DOĞAL OLMAK...!

2013-11-06 22:49:00
DOĞAL OLMAK...! |  görsel 1

Davranışlarımızın ne kadarı doğal, ne kadarı öğrenilmiş hiç düşündünüz mü? Verdiğimiz tepkilerin, kararlarımızın ne kadarı gerçekte bizim? Belki acılar karşısında tepkiler bile tam olarak kendimizin değildir. Bize roller öğretirler ve onları oynarız belki de, ne dersiniz? Kendimizin ne kadarı acaba kendimiz? Ne kadarını ise oynuyoruz? Etrafınıza bir bakın, çevrenizdeki insanların yaratılmış tiplemeler olduğunu göreceksiniz. Yeşilçam'ın, Hollywood'un, TV kanallarının yarattığı tiplemeler... Yaş grupları aşağıya doğru indikçe bu standartlaşmanın daha da arttığını göreceksiniz. İngilizceden tüm lise boyunca çakıp, Türkçeyi İngilizce vurgularla konuşan, aynı beden dilini kullanan, aynı tepkileri veren standartlaştırılmış bir grup... "Globalizasyon" denilen şeyin "Amerikazasyon" olduğunu hayretle göreceksiniz. Amerikalı gibi giyinirler, Amerikalı gibi yerler ve Amerikalı gibi müzik dinlerlerse bir süre sonra Amerikalı gibi düşünürler ve onları istediğiniz gibi yönetirsiniz. Etrafınıza bakın; taklit TV yıldızları göreceksiniz. Taklit Tarkan yürüyüşleri, Brad Pitt duruşları, Nicole Kidman gülümsemeleri, vs. vs...!!! Şimdilerin "Özgün", eskilerin "Nev-i Şahsına Münhasır" dedikleri insanlar azalıyor. Kendine özgü, farklı insan... Anthony Robbins'in "Sınırsız Güç" kitabını okudunuz mu? Kitap; motivasyon, aileye verilen değer ve başarı üzerine. Komik olan yanı da var: "Karısı Anthony Robbins'den boşanmak istemiş ve basına yaptığı açıklamada 'Boşanma nedenim, eşimin başka kadınları motive etmesidir.' demiş...!!! İletişimde en önemli adımlardan biridir, kendimiz olmak. İki travesti kaza geçirmişler,biri ötekini çok ince ve işveli bir sesle: "Orkidee, Orkidee" diye hafif hafif dürtmüş. Bakmış ses yok, durum ciddi, gür bir sesle sarsmaya başlamış: "Nurettin Abi, Nurettin Abi...!!!" Eğer birilerini oynuyorsanız çok yorulursunuz, düşünün sanki devamlı üzerinizde spotlar var ve rol yapmak zorundasınız. Dermana sarılmadan önce derdi bilmek gerek. Şeyh Edebali, ... Devamı

İLİŞKİLERİMİZ...

2013-11-05 21:15:00
İLİŞKİLERİMİZ... |  görsel 1

İnsanlarla ilişkilerimiz, gözümüzü dünyaya açtığımız anda başlar ve hayatımızın sonuna kadar sürer. Dünyanın neresinde olursa olsun, başarılı ve uyumlu insanlara baktığımızda, insanlarla iletişimde birer dahi görürüz. İnsanlarla ilişkilerimiz geliştiği oranda, huzurumuz, hayattan aldığımız doyum, iş hayatımızdaki başarı ve belki gelirimiz de artacaktır., İşten ilişiği kesilen on bin kişi üzerinde yapılan araştırmada, yüzde seksen beşinin işten ayrılma sebebi, diğer çalışanlarla iyi ilişkiler kuramamalarıymış...! Kendinizi ne kadar iyi hissederseniz, kendinizi ne kadar severseniz, diğer insanları da o kadar sevip, kabul edip saygıyla davranırsınız. Özgüvenimiz düşük olduğunda, her şey ve herkes canımızı sıkar, insanlarla olan diyaloglarımız bozulur. Özgüvenimiz yüksek olduğunda ise, kendimizi, hayatı ve insanları severiz. Başkalarıyla birlikte olmaktan keyif alırız. Bunun ışığında, iletişim kurarken yapabileceğimiz en yerinde şey, insanların özgüvenlerini arttırmaya çalışmaktır. Yüksek bir özgüvene sahip olan kişi, doğal olarak ve bir çaba sarf etmesine gerek kalmadan insanlarla iyi ilişkilere sahip olur. Tanıdığınız herkesin özgüveni olması gerekenin altındadır. Herkes kendini daha değerli görüp daha çok sevmek ister, kendini daha iyi hissetmek ister. En üst başarı seviyesindeki insanların bile daha fazla ve tekrar tekrar perçinlenen bir özgüvene ihtiyaçları vardır. Durum buysa ve hepimiz aynıysak, günlük olarak özgüvenimizi arttırıp destekleyecek şeylere ihtiyaç duyuyorsak, başkalarının özgüvenini arttırdığımızda, insanlarla olan ilişkilerimizi geliştirebiliriz. Peki, insanların kendilerini iyi hissetmeleri için ne yapabiliriz? Ya da insanlar bize nasıl davrandıklarında kendimizi iyi hissederiz? Bunu tek bir cümleyle özetleyebiliriz: İnsanların kendilerini önemli hissetmelerini sağlayın. Bunu açarsak, insanların kendilerini önemsiz hissetmelerine yol açacak bir şeyi hiçbir zaman yapmayın...!... Devamı

BENİM SORUNLARIM VAR...!

2013-11-04 15:29:00
BENİM SORUNLARIM VAR...! |  görsel 1

Eğer bu sabah hastalıklı değil de, sağlıklı uyanmışsanız, 1 hafta sonrasını göremeyecek olan 1 milyon insandan daha şanslısınız. Bir savaş tehlikesi ve işkence görmek ihtimaliyle, aç kalma korkusu ile karşı karşıya değilseniz, 500 milyon insandan daha iyi durumdasınız. Tutuklanmaktan, işkence görmekten veya öldürülmekten korkmadan yaşıyorsanız 3 milyar kişiden daha şanslısınız. Buzdolabında yiyeceğiniz, üzerinizde elbiseniz ve başınızı sokup uyuyabileceğiniz bir eviniz varsa, dünyadaki insanların %75'inden daha zenginsiniz demektir. Bankada ve cüzdanınızda para varsa, dünyanın en şanslı %8'i arasındasınız. Anneniz, babanız sağ ise, siz bu dünyada nadir kişilerden birisiniz. Bu yazıyı okuyorsanız, okuma-yazma bilmeyen 2 milyar kişiden biri değilsiniz. Şimdi ya şükredin ve hedeflerinize odaklanın ya da her zaman yaptığınız gibi gereksiz işlerle uğraşarak hayatınızı boşa harcayın ve hayattan şikayet etmeye devam edin...! Devamı

KORKU, GURUR, DÜŞÜK ÖZGÜVEN...

