıkabilecek en iyi şeylerden biri, meydan okumadır. Zorluklar ve sorunlar, size donanımınızı geliştirme şansı verir. Sorunlar, varınızı yoğunuzu ortaya koyabilmeniz için, insan olarak sahiden parlamanız için fırsatlardır. Her şey hep yolunda gitse harika olmaz mıydı? İşiniz hep yolunda gitse mesela... Herkes sizinle aynı fikirde olsa... İstediğiniz her şeyi kolayca elde edebilseniz... Böylesi mükemmel bir hayat olmaz mıydı? Kulağa ne kadar hoş gelse de gerçek şu ki, evdeki hesap çarşıya her zaman uymaz, işler hep yolunda gitmez, başkaları genelde farklı düşünür ve sahiden sahip olmaya değer pek çok şeyi elde etmek zordur. Peki, bu o kadar kötü bir şey mi? Hiç sanmıyorum. Eğer her şey daima planlandığı gibi gitseydi, güzel sürprizler olmazdı. Hatta büyük iht... Devamı

HİÇ KİMSE SİZDEN DAHA İYİ DEĞİL...!

2013-12-09 16:21:00
HİÇ KİMSE SİZDEN DAHA İYİ DEĞİL...! |  görsel 1

Siz de herkes kadar iyi, herkes kadar kıymetli ve herkes kadar güzelliklere layıksınız. Kullandıkları araba ne olursa olsun, kartvizitlerinde ne yazarsa yazsın, evleri ya da fabrikaları ne kadar büyük olursa olsun hiç kimse sizi hor göremez. Kimse sizden daha iyi değil. Siz var olan en iyisiniz. İçinizde, arzuladığınız her şey ve herkes olma potansiyeli mevcut. Kimsede bundan fazlası yok. Şu anda daha iyi yol kat etmiş insanlar olabilir, ancak bu onları sizden daha iyi yapmaz. Kıskanmanıza ya da kendinizi değersiz hissetmenize hiç gerek yok. Hayatınız olasılıklarla dolu. Gittiğiniz yerde karşılaştırıldığında şu anda nerede olduğunuzun önemi yok. Yönünüz hayallerinizden tarafa olduğunda, yol boyunca attığınız her adım, altındır. Kim ne derse desin, ne yaparsa yapsın, durumunuz ne olursa olsun, hayatınızı kendi tarzınıza göre yaşamayı seçebilirsiniz. Bundan daha büyük başarı yoktur. Etrafınıza bakın- işte oradasınız...! Bir an için nasıl bir çevreniz olduğunu düşünün. Gündelik koşturmacalar ya da hayatınız nelerden ibaret? Çevrenizin gelişiminiz ve başarınız üzerinde muhteşem bir etkisi vardır. Eğer günlerinizi sizi sınırlayan şeyler arasında geçiriyorsanız başarınız da aynı ölçüde sınırlı olacaktır. Oysa zamanınızı sizi yukarılara taşıyan bir çevrede geçirdiğinizde, hayatınıza gerçek başarı gelecek. Çevrenize şöyle alıcı bir gözle bakın... Televizyonun başında hipnotize olmuş bir halde saatler mi geçiriyorsunuz? Yoksa düzenli aralıklarla size bir şeyler katacak yeni, gerçek hayat deneyimleri mi arıyorsunuz? Kimlerle arkadaşlık etmekten hoşlanıyorsunuz? Bunlar vakitlerini boş dedikodulara ve anlık doyumlara harcayan insanlar mı? Yoksa sizi fiziksel, entelektüel ve ruhsal yönden daha iyi olmaya davet eden insanlar mı? Eviniz, işyeriniz, arabanız, mahalleniz, yani yaşam alanlarınız nasıl? Bu yerler karma karışık, yıkık dökük, çöplük gibi mi, yoksa temiz, düzenli ve bakımlı mı? Peki, ya ruhsal durumunuz? Hayatın içinde öylesine sürüklenip gidiyor mus... Devamı

HAYATINIZDA "DOĞRU" OLAN NE?

2013-12-08 16:04:00
HAYATINIZDA DOĞRU OLAN NE? |  görsel 1

Çoğunlukla hayatımızı, neyin kötü gittiğine bakarak tanımlarız. Bu, bizi hem sınırlar, hem de olumsuza takılıp kalmamıza neden olur. Bir an için durun ve hayatınızda iyi giden şeyleri düşünün. Olumlu şeyleri arayın ve onlar için içtenlikle uğraşın. Biri size bir hediye verdiğinde, bunun için ona teşekkür etmezseniz, o insan size başka bir hediye vermek ister mi? Sanmam. Hayat da aynı böyledir. Hayatın sunacağı güzellikleri kendinize çekmek istiyorsanız, elinizdekiler için tüm kalbinizle teşekkür etmelisiniz...! İhtiyacınız olabilecek bütün zenginlik ve bolluk içinizde zaten mevcut. Tek yapmanız gereken, onun farkına varmak ve kullanmaktır. Bu da her şeyden önce olumlu düşünmekle mümkün olur. Hayattan neden keyif alıyorsunuz? Sizi en çok ne sevindiriyor? Tanıdığınız herkesten daha iyi yaptığınız ne var? Ne size büyük bir tatmin yaşatıyor? Kaynaklarınız sınırsız olsaydı ne yapardınız? Bu sorulara cevap verdiğinizde, hayatınızdaki doğru şeyleri bulacaksınız. Onları günlük hayatınızın her evresinde bir parçanız haline getirmenin yolunu bulun. Büyümelerine yardım edin, onlar da sizi doyuma ulaştırsınlar. Sahip olduğunuz zamana şükredin ve kıymetini bilin, onu en iyi şekilde kullanın. Dünyanın en zengin, en başarılı insanının da, en fakir insanının da günde 24 saati vardır. Aralarındaki tek fark, bu saatleri nasıl değerlendirdikleridir. Bedeninizin de kıymetini bilin, nihayetinde onun için yaşıyorsunuz. Aklınıza şükredin ve onun kıymetini bilin. Başardığınız, olduğunuz her şeyin, ilk önce beyninizde var olması şarttır. Beyninizi yeni fikirler, yeni bakış açıları, yeni bilgilerle besleyin. Becerilerinizin, başarılarınızın, hobilerinizin, ilgi alanlarınızın, isteklerinizin ve fikirlerinizin kıymetini bilin. Değer yaratmanıza ve dünyaya benzersiz katkınızı sunmanıza olanak veren bunlardır...!... Devamı

KIYMET BİLİN...