2013-11-03 14:31:00
KORKU, GURUR, DÜŞÜK ÖZGÜVEN... |  görsel 1

Bizi sormaktan alıkoyan en büyük üç engel...! Soru sormamızın önündeki en büyük engel korkudur. Hayır deseler bile başlangıç noktasından daha kötü bir durumda olmazsınız. Dilimizde insanları ölümden daha fazla korkutan bir kelime vardır; "HAYIR!" Bazılarımız bu cevapla karşılaşmamak için sormayı erteler ya da hiçbir zaman sormaz. Cesaretimizi toplasak bile, tereddütle sorarız. Siz reddedilme korkusuyla, neleri ne zamandır sormayı erteliyorsunuz? Kendinize ve yeteneklerinize güvenmek iyidir. Ama gururun kötü bir şekli, başkalarından daha iyi olduğunuz hissine kapılmaktır. Gurur engeline takılanlar, kendi kendilerine yeterli olmaları gerektiğini düşünürler. Sormak ya da istemek, diğer insanlara ihtiyaçları olduğunu ve diğer insanlar yardım ettiklerinde onların üzerinde bir güçleri olacağını düşünürler. Bu hataya düşmeyin, hepimizin yardıma ihtiyacımız olduğu zamanlar vardır. Ayrıca unutmayın, tek başınıza başarılı olamazsınız. Ne kadar çok insandan destek alırsanız, o kadar hızlı yol alırsınız. Bir gün onlar da sizden yardım isteyebilirler. Sormayı ya da tavsiye almayı reddetmek bağımsızlık demek değildir. 'Ben yeterince güçlüyüm, her şeyle başa çıkabilirim' tuzağına düşmeyin. Başarılı insanlar, bulundukları noktaya ihtiyaçları olan yardımı tekrar tekrar istemekten çekinmedikleri için gelebildiler. Hiç kimse tek başına başaramaz. Bazılarımız kendimizi yardıma layık görmeyiz. Bazılarımızın düşük özgüveni vardır ve bunun yansıması hayatımızın her alanında görülebilir. Kendimizi başarısız görürüz. Olumsuz duyguların arasına sıkışarak insanların yardımlarını isteyemez hale geliriz. Joe Girard dünyanın en başarılı satış elemanlarından biridir. Ama her zaman başarılı değildi. Bıçağın kemiğe dayandığı bir an vardı. İşen ayrılmıştı, arabasına icra gelmek üzereydi. Aylık borçlarını ödeyemez hale geldiği için evi tehlikedeydi. Alacaklılarla karşılaşmamak için evinin arka kapısını kullanıyordu. Bir akşam karısı, çocukları için evde yiyecek olmadığını söyledi. Joe G... Devamı

OLUMSUZ DUYGULARDAN KURTULUN...

2013-11-02 19:51:00
OLUMSUZ DUYGULARDAN KURTULUN... |  görsel 1

Sorunlarınızı sürekli zihninizde tutmaya devam ederseniz, onları kendi ellerinizle birer canavara dönüştürmeye başlarsınız. Çok geçmeden de sizi yok ederler. Zamanınızı ve enerjinizi sorunlara değil, çözümlere odaklayın. Bunun için öncelikle olumlu bir ruh hali içerisinde olmanız gerekiyor. "Genç bir boksör, iri yapılı bir şampiyonla karşılaşmıştı. Genç boksör 6.raundda yoruldu. Raund bitmişti. Hakem kulağına eğilerek 'Dayan. Onun da senin gibi iki eli var.' dedi. Bu söz, genç boksörü harekete geçirdi. O kadar azimli dövüştü ki, sonunda maçı kazandı." Küçük bir işletmemiz varsa, büyük işletmelerden korkarız. Bugün bizden daha ileride olan insanlara bakarak korkarız. Rakiplerimiz sihirbaz değil, onların da sadece bir kafaları var, onlar da insan. Belki de, birisi o korkan küçük işletmeciye hakemin boksöre söylediğini söyleseydi başarıdan başarıya koşardı. Kaybetmek ihtimalini aklınıza getirmeyin. Futbol maçlarının birçoğu son birkaç dakikada kazanılır. Dayanıklı ve cesursanız, sizden çok zeki ve yetenekli, ama cesaretsiz ve dayanıksız birinden çok daha üstünsünüz demektir. Hayatta ilerlemek istiyorsanız, dert üretme hastalığından vazgeçmeniz gerekiyor. Birçok korku ve endişe kendiliğinden sizi bulabilecekken, onlardan daha fazlasını aramaya çıkmanıza ne gerek var ki? Hayatımızı bir adım ileri götürmek istiyorsak, her türlü olumsuz duyguyu kendimizden uzaklaştırmaya mecburuz. Bazı kimselerin başarıya ulaşamama nedeni, hafızalarında gereksiz yere yaşattıkları kötü anı ve duygulardır. Yapmamız gereken, başarısızlık olasılıklarını düşünerek mahvolmak değil, kabiliyetlerimizi geliştirmektir. Korku olumsuz bir duygudur. Şüphe ise olumsuz duyguların en kötüsüdür. Kanserle bile yarışabilir. Büyük insanları alır ve yok eder. Herkes zamanla yüreğinde arzuladığı kişi olabilir ve başarıyı yakalayabilir, eğer ona yoğunlaşıp, bütün gücünü gerçekleşmesi için harcarsa. "Bir gün bir köylünün eşeği kuyuya düşmüş. Hayvan düştüğü kuyudan acı acı feryat edip dur... Devamı

ÖNCELİKLERİNİZ...!