2013-12-07 18:55:00
KIYMET BİLİN... |  görsel 1

Sahip olduğumuz şeyi istemeyi öğrenmeden istediklerimize sahip olmamız imkansızdır. Sahip olduklarımızın kıymetini bildiğimizde, bolluk ve bereket içinde yaşamaya başlarız. Hayat elde etmekle değil, olmakla ilgilidir. Elde ettiğimiz hiçbir şey bize yetmeyecek ve memnun etmeyecektir. Memnuniyet bizden gelir. Sadece biz kendimizi memnun edebiliriz. Sürekli daha fazlasını elde etmeye odaklandığınızda, yokluk ve kısıtlamayı da kabul etmiş ve desteklemiş olursunuz. aksine, elinizdekilerin kıymetini bilmek, bereketi de beraberinde getirecek ve bu da, içtenlikle arzu ettiğiniz iyi şeyleri hayatınıza dahil edecektir. Hırsta kötü bir şey yoktur, ancak bir amacı olmadığı sürece sizi hiçbir yere götürmez. Sahip olmadığınız şeyler yüzünden öfke ve kırgınlık besleyerek de çok uzağa gidemezsiniz. Sınır koymadan, her andan keyif almak, size hedeflerinize ulaşmak için ihtiyacınız olan olumlu bakış açısını sağlayacaktır. Onları büyüterek ve üzerine ekleyerek elinizdekilerin kıymetini bilin. Bedeninize, evinize, ailenize, ilişkilerinize, becerilerinize, aklınıza, değerlerinize ve hayatın kendisine özen gösterin. Sahip olduklarınızın kıymetini bildiğinizde, hayat da üzerinize titreyen bir yakınınız gibi size daha fazlasını sunar. Devamı

MİNNETTARLIK...

2013-12-02 22:32:00
MİNNETTARLIK... |  görsel 1

Gerçek bolluk, şükran ve minnettarlıkla başlar. Minnettarlık, sahip olduğumuz her şeye odaklanmamızı sağlar ve o şeylerin büyümesine yardım eder. Hiçbir karşılık beklemeden ve içtenlikle değerini bildiğinizi ifade etmek için, insanlara teşekkür etmeyi alışkanlık haline getirin. Çevrenizdeki insanları içtenlikle takdir ettiğinizde, çok geçmeden etrafınızda daha çok insan bulacaksınız. Hayata içtenlikle kıymet verdiğinizde, elinize hep daha fazlasının geçtiğini göreceksiniz. Kıymetini bildiğiniz, sizin için değerli şeyler büyüyecek ve çoğalacak. En önemlisi de inancınız ve siz çoğalacaksınız...! "Her şeye" mi sahip olmak istiyorsunuz? Şükran dolu bir bakışla yaklaştığınızda, zaten her şeye sahip olduğunuzu görürsünüz. Arzulayabileceğiniz her şey şu anda bile içinizde mevcut. Tek yapmanız gereken, hayatınızda tam olarak ifade bulabilmesi için onun kıymetini bilmeniz, onu sevmeniz ve yeterince beslemenizdir. Böyle bir insan olduğunuz için, içinde bulunduğunuz durumlar için ve karşınıza çıkan zorluklar için şükredin. Olumlu, doyurucu bir yaşamın ilk adımı budur. İçten minnettarlığınız, size bolluk getirecektir. Takdir ettiğinizi göstermek için zaman ayırmanız, bu hayatta yapabileceğiniz en olumlu şeylerden biridir. Karşınızdaki insan için büyük bir moral kaynağıdır, insanlar takdir edildiklerini bilmekten hoşlanırlar. Bu, sizin için de harika bir duygu. Ayrıca insanların işlerini en iyi şekilde yapmalarını sağlamanın, yaptıkları işi takdir ettiğinizi göstermekten daha iyi bir yolu yoktur. Başka insanlara takdirinizi göstermenin dışında, genel bir şükran duygusu geliştirmek de çok önemlidir. Durun ve bir an için hayatınızdaki iyi şeyleri düşünün ve onlar içi şükredin. Sorunlarımıza ve eksikliklerimize çok sık yoğunlaştığımızda, hayatımızı daha fazla kontrol etmelerine izin veririz. Hayatımızdaki olumlu şeylere şükran duymak, gelişimimiz için gerekli şeylere daha çok yol açar. Sorunlara takılıp kalmak yerine, hayatınızdaki olumlu şeyleri daha da besleyip b... Devamı

YAŞAMANIN ANLAMI NE?

2013-12-01 19:56:00
YAŞAMANIN ANLAMI NE? |  görsel 1

Belirlenen amaç, yaşamımıza anlam ve değer katar. Olmak için yaratıldığımız insana dönüşmemiz için bir neden sunar. Bize sunduğu önemli bir yönü de, başkalarına yardım etme fırsatıdır. Ev içinde bitki ya da hayvan bakanların daha uzun yaşadığı bilinmektedir. Çünkü bu kişilerin hayatta kalmak için başka nedenleri vardır. Gelecekle ilgili planları, hedefleri olmadan emekli olan kişilerin, bu tür plan ve hedeflere sahip olan kişilerden daha az yaşadıklarını görmek mümkündür. Yaşamdaki amacımız, beynimizde ve kalbimizde yarattığımız düşünceyle, bize ve kabiliyetlerimize başkalarının da ihtiyacı olduğu duygusunu verir. Oluşturulan bir amaç, daha sağlıklı yaşamamıza yardımcı olur. Daima, insanlara daha fazla şey sunabileceğinizi düşünün. İnsanlarla iletişim kurmak, sahip olduğunuz yetenek ya da beceriyle ilgili iletişim ve ilişkiler geliştirmenizi de sağlar. Sonrasında da, en çok hoşlanacağınız etkinlik alanları içinde insanlara hizmet etmek için kendinize fırsatlar yaratın. Örneğin; vakit geçirmekten hoşlandığınız kişiler çocuklarsa, kimsesiz çocuklar yurdunda veya hastanelerin çocuk bölümlerinde çalışmak ya da gönüllü hizmet vermek için girişimde bulunabilirsiniz. Amaç, insanın hayattan daha çok zevk almasını sağlar. Amacın bir zevke dönüşmesi büyük sevinçler ve huzur verir. Eğer amacım, başarıya ulaşmaları için insanları motive etmekse, başka hiçbir alanda elde edeceğim kariyer bana aynı tatmini yaşatmaz. Bu sebeple, vaktimi boşa geçirmek bana uygun bir şey değil. Yeteneklerimin kaynağının bulunduğu yer ya da yaşam hedefimi tanımladığım, bana en çok zevk verecek ve fark yaratmamı sağlayacak şey bu olmayacaktır. Hem çevrenizdekiler hem de kendiniz için yaşamdaki ... Devamı

BÜYÜK BEKLENTİLER...

2013-11-29 22:08:00
BÜYÜK BEKLENTİLER... |  görsel 1

Beklentiler ilişkilerin en büyük düşmanı ve duygusal stresin öncelikli sebepleridir. Bizleri zihinsel ve duygusal olarak gelecekteki bir noktaya bağlar ve anımızı yaşamamıza izin vermezler. Neler olacağına, bir insanın nasıl davranacağına, ne yapıp ne söyleyeceğine dair beklentilerle başlarız. Sonra, o insan umduğumuz gibi çıkmadığında, hayal kırıklığına uğrarız. Onlara öfkelenir, küser ve arkadaşlarımıza ne kadar hayal kırıklığına uğradığımızı, o kişinin nasıl da umduğumuz gibi çıkmadığını anlatırız. Ama bir an durup düşünürsek, o kişinin "umduğumuz gibi çıkmasının" o kişinin hatası olmadığını fark ederiz -onlar bu beklentilerin ne yönde olacağından sorumlu değildirler, onlar sadece kendileri gibi davranırlar. Hayal kırıklığına zemin hazırlayan kişi, beklentileri yaratan kişidir. Ama hiçbir beklenti olmasaydı, hayal kırıklığı da olmazdı. Beklentiler olmadan gelecekte değil, şimdi yaşarız ve gerçekleşmemiş beklentilerin hayal kırıklığıyla o güzelliği yok etmeden, her anın keyfini çıkarırız. Beklentiler aynı zamanda zihnimizi, tecrübenin olmasını umduğumuz haline odaklarlar. Beklentilerimizden kurtulduğumuz anda, zihnimiz o sınırlı vizyondan kurtulur ve yepyeni olasılıklarla karşılaşırız. Bir ilişkiye beklentili başlarsanız, hayal kırıklığına uğramanız neredeyse garantidir, çünkü insanlar, onlara dair beklentilerimizin kopyaları değildirler. Bir insanı beklentilerimizi karşılamasını talep etmeden koşulsuz seversek, ilişkiler bambaşka bir boyut kazanır ve çok daha istikrarlı ve sürekli hale gelir...! Devamı

NE OL, NE OLMA...!

2013-11-28 19:30:00
NE OL, NE OLMA...! |  görsel 1

İtil, atıl ama "SATILMA." Doğrul, devril ama "EĞİLME." Seslen, uslan ama "YASLANMA." Yaklaş, konuş, tanış ama "UZAKLAŞMA." Okumaktan zarar gelmez ama LANET OKUMA." Zulmü devir, nefsi devir ama " ÇAM DEVİRME." Ev al, araba al, abdest al ama "BEDDUA ALMA." Rakibini geç, sınıfını geç ama "GÜLÜP GEÇME." Elini aç, gözünü aç ama "AĞZINI AÇMA." Hedefe koş, cihada koş, yardıma koş ama "ORTAK KOŞMA." Davet et, hayret et, affet, tövbe et ama "İHANET ETME." Fidan büyüt, garip doyur, çocuk besle ama "KİN BESLEME." Satıcı ol, alıcı ol, kalıcı ol, bulucu ol ama "BÖLÜCÜ OLMA." Eşini beğen, işini beğen, aşını beğen ama "KENDİNİ BEĞENME." Emek ver, kulak ver, bilgi ver ama hiçbir zaman "BOŞ VERME." Günlerini say, servetini say, büyüklerini say ama "YERİNDE SAYMA." Paranı ver, gönlünü ver, selam ver, canını ver ama "SIRRINI VERME." (MEVLANA) Hepimiz farklı bir ruh ve bedenle dünyaya geliriz ve her birimizin ruhsal gelişimi ve öyküsü farklıdır. Değişim ve gelişim inişli çıkışlı uzun bir süreçtir, bir yolculuktur. Herhangi bir sıkıntıyla karşılaştığımızda önce kendi farkındalıklarımızı harekete geçirmeliyiz. Hayatımızın ve seçimlerimizin sorumluluğunu alabilen, yaşadığımız sorunlar karşısında ne yapmamız gerektiğini bilen, alternatif çözümler üretebilen, kendimizi ve çevremizdekileri suçlamak yerine onları anlamayı başarabilen, kendi kişisel gelişimimiz kadar çevremizdeki insanların da yaşamlarını zenginleştiren insanlarsak gerçekten huzurlu, olgun ve kendi ayakları üzerinde durabilen ruhen ve bedenen sağlam ve sağlıklı kişileriz demektir. Tüm bunların başarılabilmesi için; kendimizi tanımak, çevremizde olup bitenlerin farkında olmak, doğru seçimler yapmak, sorumluluk almak, yaşamımızın ve duygularımızın kontrolünü elimizde tutmamız gerekmektedir. Her sorunun çözüm kaynağı kendi içimizde gizlidir. "Sel gider, kumu kalır" misali insanoğlu yaşadığı olayların çok azını hatırlar. Her sorun çözülebilir, sorunlarını çözenler çözüleceğine inananl... Devamı

ÇEKMEK İSTEDİĞİNİZ ŞEY OLUN...!