2013-11-01 16:33:00
ÖNCELİKLERİNİZ...! |  görsel 1

"İki tavşan kovalarsan, ikisi de kaçar..." ***** Hedefleriniz birbirleriyle ve ulaşmak istediğiniz dünyayla bir uyum içerisinde olmalıdır. Günlerinizin yarısını plajda geçirmeyi istemekle, bulunduğunuz konumda varlıklı ve başarılı olmayı aynı anda isteyemezsiniz. Hedeflerinizin zamanlamasının doğru olduğundan emin olun. İki çocuk yapıp, bir yandan doktoranızı tamamlayıp kariyerinizi önünüzdeki üç dört yıla sığdırmanız zor olur. Bunlardan şu anda sizin için en önemli olanını seçmelisiniz. Diğer hedefleriniz, bu hedefinizi engellemeden, konsantrasyonunuzu bozmadan, aynı anda ulaşılabilecek hedefler olmalıdır. Birçoğumuzun yaptığı hata, birçok şeyi aynı anda istemektir. Bu durumda çabalarımızı ve enerjimizi odaklayamadığımız için hiçbirini gerçek anlamda başaramayız. Birçok hedefiniz olabilir, ama hayatta başarmak istediğiniz öncelikli bir hedefiniz olmalı. Bu aynı anda başka hedefleriniz olamaz anlamına gelmiyor. Sadece, üç tane hedefi aynı anda düşünüp aynı önemi veremezsiniz. Bu konsantrasyonunuzun dağılmasına sebep olur. Öncelikli hedefinizi bulduğunuzda tüm hayatınız rayına girer. Bu her gün kullandığınız arabanın motor gücünün üç katına çıkmasına benzer. Adeta uçarsınız. Daima hedeflerinize inanmalısınız. Şu anda bulunduğunuz yerden çok ileride, başarma ihtimalinizin düşük olduğu ya da hayal gücü sınırlarınızı zorlayacak bir hedef belirlerseniz, başarabileceğinize inanmakta güçlük çeker, yürekten çalışamazsınız. Bir süre sonra inancınızı tamamen kaybederek, vazgeçer ve kendinizi yenilmiş hissedersiniz. Hedeflerinize inanmalısınız, hedefleriniz gerçekçi olmalı, ama hedefleriniz şu anda bulunduğunuz yerden ileri sıçramanızı da sağlamalı. Yeni şeyler denemek zorunda bırakmalı, kendinizle ilgili yeni şeyler keşfettirmeli. Hedef belirlerken, sadece bugünkü şartlarınıza ya da sergilediğiniz insana bakarak değerlendirmeler yapmayın. Kendinizi zorlayacak hedefler belirleyin. Hedefinize doğru yol alırken birçok şey değişecek.... Devamı

SİZ NE YETİŞTİRİYORSUNUZ...?

2013-10-31 15:03:00
SİZ NE YETİŞTİRİYORSUNUZ...? |  görsel 1

Kendinizi nasıl hissettiğiniz, hangi yöne adım atacağınızı; neyi, nasıl düşündüğünüzse nasıl bir kişi olacağınızı belirler. Aslında ilkelerin çok önemli olmasıyla birlikte başarının sırrı neyi, nasıl düşündüğünüzdür. Doğru ilkeleri benimseyip kim ve ne olduğunuza saygı duyarsanız başarının doruğuna tırmanırsınız. Bir klasik olan "As a Man Thinketh" (Bir Adam Sanıyor olarak) kitabında James Allen şu ifadeleri yazmaktadır: "Kişinin aklı, bir bahçeye benzetilebilir. Bir bahçıvanın bahçesine bakması; toprağı çapalaması, zararlı otlardan temizlemesi, koruması ve gereksinim duyduğu meyve ve çiçekleri yetiştirmesi gibi insan da akıl bahçesinin bakımıyla meşgul olmalıdır. Aklını tüm yanlış, yararsız ve kirli düşüncelerden arındırmalıdır. Doğru, yararlı, saf ve temiz düşünceleri geliştirmelidir. Bu süreç içerisinde er geç ruhunun bahçesinin efendisi ve hayatının yöneticisi olacaktır. Bu kişi aynı zamanda iç dünyasında düşüncenin yasalarını da anlamaya başlar. Düşünce gücünün ve akıl bileşenlerinin, kişiliğini, koşullarını ve yazgısını oluşturmadaki işlevini giderek artan bir açıklıkla kavrayabilir." Bir bahçe gibi "Mazeret yok!" yaşamı da bakım ve alaka gerektirir. Daha derinlere nasıl kök salacağınızı öğreneceksiniz. Amacınızı ve azminizi güçlendirdikçe insanlardan ve olaylardan ilham almayı daha iyi başaracaksınız. Gelişmenize yön verecek olan şey; yeni şeyler öğrenmeye, yeni fırsat ve deneyimlere atılmaya ne kadar istekli olduğunuzdur. Yolunuza hangi engeller çıkarsa çıksın, bunlardan daha iyi sonuç almaya başlayacaksınız. Zorlu dönemlerde bile gelişmenin ve başarılı olmanın yolunu öğreneceksiniz. İnanıyorum ki kendinize olan saygının bunları başarmanın temel unsurlarından biri olduğunu fark edeceksiniz. Devamı

İYİ ŞANSLAR...!

2013-10-30 18:38:00
İYİ ŞANSLAR...! |  görsel 1

Bazı insanların nasıl doğru zamanda, doğru yerde bulunabilecek kadar şanslı olabildiğini merak ettiniz mi? Aslında, hepimiz doğru zamanda, doğru yerdeyiz. Sadece bazı insanlar bunu bilmez, bazıları da buna hazırlıklı değildir. "Şanslı" olduğunu söylediğimiz insanlar fırsatı görebilen ve ondan faydalanmaya hazırlıklı olanlardır. Fırsat her zaman vardır. En umutsuz zamanlarda bile yapılması gereken şeyler vardır. Bunları yapmak üzere bir adım öne çıkanlar başarının tadını çıkaran" şanslı" insanlardır. Fırsat daima mevcuttur, ancak nadiren kendini açıkça gösterir. Şanslı olabilmek için herkesin baktığı ve hiçbir şeyi görmediği yerdeki fırsatı görebilmeyi öğrenmeniz gerekir. Bu da açık fikirli olmayı ve "at gözlüğünü" çıkararak düşünmeyi gerektirir. Bunun için de her zaman "Ya şöyle olsaydı...?" diye sorgulayarak olayları birçok farklı açıdan görmeniz gerekir. Bu, olayları duyguların etkisinde kalmadan görebilmeniz için bir miktar tarafsız olmayı gerektirir. Şanslı insanlar aynı zamanda fırsatlara hazırlıklı olanlardır. Hazırlıklı olmak, öncelikle disiplin gerektirir. Disiplin ise kolay değildir. Uzun bir süre aralıksız emek vermenizi gerektirir. Yeni beceriler edinmek, yeni bağlantılar kurmak vs. disiplin işidir. Keşfettiğiniz fırsatlardan yararlanmak için ihtiyacınız olan şeyler bunlardır. Şanslı mı olmak istiyorsunuz? O zaman gözlerinizi açın ve çevrenizdeki fırsatları görün, onlardan azami faydayı sağlayabilmek için gerekli disiplini edinin. Sürekli hayal kırıklığına mı uğruyorsunuz? Güzel...! Tony Robbins, bize tüm başarılı insanların "başarının, hayal kırıklığının öteki tarafında gizli olduğunu" bildiğini söyler. Hiç hayal kırıklığına uğramayanlar, asla hiçbir şeye teşebbüs etmeyen insanlardır. Eğer eyleme geçiyor ve hedeflerinize ulaşma yolunda çalışıyorsanız, düzenli aralıklarla hayal kırıklığı yaşayacaksınız. İnsanlar sözlerinde durmaz, planlananlar uzun sürer, kazalar olur... Yolunda gitmeyebilecek binlerce şey vardır. Ancak bu sizi durd... Devamı

CUMHURİYET'İMİZİN 90. YILI KUTLU OLSUN...