2013-11-27 14:02:00
ÇEKMEK İSTEDİĞİNİZ ŞEY OLUN...! |  görsel 1

"İnsanlar hep "O özel insanı" bulmaktan bahsederler. Benim için ise konu özel insanı (veya özel insanlardan birini) bulmak değil, onu yaratmaktır. Yaşamımızdaki diğer her şeyde olduğu gibi, "O insan" düşünce ve inançlarımızın oluşumudur. Siz bilinçli bir yaratıcı değilseniz, o zaman zihniniz hiçbir amaç ve yön olmadanzihinsel bir denizde süzülür durur. Ancak, olumlama ve canlandırma, bilinçli bir yaratıcı olmanıza olanak sağlayarak arzu ettiğiniz her şeyi yaşamınıza çekmenizi sağlar. Çekmek istediğiniz şey olun...! Benzerler birbirini çekerler. Ne düşünürseniz, neye inanırsanız gerçek olur. Düşünceleriniz son derece önemlidir. Eğer tüm iyi erkek ve kadınların kapıldığını düşünüyorsanız, o zaman yaşayacağınız budur. Eğer yalnız yaşamaktan korkuyorsanız, o zaman buna odaklanır ve yalnız yaşamak korkunuzun kaynağı olmayı sürdürür. Her neye odaklanırsanız, o olursunuz ve olduğunuz şey, ondan daha fazlasını getirir. Sevinçler daha çok sevinç, zenginlik daha çok zenginlik, sağlık daha çok sağlık getirir, vs. vs.... O yüzden aradığınız şey olun. Yaşamınızın bir noktasında kendinize şu soruyu sormuş olabilirsiniz: "Ruh ikizimi bulabilecek miyim?" Ama hiç durup kendinize, bir başkası için kusursuz ruh ikizi olmaya istekli olup olmadığınızı sordunuz mu? Arzu ettiğiniz şey huzur ve sevgi dolu uzun süreli bir ilişkiyse, o zaman yapmanız gereken tek şey, bu duyguları başkalarına ifade etmenin yollarını bulmaktır. Öyleyse, asıl konu ilk görüşte elektrik çarpması değil, ilk görüşten önce sevmektir. Siz beyaz atlı prensinizi (veya prensesinizi) yaşamınıza çekersiniz. Düşünce ve duygularınızla onu meydana getirirsiniz. İyi haber şu ki; düşünce ve duygularınıza yalnızca siz karar verebilirsiniz, o yüzden sadece sizin için önemli olan şeylere odaklanmayı seçin ve onu yaşamınıza katmak için gücünüzü kullanın...!... Devamı

KENDİMİZİ TANIMAK VE DOĞRU İFADE ETMEK...

2013-11-25 14:49:00
KENDİMİZİ TANIMAK VE DOĞRU İFADE ETMEK... |  görsel 1

"Bir şeyin haklı olduğunu bildiğin halde, o şeyden yana çıkmazsan, korkaksın demektir..." Konfüçyüs ******* Hepimizde görülen kendimizi tanıma isteğimiz; bizlerin kendimizle ilgili bilmediğimiz bir şeyleri öğreneceğimizden dolayı, büyük bir heyecan ve korkuyla karışık bir merak duygusu yaratır. Çünkü insanoğlu kendinden sakladığı bir şeylere sahip olduğunun farkındadır ve zaman zaman kendini anlayamaz, yaptığı davranışlara anlam veremez. Kendimizi tanımamız, dışımızdaki kaynaklardan çok, kendi ruhsal işleyişimizi anlamamız ve farkında olmamızdır. Ayrıca kendimizde olanları bilmemiz, olanların farkında olmamız ve bunları doğru değerlendirmemizdir. Yani duygularımızı, düşüncelerimizi, istek ve arzularımızı, ruhsal ihtiyaçlarımızı, güçlü ve zayıf yönlerimizi, değerlerimizi, kişisel yetenek ve becerilerimizi tanımamız, bilmemiz ve bunların farkında olmamızı ifade eder. Bunula birlikte kendimizi tanımak, zor bir süreçtir, bir sanattır ve sonu olmayan bir süreçtir. Kendini tanıyan bir kişi için, en önemli aşama etkin ve doğru bir şekilde kendini ifade edebilmektir. Çünkü kendini etkin bir biçimde ifade edebilmek, insanın iç dünyasından kaynaklananları anlamlandırmasına ve insan ilişkilerinde kendini ortaya koyup kabul ettirebilmesinde yardımcı olacaktır. Kendimizi ifade etme yanımızı geliştiremediğimiz sürece, çatışmaların ve sistemin bize uygun gördüğü rolden kurtulmamız çoğu zaman mümkün değildir. Bu nedenle, başkalarının bizi anlamasını, beklentilerimizi yerine getirmesini beklemekten kurtulup, ne ve nasıl olmasını istediğimizi anlatmak için kendimizi zorlamalıyız. Olmasını istediğimiz şeylerin gerçekleşmesi için, kendi emek ve çabamızı ortaya koymalı, gücü, yeteneklerimizi, olanaklarımız ölçüsünde kendimize katmalıyız. Çünkü yaşamda hiçbir şey, emeksiz, çabasız, kolayca elde edilemez. Zaten emek harcamadan, çaba göstermeden, yorulmadan, kendimizden hiçbir şey vermeden kolayca elde ettiğimiz şeyler, bize bir şey katmayacağı gibi, yapay olur, yalan olur, kalıcı o... Devamı

SORUMLULUK ALMAK...

2013-11-21 15:53:00
SORUMLULUK ALMAK... |  görsel 1

"İçimden bir ses diyor ki; düşüncenin özgürlüğüyle bilinçlenirse insan, başka mutluluğa gerek kalmıyormuş..." Nietzsche ******* Bir çocuk oynarken ayağı bir şeye takılıp düşünce, annesi hemen o şeyi döver ve "seni gidi seni, sen niye orada duruyorsun?" diye söylenir. Çocuk, o şey orada durmasa ayağı takılıp düşmeyeceğini sanır ve büyüdükçe her takılıp düştüğünde veya yaptığı her hatada suçu yükleyecek birini veya bir şey mutlaka bulur. Yani çocuk yaşadıklarının sorumluluklarını almayı değil, suçlamayı öğrenir. Bu nedenle suçlamaya karşı sorumluluk almayı öğrenmek önemli bir süreçtir. Sorumluluk sahibi olmak, kişinin kendi varoluşunu yaşamasıdır, kendi hayatının kontrolünü elinde tutmasıdır., diğer insanların saygısını, güvenini ve sevgisini kazanmasının en önemli gereklerinden biridir. Sorumsuz insan sürekli başkaları tarafından güdülen insandır, kendi kaderini yazmayan insandır. Sorumsuz insanlar devamlı bahaneler arasında dolanır, başkalarını ve içinde bulundukları şartları suçlarlar, kendilerini sevmezler, çok az iş üretir, işlerin yürümesini engeller, anlamamış görünür ve yardıma muhtaç insanı oynarlar. Yani bu kişiler hareket etmekte çok yavaş ama şikayet etmekte çok hızlıdırlar. Sorumlu insan ise, yapılması gereken bir işi zamanında yapabilmek için inisiyatifi ele alıp kendiliğinden harekete geçebilen insandır, kendi kaderini yaptığı seçimlerle yazan, arabanın kontrolünü ele almış insandır. Yani kişi, hiç kimseye hesap vermek zorunda olmasa bile, kendi vicdanına karşı hesap verme zorunluluğu duyar. Çünkü hayat sadece seçimlerden oluşur, bu seçimler her saniye yapılır ama belki en önemlisi "hayatı ne kadar anlamlı yaşamak istiyoruz?" seçimidir. Kişiyi yürüdüğü yoldan bambaşka caddelere çıkartan olaylar her zaman olabilir, bu durumda kişi elinin kolunun bağlanıp, mahkum edildiği mecburiyetini yok saymalıdır. Her seçim bir vazgeçiştir. Her seçim, farkında olarak ya da olmayarak, bir şeylerin reddedilmesi demektir. Atılan her adım, ister kritik bir karar aşa... Devamı

AN'DA KALMAK...