2013-10-29 17:53:00
CUMHURİYETİMİZİN 90. YILI KUTLU OLSUN... |  görsel 1

Aynı Bayrağın Kutsal Sevincini Taşıyanlar... Gün ışıdı ışıyacak... Ankara'da sabah oluyor nerdeyse... Günün ilk ışıkları ilk kez vuruyor Anıtkabir'e... Oradan yansıyıp yayılıyor dalga dalga görkemli şehrin üzerine... Moru sarıya, sarıyı beyaza dönüştürerek, hayat veren bu ışıkların ilk düştüğü yerde, bir başka hayat veren yaşıyor... Tutsak, ezilmiş, sömürülmüş, insanlıktan uzak yaşama terk edilmiş bir ulusu silkeleyen, onu şerefli geçmişine yakışır bir yaşam ortamına çeken, ona bağımsızlığını tattıran, ona özgürlüğün kutsallığını öğreten, ona insan olmanın en yüce onuruyla, bir başka hayat veren yaşıyor... Güneş dediniz mi ilikleriniz ısınır. Ağaçlara su yürür. Dallar baharlanır, cansızlar canlanır. Anıtkabir'de yatanın adını andığınızda da öyle olur işte. Atatürk denilince, silkinirsiniz, uyanırsınız... Uygarlığa, kardeşliğe, barışa, insanı insan eden ilkelere, aydınlık yarınlara doğru koşarak canlanırsınız.... İkisi de can verendir... İkisi de hayat verendir... Biri doğada, diğeri düşünde, sosyal yaşamda, ulus bilincinde, yurt sevgisinde... Ne zaman güneşten yoksun kalsanız önce ürperir, sonra üşür, daha sonra sararıp solarsınız. Çarpar sizi güneşsiz olmak... Hasta olursunuz. Benliğinizin nasıl yok olduğunu, kemirildiğini, iskeletinizin çöktüğünü hissedersiniz. Atardamar atmaz, işleyen yürek işlemez, gören gözler görmez olur. Yaşayamazsınız güneşsiz bir dünyada... Atatürk ilkelerinden uzaklaştıkça, aynı toprakta yaşayan, aynı bayrağın kutsal sevincini taşıyanlar, binlerce, on binlerce, yüz binlerce şehit kanı ile sulanmış olan, bu toprakların gerçek değerini bilmez olurlar; ay yıldızlı bayrağın kutsallığındaki tada varamaz, düşman kesilirler. Durur damarlarındaki asil kan, akmaz olur. Muhtaç olduğu kudret, onu bu ihanetten dolayı terk eder, gider. Soluk alıp verişinde özgürlüğü değil, sömürülmeye yönelişi, tutsaklığa zincirlenişini yaşar. Gören gözlerinde alabildiğine uzanan kendi yurt toprakları değil, ona göz dikmiş olanların yangın yerine çe... Devamı

HAYAT ADİL DEĞİLDİR...

2013-10-28 15:50:00
HAYAT ADİL DEĞİLDİR... |  görsel 1

"Haksızlık bu", küçük çocukların en sevdiği laflardan biridir. "Onun kurabiyesi daha büyük. Haksızlık bu." "Onun balonu mor, benimki niye kırmızı? Haksızlık bu." Sanırım çocuklarımıza eşitlik ve adaleti öğretirken onlara hayatın adil olduğu ya da olması gerektiği izlenimini veriyoruz. Oysa hiçbir şey bu kadar gerçeklikten uzak olamaz. Hayat adil değildir. Dahası, adil olmasını da istemezdik zaten. Eğer adil olsaydı, biz de yerimizde sayardık. Ne kadar sıkıcı olurdu düşünsenize. Herkeste aynı araba, aynı tip ev, aynı eğitim, aynı maaş, aynı karakter, aynı fizik, her şeyin aynısı olurdu. Kim böyle bir hayat ister? Hayat adil değildir, çünkü hayat biz ondan ne üretirsek odur ve hepimiz onu farklı yaşamayı seçeriz. Kimileri için öncelikli olan bir şey, başkası için hiçbir şey ifade etmez. Büyük ihtimalle biz anlaşıp hep birlikte bunu istemediğimiz sürece hayat adil olmayacaktır; hem neden böyle bir şey isteyelim ki? Hayatın heyecanı, meydan okuması, çeşitliliği, özü tam da onun adaletli olmamasındandır. Bazı insanlar her türlü ayrıcalıkla doğarlar, kimileri ise hayatını kolaylaştıracak hiçbir şeyi olmadan. Bu adil mi? Hayır. Hayatı yaşamaya değer yapar mı peki? Kesinlikle. Siz başkalarında olmayan bazı ayrıcalıklara sahipsiniz. Başkaları da sizde olmayan ayrıcalıklara sahip. Böyle gelmiş, böyle gider. Hepimizin kendi yükleri ve keyifleri var, öğrenmek ve büyümek için her ikisinden de yararlanabiliriz. Hayatın adil olmadığı gerçeğini kabul ettiğimizde, onu harika bir şey yapmaya başlarız. Mesele neye sahip olduğumuz değil, onu nasıl kullandığımızdır. Bir şeyle ne yapacağını bilmek, o şeyin kendisinden daha önemlidir. Bu, sadece elle tutulur şeyler için değil, fikirler, iş bağlantıları, yetenekler ve bilgi için de geçerlidir. Çoğu insan yettiği kadarını elde etmenin, yettiği kadarına sahip olmanın peşinde çabalar durur. Böyle bir yaklaşım asla işe yaramayacaktır, çünkü yettiği kadarına sahip olmanız asla yeterli değildir. Onunla ne yapacağınızı bilmeniz gerekir.... Devamı

ÖLÜMSÜZLÜK...