2013-11-21 00:09:00
ANDA KALMAK... |  görsel 1

İnsan kaybolur öncesiyle sonrası arasında. Bir tarafa anıları, bir tarafa hayalleri doldurur, çoğalınca her ikisi de sevinecekmiş gibi... Ama sadece kaybolur. İnsan yer arar kendine. Dününü de bugününü de satın almak ister zamanlardan. Gider gelir sürekli geçmişten geleceğe. Ama sadece yer kiralar. Sahibi değildir düşündüklerinin. Ya bitmiştir ya da olmamıştır daha. İnsan en çok an'dadır, onu da fark etmez. Almaz kokusunu elindeki çiçeklerin, çünkü o zihninde, elinde batan dikenlere üzülür. Sarılmaz yanındaki insana, çünkü o hayal ettiği insanla birliktedir. Sabah uyanabildiği için teşekkür edemez, çünkü gün boyu yaşayacağını zannettiği sıkıntılara isyan ediyordur. İnsan geçmişten geleceğe seyahat eder, ama an'da konaklamayı beceremez. Bazen bir bebek doğar an'da, Bazen bir kedi süt ister. Bazen bir kaza geçirir an'da, Bazen de annesi bir telefon bekler. Bazen güneş ve martılar poz verirler an'da, Bazen de bir bardak çay yanına süt ister. O kadar acelecidir ki insan, zor gelir an'da kalmak. Çünkü kolay olan sorumluluk almamaktır, GEÇMİŞTEN GELECEĞE...! Devamı

KENDİNİZİ SEVMEK VE ONAYLAMAK...

2013-11-19 16:54:00
KENDİNİZİ SEVMEK VE ONAYLAMAK... |  görsel 1

"Her ovuşta sinirlenirsen böyle sen, aynan nasıl temizlenecek?" MEVLANA ****** Bizler kendimizi olduğumuz gibi kabul ettiğimizde, onayladığımızda ve sevdiğimizde, her şey zamanla yoluna girecektir. Küçük mucizeler her yerde görülür. Ancak küçük mucizeler çabalamadan kendiliğinden olmaz, emek gerektirir. Kendinizi sevmek ve onaylamak, güven ortamı yaratmak, kendinize güvenmek, layık olduğunuzu düşünmek ve kendinizi olduğunuz gibi kabul etmek, kafanızın içinde yeni bir düzen ve daha sevecen ilişkiler kurup, geliştirmeniz demektir. Kendini ve bedenini seven biri, ne kendini ne de başkalarını kötüye kullanır. Kendinizi onaylama ve kabul etme, hayatınızın her boyutunda olumlu değişimlerin olması için temel bir anahtardır. Kendinizi sevmek, hiçbir şey için kendinizi eleştirmemenizle başlar. Olumsuz bir eleştiri sizi tam da değiştirmek istediğiniz davranış kalıbının içine hapsedebilir. Kendinize gösterdiğiniz anlayış ve şefkat bu kısır döngüden çıkmanızı sağlar. Bu nedenle kendinizi eleştirmek yerine kendinizi onaylamayı denemelisiniz. Çünkü tüm sorunları çözen sihirli değnek kendinizi sevmek ve onaylamaktır. Kendinizi iyi hissettiğiniz zaman, hayatınız da düzgün gidecektir. Birini sevdiğiniz dönemlerde sorunlarınız yokmuş gibi hissedebilirsiniz. Kendinizi sevmek de, karşı cinsi sevmek gibi güzel duyguları ve güzel olayları size getirecek ve kendinizi havada dans ediyormuşçasına hafif hissettirecek bir süreçtir. Yani kendinizi sevmek, kendinizi iyi hissetmenizi sağlar. Kendinizi onaylamadıkça ve olduğunuz gibi kabul etmedikçe, gerçekten kendinizi sevmeniz imkansızdır. Bu da, ne olursa olsun kendinizi eleştirmemeniz demektir. "Ama ben hep kendimi eleştiririm", "şu yönümü beğenmem nasıl mümkün ki?", "ailem, arkadaşlarım, öğretmenlerim ve sevgililerim daima beni eleştirdi", "kendimi nasıl motive edeceğim ki?", "ama böyle şeyler yapmak benim için yanlış olur" şeklinde düşünmeyi bırakmak, kendinizi sevme sürecine başlamak demektir. Goethe "neyi yapabiliyorsan ya d... Devamı

GEÇMİŞİN TEKRARINI BOZMAK VE GEÇMİŞİ GERİDE BIRAKMAK...

2013-11-18 18:03:00
GEÇMİŞİN TEKRARINI BOZMAK VE GEÇMİŞİ GERİDE BIRAKMAK... |  görsel 1

"Henüz vaktin varken tomurcuklarını topla. Zaman hala uçup gidiyor. Ve bugün gülümseyen bu çiçek, yarın ölüp, yok olabiliyor..." Ölü Ozanlar Derneği ******* Şu an ve şimdi; geçmişin bir tekrarıdır, zaman, mekan ve oyuncular değişse bile roller hep aynıdır. Yani yaşanan sorun ne olursa olsun, bizlerin iç dünyamızın dışarıya yansıyan sonuçlarıdır. Yaşadığımız tüm deneyimler, geçmişin bir tekrarıdır, geçmişe dayanan düşünce ve inançlarımızın bir ürünüdür. Büyüdüğümüzde, bilinçdışı olarak, çocukluğumuzdaki yaşamın duygusal ortamını yeniden yaratma veya kurma eğilimi içindeyizdir. Bu eğilim gerçekte, iyi ya da kötü, doğru ya da yanlış değil, sadece bizim içimizdeki bilinçdışı bir yuvadır. Bizler bu yuvada; bireysel ilişkilerimizde anne ve babamızla kurmuş olduğumuz ilişkileri ya da onların kendi aralarındaki ilişkileri yeniden yaratma, tercih etme şansımız varsa, anne veya babamıza benzeyen sevgili, eş ya da patron seçme, anne ve babamızın gösterdiği davranışları kendimize aynen uygulama, anne ve babamızla hemen hemen aynı kelimeleri kullanma, kendimizi sevmeyi ve desteklemeyi de aynı anne veya babamızın yaptığı şekilde yapma, vb. eğilimler içinde olacağız. Eğer çocukluğunuzda sevilmemiş ve desteklenmemişseniz; "hiçbir şeyi doğru düzgün yapamıyorsun", "hep senin hatan" şeklindeki cümleleri sık sık duymuşsunuzdur. Bu cümleler de sizin ileriki yaşamınızda sıkıntılara yol açabilir. Ama siz tüm bunlar için, anne ve babanızı suçlamamalısınız. "Hepimiz, kurbanların kurbanlarıyız" sözünü hatırlayarak, anne veya babamızın da kendi anne veya babalarının bir kurbanı olduğunu bilmeliyiz. Çünkü; eğer her şeyin umutsuz, kendimizin de kurban olduğu inancını seçersek, evren de bu inanca "evet" diyecektir. Anne-baba kendini sevmeyi bilmiyorsa, onların bizlere kendilerini sevmeyi öğretmesi de biraz zor olacaktır. Onlar da çocukluklarında kendilerine öğretilen şeylere dayanarak, yapabileceklerinin en iyisini yapmaya çalışmışlardır. Bu nedenle suçlamak yerine sorumluluk almak, anne-ba... Devamı

YAPMAK VE KENDİNİ GERÇEKLEŞTİRMEK...!

2013-11-17 22:50:00
YAPMAK VE KENDİNİ GERÇEKLEŞTİRMEK...! |  görsel 1

"Cesaret korkunun yokluğu değil, korkuyu yenebilmektir..." Nelson Mandela ****** Öğrenmenin en iyi yollarından biri olan "yapmak"; gerçekleştirmek, meydana getirmek, oluşturmak, üretmek veya yaratmak demektir. Bir şeyler yaparsanız, kendinizi tanıyabilir, iyi edebilirsiniz. Bir şeyin anlatılması yerine yaşanması, düşünülmesi yerine yapılıp eyleme geçirilmesi yani "yaşayarak öğrenmek, bedeli en yüksek öğrenme şeklidir." Kaybetme ihtimalinin olduğu şeyi kaybetmeyi göze alabilmek olan "cesaret"; duyguyla değil akılla ilgilidir. Cesaret, duyguların size "kaç" dediği noktada kontrolü ele alıp durumu analiz edebilmenizdir. Cesaret; korkmamak değildir, korkuya rağmen yola devam edebilmektir. Kendi zayıflık ve korkularınızı kabullenebilmeniz, bunları başkalarıyla paylaşabilmeniz ve kendinizi tedavi edici bir sürece sokabilmeniz gerçekten cesaret gerektirir. Cesaret; kendinizi olduğunuz gibi kabullenip, sevmektir ve kendi gördüğünüz doğrularınızı uygulamaktır, kendi doğrularınıza inanmaktır. Bunu yapabilmek için önce yola çıkılması ve "yapma" cesareti göstermek gerekir. Russel Gough; "Karakteriniz Kaderinizdir" adlı kitabında diyor ki: "Doğru ve iyi olanı bilmek ile doğru ve iyi olanı yapmak arasındaki en önemli bağlantı; doğru ve iyi olanı yapacak bir karaktere sahip olmaktır. Eğer karakter gelişmemişse eğitim işe yaramayacaktır. Bunun en güzel kanıtı banka hortumlayanlar, devleti soyanlar veya rüşvet alanlardır. Çoğu eğitimli bu kişiler birilerini hakir görüp aşağılamakla yükseleceklerini zannederler. Bu yüzden Roosevelt demiş ki: "Bir insanı ahlaken eğitmeden sadece zihnen eğitmek topluma bir bela kazandırmaktır." Kendimiz için bir şeyler yapmaya çalışırken zamana ihtiyaç duyarız. Bu sürede de cesaretli olmalı, kendimiz hakkında olumlu düşünmeli, gerçekçi olan ve beklentilerimizi karşılayan hedefler belirlemeli, kötü şeyler yerine iyi şeylere ağırlık vermeli, deneyimlerimizden ders çıkartmalı, bir şey başardığımızda kendimizle gurur duymalı ve kendimizi ödülle... Devamı

ÖZSAYGI...

2013-11-16 13:04:00
ÖZSAYGI... |  görsel 1

Yüksek özsaygı, kişinin hem değerli, hem yeterli olduğunu hissetmesidir. Sevmeye ve sevilmeye layık olduğunu derinden bilmektir. Hayatın her alanında kendi sorumluluğunu yüzde yüz alabilme gücüdür. Kendinin ve başkalarının içindeki iyiyi ortaya çıkarabilme yetisidir. Özdeğer, özgüven, özfarkındalık, özsaygı, özsevgi ve özsorumluluğun bir arada olmasıdır. Sevebilme ve empatik olabilme yetisidir. Hem alçakgönüllü, hem cesur olabilmektir. Hayat boyu gelişime ve yeniliklere açık olmaktır. Yüksek özsaygı, kendini beğenmişlik değildir. "Başkaları ne düşünür" e göre davranmak değildir. Kendini başkalarından üstün ya da aşağıda görmek değildir. İş hayatındaki başarılarla, ünle, parayla, konumla, ünvanla geliştirilemez; çünkü dışsal kaynaklı değildir. 0-6 yaş arasında temeli oluşan özsaygımızı bilinçlenerek geliştirebiliriz. ÖZSAYGI, "evet" demek istediğinde "evet", "hayır" demek istediğinde "hayır" diyebilmektir. ÖZSAYGI, evde tek başınayken aynada gördüğün kişiyi güvenilir bulmak, ona saygı ve sevgi duyarak gülümseyebilmek, "bu insan benim dostum" diyebilmek, karşı cins olsaydı onu eş olarak seçmeyi arzu edebilmektir. ÖZSAYGI, kendini beğenmişlikten kendini beğenmeye doğru yapılan bir yolculuktur...! Bu, değerlilik ve yeterlilik duygularınızı geliştireceğiniz, derin bir kendi gücünü keşif çalışmasıdır...! Devamı

İLETİŞİM...