2013-10-27 14:16:00
ÖLÜMSÜZLÜK... |  görsel 1

Buda'nın döneminde, Kisagotami adında bir kadın, tek evladının ölümünden dolayı acı çekiyordu. Bunu kabullenemiyor ve çocuğuna hayatını tekrar verecek bir ilaç arayarak ondan ona koşuyordu. Ona, Buda'nın böyle bir ilaca sahip olduğu söylendi. Kisagotami, Buda'ya gitti, saygılarını sundu ve "Çocuğumu hayata döndürebilecek bir ilaç hazırlayabilir misiniz?" diye sordu. Buda, "Böyle bir ilaç biliyorum" diye yanıt verdi. "Fakat bunu yapabilmek için bazı maddelere ihtiyacım var." Biraz rahatlayan kadın, "Hangi maddelere ihtiyacınız var?" diye sordu. "Bana bir avuç hardal tohumu getir" dedi Buda. Kadın bunu bulacağına söz verdi; fakat ayrılırken Buda, "Hardal tohumunun, hiçbir çocuğun, eşin, ebeveyninin ya da hizmetçinin ölmediği, ölümün hiç bilinmediği bir evden alınması gerekli" diye de ekledi. Kadın kabul etti ve hardal tohumunu aramak için, evden eve dolaşmaya başladı. Gittiği her evde insanlar ona tohum vermeyi kabul ettiler, fakat kadın evde kimsenin ölüp ölmediğini sorduğunda, ölümün ziyaret etmediği hiçbir ev olmadığını gördü. Birinde ev sahibinin kızı, bir başkasında hizmetçi, diğerinde eş ya da aileden biri ölmüştü. Kisagotami, ölüm nedeniyle acı çekmekten kurtulmuş hiçbir ev sahibi bulamadı. Bu acıyı çekenin yalnız kendisi olmadığını görerek, çocuğunun cansız bedenini bıraktı ve tekrar Buda'ya gitti. Buda, ona büyük bir sevecenlikle şöyle dedi: "Oğlunu kaybeden tek kişinin sen olduğunu sanıyordun; ölüm yasası tüm canlılar için geçerli olduğu sürece, ölümsüzlük diye bir şey yoktur...!" ******** Güçlü bir uyarıcı, yaşama yeniden bağlanmamızı sağlar. En acılı anımızda bile herkesle paydaş olduğumuza, hiç kimseye ayrıcalık tanınmadığına inanırsak, hayata her an sıfır noktasından başlayabiliriz... Devamı

NEREYE GİDİYORSUNUZ...?

2013-10-26 19:39:00
NEREYE GİDİYORSUNUZ...? |  görsel 1

Şu anda ne yaptığınızı ve nereye gittiğinizi düşünün. Çoğu insan sürekli kendini inkar ederek yaşıyor. Yıllar boyu kıt kanaat idare edip zamanla da bu duruma alışıyorlar. Hayallerinden vazgeçiyorlar. Bunu görmek üzücü. Fakat böyle olmak zorundayız diye bir şey yok. Hayatımızın, geleceğimizin kontrolünü pekala kendi ellerimize alabiliriz. Şu anda yaptığınız şeye bir bakın. Bu şey sizi hedefinize yaklaştırıyor mu? Yaklaştırmıyorsa bu konuda ne yapacaksınız? Ta ki günün birinde iş işten geçip hayallerinizden tümüyle vazgeçene ve iki yakanızı bir araya zar zor getirebildiğiniz içi boş bir hayata teslim olana kadar kendinizi inkar etmeyi sürdürecek misiniz? Yoksa hayatınızın dizginlerini elinize mi alacaksınız? Hayatı dolu dolu yaşayın. Başkalarının hayatında bir fark yaratmanın tadını çıkarın. Yalnız ve bıkkın olmanın övünülecek bir yanı yok, ayrıca hayat bu şekilde gitmek zorunda da değil. Başarılı insanlar aynı zamanda başkalarına da en çok faydası dokunanlardır ki hayatın anlamı da bu değil midir? Gündelik yaşamın karmaşa ve stresi içinde bunu unutmaya meyilliyizdir, ama hepimiz neden burada bulunduğumuzu bir an durup düşünsek, yanıt aslında bu değil midir? Birbirimize yardım etmek için buradayız. Küçük bir çocukken sınırsız olasılıklar üzerinden hayaller kurardık. Neşe dolu ve yaratıcıydık. Hayallerimiz büyüktü. Ancak 6 yaşlarına geldiğimizde, "sistem" e dahil olmaya başladık. Yavaş yavaş, günbegün, anbean, sistem bizi yormaya, hayallerimizi elimizden almaya, bizi standartlara uymaya zorlamaya başladı. Hayallerimiz hala orada. Muhtemelen koca bir moloz yığını altında gömülü de olsalar, hala oradalar. Hayat bize defalarca darbe indirmiş olsa da hayallerimiz hala oldukları yerde duruyorlar. Tüm bunların ötesine uzanıp hayallerinize dokunmayı deneyin. Kendinizi nasıl hissedeceğinize bir bakın. Bir anlığına da olsa hayatınızı dolu dolu yaşayabildiğinizi, yapmak istediğiniz her şeyi yapabildiğinizi ve olmak istediğiniz her şeyi olabildiğinizi hayal edin. Sadec... Devamı

KEYİF ALIN VE TADINI ÇIKARIN...

2013-10-25 16:19:00
KEYİF ALIN VE TADINI ÇIKARIN... |  görsel 1

Sahici, özgürce yaşanan keyifli bir an, saf altından daha değerlidir. Kendinizi düzenli olarak keyfin kollarına bıraktığınızda daha net düşüneceksiniz, motivasyonunuz artacak, daha iyi hissedecek ve daha sağlıklı bir insan olacaksınız. Öğrenmek adına değil. Geçmişinizde güzel dursun diye de değil. Bir başkası için değil. Arkadaş çevrenizi genişletmek ya da onları etkilemek için hiç değil. Sırf kendiniz için. Sadece yaşama sevinciyle dopdolu hissetmek ve hayatınızın tadını doyasıya çıkarmak için. Bu bencilce bir şey mi? Hayır. Siz kendi hayatınızdan daha fazla keyif aldığınızda, başkalarına da verecek daha çok şeyiniz olacaktır. Haz duygusunu yaşayarak, içinizdeki asıl insanın hayat bulmasına imkan verirsiniz. Yüreği sevgi, bolluk ve yaratıcılıkla dolu olacak bu insan, hem sizin hem de başkalarının hayatına olağanüstü güzellikler katacaktır. Yaşamdan keyif alın, suçluluk duymadan, beklenti olmadan... O hazzın gücünün hayatınızın her alanına sızdığını göreceksiniz. Hayattan gerçek anlamda keyif almak, sizi özgür biri yapar. Bir kadeh şarabı tadını çıkararak için ki koca bir şişenin kölesi olmayın. Başkalarıyla kurduğunuz ilişkilerin tadını çıkarın ki onları yönetme ya da onları sahiplenme arzusuna kapılmayın. Başkalarının varlığından, onlarla geçirdiğiniz vakitten keyif alın ki kendinizi onlara kanıtlama ihtiyacından eser kalmasın. İşinizden keyif alın ki üretkenliğinizin zirvelerine çıkabilesiniz. Kendinizden keyif alın ki suçluluk ve endişe gibi duygularınız silinip gitsin. Karşınıza çıkan güçlüklerin tadını çıkarın ki sorunlar artık size yük olmasın. Aksiliklerin tadını çıkarın ki onlardan ders almaya açık olabilesiniz. Sizi eleştirenleri sevin ki hem kendinizi hem de başkalarını daha iyi anlayabilesiniz. Yaşam tarzınızın tadını çıkarın ki gücünüzün yettiğinden fazlasını yaşamaya uğraşıp durmayın. Önünüze gelen güzel bir yemeğin tadını çıkarabilin ki midenizi tıka basa doldurmak zorunda hissetmeyin. Başkalarına da hizmet etmenin de t... Devamı