2013-11-15 17:51:00
İLETİŞİM... |  görsel 1

İlk öğrendiğimiz şeylerden birisi konuşmak olduğu için iletişimi "bildiğimizi" varsayarız. Konuşmaktan çok daha öte olan iletişimi gerçekte ne kadar biliyoruz? NEDEN bazı insanlara anında kanımız kaynıyor ama en sevdiğimiz arkadaşımızın arkadaşı tanıştığımız an bizi rahatsız ediyor? NEDEN çocuklarımızdan birine kendimizi daha yakın hissederken diğerine aynı duyguyu hissedemiyoruz? NEDEN ilk bakışta sevimli bulduğumuz insan bir süre sonra bizi ilk anda çeken özellikleri yüzünden itici hale geliyor; gözümüzde, bonkörlüğü müsrifliğe, rahatlığı sorumsuzluğa, kendine güveni ukalalığa dönüşüyor? NEDEN başka şirkette çalışırken bin bir zahmetle kadromuza aldığımız eleman, şimdi bize hiçbir işe yaramadığı duygusu veriyor? NEDEN yıllardır en derin sırlarımızı paylaştığımız dostumuzla artık iletişimin koptuğunu hissediyoruz? NEDEN iyi niyetli davranışlarımıza bile olumsuz tepkiler alıyoruz? NEDEN zor insanlar karşısında zorlanıyoruz? NEDEN insanlar bizi yanlış anlıyor? NEDEN zaman zaman da olsa kırıcı olabiliyoruz? NEDEN sonradan pişmanlık duyacağımız tepkiler veriyoruz? NEDEN sık sık istemediğimiz sonuçlarla karşılaşıyoruz? NEDEN her zaman yeterince inisiyatif alamıyoruz? NEDEN insanlarla eşit ilişki kurmakta zorlanıyoruz? Sözlü iletişim, ,iletişim buzdağının tepesidir. İletişimin yazılı olmayan "yasalarının" bilincine varmak, bizleri şişe içindeki mesajımızı denize emanet etmekten kurtarır. Bizler, iletmek istediğimiz mesajın etkin taşıyıcısı haline geliriz...! Devamı

ŞİMDİ AYKIRI OLUN...!

2013-11-14 08:43:00
ŞİMDİ AYKIRI OLUN...! |  görsel 1

Mor giymek için yaşlanmayı beklemeyin...!!! Yaşlılar ve çocuklar nasıl yaşanacağını bilirler. Hayatın başında ve sonundakiler en eğlenceli olanlardır. Başkalarının ne düşündüğünü umursamazlar. Daha iyisini bilemeyecek kadar genç ya da umursamayacak kadar yaşlıdırlar. Bizim gibi ortasında olanlar ise, onlardan bir iki şey öğrenebilirler. Birçoğumuz, hiç sevmediğimiz kıyafetlerin altına bile uygun ayakkabı giyiyor olmaktan, duvar kağıtları gibi, bizi bir örnek yapan kıyafetlerden, her zaman uygun davranışlar sergiliyor olmaktan ve bu yüzden de kimsenin bizim yaşıyor olduğumuzu farketmemesinden, hiç dikkatsizce yürümemekten, hiç küfür etmemekten, kimseyi utandırmamaktan, gülmemekten ya da şarkı söylememekten ne kadar yoruluruz. Doğru davranmaktan yorulmuşuzdur. Ben de...! Bazen kalabalık bir asansörde yanlış yerde durarak kendi kendinize konuşmak ya da bir çocuk şarkısı söylemek istersiniz. Bazı günler bir iş toplantısında herhangi bir enstrüman çalmayı ya da postanede sırada beklerken birden ayaklarınızı yere vurarak dans edebilmeyi dilersiniz. Daha çok insan "Eğer gidecekseniz, tümden gidin" sloganını benimseseydi hayat ne kadar da keyifli olurdu ya da en azından daha çok mor giyselerdi...!!! Sürekli mantıklı olmak, iyi örnek oluşturmak, tüm kurallara uymak ne kadar da sıkıcı. Üzerinde, "Bütün kurallara uyuyorsanız, eğlenceyi kaçırıyorsunuz demektir!" yazılı bir kartı çok sevmiştim. "Warning" şiiri, Amerika'da "Kırmızı Şapka Topluluğu" nu kuran bir grup kadına ilham olmuş. Elli yaş ve üzerindeki kadınlar sırf eğlence ve saçma davranmak için bir araya gelirler. Kendi tanımlarıyla bu "anti-organizasyon" un birkaç kuralı vardır. Elli yaş ve üzerindeki kadınlar tam olarak kıyafet yönetmeliğine uyarak kırmızı şapka ve mor kostüm giyerler. Elli yaşın altındakiler ise pembe şapka takarlar ve eflatun kostüm giyerler. Henüz büyükleri kadar gösterişli olma hakkını kazanmamışlardır. Hayatımda şu ana dek yaptığımı hatırladığım aykırı bir şey olmadığını düşünüyor... Devamı

EĞER BİR İLİŞKİ GİZLİ KALMASI GEREKİYORSA...

2013-11-12 17:05:00
EĞER BİR İLİŞKİ GİZLİ KALMASI GEREKİYORSA... |  görsel 1

SİZİN İÇİNDE OLMAMANIZ GEREKİR...! **** Flört etmekle ilgili temel kurallar vardır. Bu kuralları hatırlamak kolaydır. Kurallar, "GÜVEN" kelimesinin baş harflerinden oluşuyor. Beş önemli kurala dikkat etmek ve en önemlisinin de birinci kural olduğunu bilmek gerekiyor. (G)izlilik: İlişki halk yoklamasını geçebilecek mi? Eğer bir ilişkinin gizli kalması gerekiyorsa, sizin içinde olmamanız gerekir. (Ü)züntü: Bu ilişki size zarar veriyor mu? Herhangi bir şekilde sizi aşağılıyor mu? (V)arlık: Bu ilişkide ilgi ve bağlılık var mı? (E)ndişe: Bu ilişkiyi acıdan kaçmak için mi sürdürüyorsunuz? (N)iyet: Bu ilişkiden gerçekten memnun musunuz? Bu, çok güzel bir başlangıç noktasıdır. Bunlara cevap verdiğiniz andan itibaren , bir erkekte aradığınız en önemli şeyin ne olduğunu bilirsiniz. Birinden etkilendiğiniz zaman hemen kendinize şu soruyu sorun: "Yeni bir ilişkiye tam olarak başlamaya hazır mıyım?" Eğer değilseniz, zaten yapacak bir şey yok. Zaman geçtikçe, flört etmek için kendi tavsiye listenizi oluşturun: Uygun olmayan erkeklerden uzak durun: Eşcinseller, coğrafi konumu uygun olmayanlar, evliler, nişanlılar, diğer potansiyel adayları uzaklaştıracağı için sizinle olduğunu kimseye söylemeyenler. Sır saklamayın: Kocası tarafından yıllarca aldatılan çok yakın bir arkadaşım var. Bu sadece bir aldatma değildi, bir yaşam tarzıydı. Bu sırada da, ikisi ilişkilerini düzeltmek için evlilik terapistine gidiyorlardı. Yakalanana ve evlilik sona erene kadar o terapilerde başka bir kadının varlığını asla kabul etmedi. Başka bir arkadaşım da evli bir adamla beraberdi. Karısını terk edip kendisiyle evleneceğini düşünüyordu. Ona sürekli, "Eğer karısını aldatan bir adamla evlenirsen, ileride o kadın sen olursun" dedim. Aynısı erkekler için de geçerli. Eğer kız arkadaşınız kardeşine, annesine, arkadaşlarına ya da eski sevgilisine sizden bahsetmiyorsa o ilişkiyi sürdürmenin bir anlamı yok. Bir başkasının oyuncağı olmaya hiç gerek yok. Eğer sizinle birlikte olduğunu açık ve dü... Devamı

Fotoğraf

2013-11-12 16:15:00
Fotoğraf |  görsel 1

Devamı

GELECEK ÜZERİNE...

2013-11-11 19:15:00
GELECEK ÜZERİNE... |  görsel 1

Hep öğrenmek istediğim, bir türlü cevabını alamadığım bir soru vardır: "Kaderimizi biz mi belirliyoruz?" Bence hayatımız bir film şeridi gibi Allah'ın önündedir. Tüm hayatımız... Geçmişimizi ve geleceğimizi gösteren tüm kareleri oradan görebilir, kolay kolay müdahale etmez. Hayatımızı ve kaderimizi biz belirleriz..." Başımıza neler geldiğinden çok, bizim içimizde neler olduğu önemlidir. Hayatımızın % 10'unu belki dış faktörler belirler, % 90'ını ise bizim yaptıklarımız ve yapmamız gerektiği halde yapmadıklarımız belirler. Bundan nasıl bir sonuç çıkarabiliriz? Allah'a inanalım; ama arabamıza da alarm taktıralım. Hayatın tam bir "Kendin pişir, kendin ye." olduğunu düşünüyorum. Ne pişirirsek onu yeriz. Tatil köylerinde üç yaşındaki Alman çocuklar kendi yemeklerini kendi yer, bizim beş yaşındaki çocukların anneleri peşlerinde yemek yedirmek için koştururlar. Başarı nedir? Tüm Amerikan filmleri bize başarıyı empoze eder. Modern zaman hikayeleri hep başarı üzerine kurgulanmıştır. Film kahramanı en sonda hep başarır. Ya birinci seçilir, ya öcünü alır, ya sevdiği kız onun olur, ya da filmin başındaki kötü takım yeni antrenörüyle birlikte şampiyon olur. Zenci okulunda beyaz hoca ele avuca sığmaz sınıfı adam eder, alkışlarla okuldan ayrılır. Filmlerdeki Amerikalı kahramanlar hep başarır, biz "mutlu(!)son" la bitiririz filmi. Hep başaranlar vardır sahnede, onlarla tatmin oluruz. Onların kullandığı ürünleri kullanır, iyice rahatlarız. Göstergeler hep başarı üzerine kuruludur. Elimizde patlamış mısır ve kola, Bruce Willis'in başarılarını seyretmek; bir elimizde kalem, bir elimizde defter kendi başarımız için çalışmaktan daha kolaydır. Filmler yerine hayatı dikkatle gözlerseniz, bir kazananın etrafında onlarca kazanamayan olduğunu görürsünüz. Kaybettiğinizde en azından alınacak dersi kaybetmemekte fayda var. Belki de başarı bize okulların, TV programlarının, filmlerin etrafımızdaki lüks arabaların aşıladıkları değildir. Başarı istediğimizi elde etmemizdir, ... Devamı

UNUTMADIK, UNUTMAYACAĞIZ, UNUTTURMAYACAĞIZ...!

2013-11-10 02:31:00
UNUTMADIK, UNUTMAYACAĞIZ, UNUTTURMAYACAĞIZ...! |  görsel 1

EN BÜYÜK SORUNUMUZ: YALAN SÖYLEMEK VE YALANA İNANMAK...! Büyük Atatürk'ün büyük özellikleri içinde en büyük özelliği, "yalan söylememiş" olmasıdır. Bu özelliği bir yana "O", yaşamı boyunca yalan söylemeye gerek bile duymamış, yalan söylemeyi aklının ucundan bile geçirmemiştir. Çünkü yaptığı her işi, Türk Milleti'nin yararına olduğuna inandığı ve yararına olduğunu bildiği için yapmıştır. Çanakkale'de askere, "Size ölmeyi emrediyorum" buyruğunu verdiği anda bile doğru olduğuna inandığı, doğru olduğunu bildiği yolunu ve sözünü saptırmamıştır. Onun için alnı da, vicdanı da her zaman tertemizdi. Tük ulusu, Atatürk'ün kendisini aldatmadığına inandığı için onunla bütünleşmiş, ona güvendiği için Kurtuluş Savaşımız'da onunla omuz omuza savaşmış, Cumhuriyet'imizin ve devletimizin kuruluşunda da onun için, onunla adım adım yürümüştür. Atatürk'ün varlığının Türk ulusu için büyük bir talih olduğu yadsınamaz. Fakat Türk Ulusu'nun içindeki belirli bir kesimin varlığının da, Atatürk'ün büyük talihsizliği olduğu yadsınamaz. Cumhuriyet'in ilk günlerinde, çıkarabildikleri seslerine bakarak "bir avuç" ölçeğiyle boyunun ölçüsünü saptadığımız bu kesim, "halkın, halk tarafından, halk için yönetildiği" sınırlarıyla bize tanıştırılan demokrasi döneminin rehaveti içinde sesini yükseltebildiğinde, önce dilini Atatürk'e kadar uzatabilmiş, sonra elindeki taşı Atatürk'e kadar fırlatabilmiştir. Türkiye'de demokrasi döneminin ilk yıllarında çıkarılan ve bugün de yürürlüğünü sürdürmekte olan "Atatürk'ü Koruma Kanunu" adlı yasanın varlığı, hem Atatürk dönemi gençliğinin, hem bugünün gençliğinin alınlarındaki "Görevini kullanmamak" suçu damgasıdır. Ulusuyla omuz omuz omuza vererek düşmandan kurtardığı vatanında, o ulusunun içindeki düşmanlarından kendisini koruyabilmek için yasa çıkarmak zorunda kalmamızı da, alınlarımızda bu suçun damgasını taşıyor olmamızı da o iyi ki görmedi, iyi ki duymadı. Atatürk'e karşı çıkan "o zamanların bir avuç" kişisinin ortak özelliği, halkın dinsel ... Devamı