Fotoğraf

2013-10-25 09:33:00
Fotoğraf |  görsel 1

Devamı

GÜZELLİK...!

2013-10-24 17:04:00
GÜZELLİK...! |  görsel 1

"Aklın ayıp saydığı yürek güzellikten başka bir şey değildir..." Dostoyevski ******* Güzelliğin ne tam tarifi yapılabilir ne de güzellik biri tarafından tam manasıyla sahiplenilebilir. Tamamen öznel olmanın yanı sıra çoğunlukla da gelip geçidir. Hem doğaldır, hem de kıymetli. Kiminde ilham kaynağıdır. Hiç kimse güzelliğin ne olduğunu tam anlamıyla anlatamasa da, her kim görse bir bakışta tanır onu...! Güzelliğin fiziki tezahürleri vardır, ancak o maddi dünyanın çok ötesine uzanır. Güzellik kalp diliyle konuşur. Bir günbatımının büyüsünü ya da bir piyano konçertosunu anlatmaya kelimeler yetmez. Yiyeceğin bedenimizi beslemesi gibi, güzellik de ruhu besler. Bizi büyük işler başarmaya iter, bize ilham verir. Büyük bir zenginlik içinde yaşayan ve başarılı insanlar genelde çevrelerini güzelliklerle donatırlar. Başkalarını hayran bırakmaya ne ihtiyacı ne de isteği olan insanlar bile, kendilerini güzellikle büyülemeyi seçerler. Belki de bulundukları yere gelebilmelerinde bunun etkisi olmuştur. Ancak güzelliğin o yüce tadına varabilmek için zengin ya da itibarlı olmanız gerekmez. Tek ihtiyacınız çevrenizde, doğada, başka insanlarda, sanat eserlerinde , mimaride, müzik ve edebiyatta gizli güzelliğin kıymetini bilmek için istekli olmanızdır. Yaratıcılığın ve yeniliğin hayatın her alanında vazgeçilmez olduğu bir dünyada güzellik, başarılı bir hayatın en güçlü yakıtıdır...! Devamı

HAYATIN GÜZELLİĞİ...

2013-10-23 14:43:00
HAYATIN GÜZELLİĞİ... |  görsel 1

Hayatın sıradan denebilecek hiçbir yanı yoktur. Sahip olduğumuz en değerli şeydir. Hayat hem dişli, hem kırılgandır; her iki halde de en büyük saygıyı ve dikkate alınmayı hak eder. Sıradan an diye bir şey yoktur. Şartlar ne olursa olsun, hayat, o gizemli tabiatına yakışan yücelikleri daima içinde barındırır. Zor zamanlar, meydan okumalar, trajediler, bunların hepsi geçen her kıymetli anı daha da iyi değerlendirmek için birer nedenden başka bir şey değildir. Özen gösterdiğimizde, kendimizi içtenlikle verdiğimizde, kullanmak için emek sarf ettiğimizde, hiçbir an sıradan olamaz. Öğrenmek, yaratmak, yardım eli uzatmak, sevmek ve hayatı dolu dolu yaşamak için... Her hayatta biraz keder olur. Bir sevdiğin kaybı, yerle bir olan bir hayalin hüsranı... İşler her zaman istediğimiz gibi gitmez. Keder can acıtır. Zordur. Ancak sonuçta, iyidir. Çünkü keder ancak bir şeyi önemsediğimizde var olabilir. Ne kadar can yakıcı olursa olsun, öteki seçeneğe bir bakın. Ya hiç önemsemeseydiniz? Çelişkili görünmekle birlikte aslında acının yokluğu yeryüzündeki en büyük acıdır. Umutsuzluğa kapılmadan, kederimizi sonuna kadar yaşayıp onun kıymetini bilmeyi öğrenmeliyiz. Bunun ilk adımı ise varlığını kabul etmek ve onu olduğu gibi yaşamaktır. Kendimizi, başkalarını, gerçeği, sevgiyi, nihayetinde de hayatı önemsemenin en güçlü ifadelerinden biridir bu. Keder bize aslında ne kadar önemsediğimizi gösterir ve bizim için hayatta asıl önemli olan şeyleri tanımlar. Kederin getirdiği acının içerisinde bile, bir anlam ve bir umut hep vardır. Kederden, derin bir minnettarlık duygusu doğar. Bir hafta süren yağmurun ardından güneş çok daha kıymetli gelir. Keder, daha ileri gitme gücünü ve her çıkan engeli aşabilme fırsatını içinde barındırır...! Devamı

HAYAT BİR SEÇİM MESELESİDİR...

2013-10-22 15:59:00
HAYAT BİR SEÇİM MESELESİDİR... |  görsel 1

Günün şartlarından bağımsız olarak hangi seviyede yaşam süreceğinizi belirlemek elinizde. Yaşam kaliteniz açısından sizin özünde nasıl biri olduğunuz, tüm dış şartların toplamından çok daha önemlidir. Bugün ellerinizde, yaratılmayı bekliyor. En etkili seviyede bir yaşam sürebilmeniz için her dönemeç bir fırsattır. Her durum ve faaliyet kişiliğinizin parıldayarak ortaya çıkabilmesi için size şans tanır. Bugün işte burada, hemen şimdi ve siz onu yaşıyorsunuz. O zaman elinizden gelenin en iyisini verin ona. Zaten sizden beklenenleri yapıyorsunuz, o halde neden o hareketlerin hakkını vermeyesiniz? Her anı, aldığınız karar doğrultusunda, güzelliklerle bezeyin. Varınızı yoğunuzu verin o ana ki sonuçta o da varını yoğunu sunsun size. Anlam ve başarı dolu harika bir hayatı hak ediyorsunuz. Bugünü elinizden gelenin en iyisini yaparak yaşamayı seçin. Bugün, canınız ne isterse yapabilirsiniz. Kapıdan, içinizi tekrar yatağa dönme isteğiyle dolduran soğuk, kasvetli bir havaya da adım atabilirsiniz veya adımlarınıza biraz daha güç katan canlandırıcı serin havaya da çıkabilirsiniz. Önemli olan hava durumunun ne söylediği değil, sizin ne düşündüğünüz. Sonu gelmez bir trafiğe takılıp kaldığınızda, tansiyonunuz yükselebilir ve etrafınızdaki insanlara karşı kabalaşabilirsiniz veya bir süre sessizliğin tadını çıkarabilir ve kendinizi etrafınızdaki keşmekeşle oyalanırken bulabilirsiniz. Bir bakış açısına göre sizi tatmin etmekten uzak, sıkıcı, hiç takdir görmediğiniz, çok zor insanlarla uğraşmak zorunda kaldığınız berbat bir işiniz varken; diğer bir bakışla aynı iş gerçekten size bir şeyleri değiştirme imkanı sunan, kendinizi kanıtlamanızı gerektiren, insanlar üzerinde olumlu etkilerinizin olabileceği bir işe dönüşebilir. Bunların ikisi de aynı ofiste, aynı masanın başında yapılan aynı işlerken bütün farkı yaratan aslında sizsiniz. Hazır çevrenizdeki hareketin parçasıyken, bu sırada yaptığınız işten keyif alıp hayatınızı dolu dolu yaşamaya da bakabilirsiniz. Acınası hali... Devamı

BUGÜNE HAKKINI VERİN...!

2013-10-22 00:00:00
BUGÜNE HAKKINI VERİN...! |  görsel 1

Bugün özel bir gün. Bittiğinde, sonsuza kadar geçip gitmiş olacak. Bugünü üretken, önemli bir gün haline getirmek için tek bir şansımız var. Her an bizim için altın bir fırsat. Her an öğrenmek, büyümek, değer yaratmak, refah seviyemizi yükseltmek, kendi hayatımızda ve başkalarının hayatında olumlu bir fark yaratmak için bir şans. Bugün yaptığımız şey yarınlarımıza katkıda bulunabilir. Bugün attığımız bir adım dünyayı değiştirebilir. Bugün, kilit noktadır. Bugün değilse ne zaman? Daima hayallerinizi süsleyen şeyler neler? Daima yapmayı, sahip olmayı istedikleriniz neler? İşte bugün, bütün bunlar için harekete geçeceğiniz gündür. Bugün, o ilk adımı atacağınız, olumlu bir eyleme geçeceğiniz, yaşamınızın ve geleceğinizin kontrolünü elinize alacağınız gündür. Bugün, sadece bir defa olmak üzere burada. Hazır elinizdeyken kullanmayı bilin. Bugünün hakkını verin, onu, elinizden geldiğince özel bir gün haline getirin. Şimdi zamanı... Hayatınıza değer katacağınız an işte tam da bu andır. Hayallerinizi yaşayacağınız an da öyle. Şu ana kadar olan biten her şey sizi hazırlamak içindi. Her deneyimden, iyi veya kötü, yeni bir şey öğrendiniz. Siz güçlü, yetkin ve verimlisiniz. Yapmak üzere yola çıktığınız her şeyi başarabilirsiniz. İşte şimdi, bütün bunları hayata geçireceğiniz zamandır. İstediğiniz hayatı yaşayacağınız an bu andır. Bu an, dünyada bir şeyleri değiştireceğiniz, daima içinizde taşıdığınız, o müthiş potansiyeli hayata geçireceğiniz andır. Doğru an, hep bu andır. Bir başka an yoktur çünkü. Şartların yerine gelmesini beklemek anlamsız; bu anda, zaten şartlar tam da olması gerektiği gibidir. Asla kusursuz olmayacaklar, varsın kusursuz olmasınlar, ne çıkar sanki? Her an kıymetli bir armağan ve bu anları ne kadar hayallerinizin peşinde istekle koşmaya adarsanız hayatınız da o kadar dopdolu olacak. Doğru an, bu andır. Bu yüzden varınızı yoğunuzu ortaya koyarak yaşayın...!... Devamı

KADINLAR...

2013-10-20 16:57:00
KADINLAR... |  görsel 1

Kadınları sevindirmek zor değildir aslında, yeter ki samimi olun onlara. Çiçek almayı unuttum değil; param yoktu deyin mesela. Patron mesaiye bıraktı değil, arkadaşlarla çıkacağız deyin onlara. Arkadaşlarınızla çıkmanıza kızıp, dudak düşürüyorlarsa da; sizle daha çok vakit geçirmek içindir o tafralar da. Yoksa turşunuzu kurmayacaklar;emin olun hiç bir zaman asla. Aldığınız çiçekler değildir onları sevindiren, duygularınızı somutlaştırıp kalbinizi ellerine bırakıvermenizdir; yüzlerindeki çocukça tebessümü ettiren. Ve kalbinizin çiçeklere dönüşmüş halidir onları güldüren. Bu yüzden vazgeçemez kadınlar çiçeklerden, o çiçekleri kalbinize benzettiklerinden. Yoksa çiçek çok da önemli değildir, zira ben hiç görmedim kadınlardan çiçek yiyen...! Sahiplenilmeyi sever kadınlar; "kendi ayakları üstünde durma felsefeleri" güçlü görünme kaygısından. Hesap sorar gibi değil, tebessümle "nerdeydin" dediğiniz zaman; size tüm günü anlatıverirler o an. Ama sıkıldığınızı belli etmeyin; otobüste bir kaç durak ayakta gittikten sonra, biraz oturup tekrar yaşlı teyzeye yer vermek zorunda kaldığını da anlattığı zaman. Dinlenilmeyi sever kadınlar; düşüncelerine değer verildiğinde eşsiz bir huzura kavuşurlar. Düşüncelerine değer verdiğiniz an, yine karlı çıkan siz olursunuz o zaman, sizi yere göğe sığdıramazlar; o kadar büyütürler ki, taşırırlar sizi odalardan, sokaktan. Çocuktur aslında bütün kadınlar; bu yüzdendir nazlanmalar; elinde değildir ki; hala içindedir elinde pamuk şekeri, saçında kurdelayla koşturan küçük kızlar. Ve annedir bütün kadınlar; bu yüzden her zaman sizden bir adım ötede yaşarlar; çünkü geleceğinizi onlar kurarlar...! Devamı

YAŞADIĞINIZ GÜNDEN KEYİF ALIN...

2013-10-19 23:32:00
YAŞADIĞINIZ GÜNDEN KEYİF ALIN... |  görsel 1

Bir başkası için, sırf yardım etmek adına, hiçbir karşılık beklemeden, hiç beklenmedik bir anda bir şey yapın. Uzun zamandır aklınızı kurcalayan riskli bir konuyu masaya yatırın. İster yeni bir yiyecek, yeni bir yer, yeni bir kitap ya da yeni bir mağaza olsun, bugün yepyeni bir şey deneyin. Birkaç dakika yalnızlığınızın tadına varın. Hayatınızda sizin için çok önemli olan şeyleri düşünün. Sırf bir merhaba demek için telefonu kaldırıp bir arkadaşınızı arayın ya da onu ziyaret edin. Yeni bir şey öğrenin, bu kendinizle ilgili olabilir, ilgisiz de... Aklınıza geldikçe gülümseyin, hem de ortada hiçbir neden yokken. Tanımadığınız birine "merhaba" deyin. Geleceğiniz için, karşılığını birkaç hafta, ay ya da yıldan önce alamayacağınız bir şeyler yapın. Sorunlar çıktığında gülümseyin ve "Bu harika, çünkü..." diye başlayan cümleler kurun ve mutlaka sonunu getirin. Her ne yapıyorsanız, keyfini çıkarın. Çalışmanın ille de zor ve sıkıcı olması gerektiğini kim söylemiş? Ondan keyif almayı öğrenin; o zaman çok daha verimli olacaksınız. Soğuk, yağışlı bir havanın ille de insanın içini sıkacağını kim söylemiş? Bir insanın fikri bu sadece. Yüzünüze çarpan serin rüzgarın tadını çıkarın. Yağmurun güzelliğinin keyfini çıkarın, önceleri sıkıntı kaynağı olan bir şeyin nasıl sevinç kaynağına dönüştüğünü göreceksiniz. Yaptığınız her işten, bulunduğunuz yerden, birlikte olduğunuz insanlardan zevk alın. Dünyada kendilerine sınırlar koyan çok fazla insan var. Olumsuz düşünceler içerisinde olan bir dolu insan. Ancak yaşamdan aldığınız keyfi şartlara bağlamaya başladığınızda, özgürlüğünüz elinizden gitmiş, artık o şartların kölesi olmuşsunuz demektir. Hayattan keyif aldığınızda, onu yaşamak konusunda gün geçtikçe daha da iyiye gittiğinizi fark edeceksiniz. Gerçek başarı ve verim ancak yapmaktan keyif aldığınız şeylerden elde edilir...!... Devamı

YAŞAM VE ZAMAN...

2013-10-18 15:06:00
YAŞAM VE ZAMAN... |  görsel 1

Zaman, etrafımızı saran dünyayı açıklamak ve düzene koyabilmek için icat ettiğimiz, son derece yararlı bir araçtır. Ancak nihayetinde bir araçtır. Bizi tanımlamaya yetmez. Bizin özümüz sınırlayıcı zaman kavramının çok ötesindedir. Kendimizi zaman kavramıyla tanımladığımızda, geçmişe dönük içerleme ve öfkeler, gelecekle ilgili kaygılar ve "yaşlı" ya da "genç" olmamızın getirdiği sınırlamalarla yıpranırız. Şimdi, elimizdeki tek şeydir aslında. Bu açıdan bakıldığında zaman diye bir şey yoktur. Geçmiş ve gelecek, her ne kadar işe yarar kavramlar olsalar da o anda mevcut değillerdir. Geçmiş ya da geleceğe haddinden fazla bağımlı hale geldiğimizde, kendimizi yaşadığımız anın zevkinden yoksun bırakırız. Bu anı görmezden geldiğimizde, o da uçup gider ve geri gelmez. Hayat şimdi yaşanmalı. Gelecekte bir şeyler yaparak huzurlu olmamız mümkün değil. Geleceğe dair planlar da yapın, tamam, ama bugünde yaşayın. Ayrıca geçmişte ne büyük başarılara imza atmış olursanız olun, yaşama sevinciyle dolu bir hayat sürmenin tek yolu, büyümeye ve risk alarak ilerlemeye devam etmektir. Geçmişe değer verin, geleceğe kucak açın ve hayatınızı "şimdi" dediğimiz o eşsiz anda yaşayın... Devamı

HER AN...

2013-10-17 17:04:00
HER AN... |  görsel 1

Her an geri dönmeyecek bir fırsattır. Şimdi yapmakta olduğumuz her şey, sonsuza dek fark yaratabilir. Bu an, bizim yapılması gerekeni yapabilmemiz için verilmiş bir fırsattır. Bu an, bizim daha iyi bir insan olabilmemiz için bir fırsattır. Bu an, bizim bir fark yaratabilmemiz için bir fırsattır. İşte tam da bu anda kendi hayatımızı yaratıyoruz. Güzellikler de, başarı da, doyum da şu anda attığımız adımların bir sonucu sadece. Etrafınıza bir bakın ve dünyanın güzelliğini farkedin. Etrafınıza bakın, sizin ve başkalarının daha önce başardığınız şeyleri fark edin. Olasılıkları bir düşünün! Ne kadar yol almış olduğunuza bir bakın! Odaklanma ve kararlılıkla kim bilir daha ne kadar yol kat edebileceğinizi düşünün! Her anı en iyi şekilde değerlendirdiğimizde, o anlar da bizden en iyi şekilde yararlanacaktır. Başınızı kaldırıp gökyüzüne bakın. Yüzünüze kocaman bir gülümseme yerleştirip yüksek sesle, "Bugün kendimi HARİKA hissediyorum! Coşku ve heyecanla yaşıyorum!" diye haykırın. Peki, şimdi nasıl hissediyorsunuz? Büyük bir fark hissediyor musunuz? Hayat sorunlarla doluyken, "Kendimi harika hissediyorum," demek ne kadar gerçekçi peki? Eh, seçim sizin. Sorunlar karşısında moralsiz ve umutsuz olmayı seçebilirsiniz. Bu yolla sempati de toplayabilirsiniz ancak sempati evinizin aidatlarını ödemenizi sağlamaz. Bir diğer seçenekse olumlu bir yaklaşımla bu sorunların yakasına yapışmanızdır. Olumlu tavır durumunuzu değiştirmez. Ancak başınızı dik tutup yıldızlara doğru bakmayı sürdürdüğünüz takdirde, umutsuz bir halde başınız yerde gezerken rastlayabileceğinizden çok daha fazla fırsatla karşılaşacağınız kesin. Ayrıca daha canlı ve başkalarıyla ilişkilerinizde daha başarılı olacaksınız. Nasıl hareket edeceğiniz ve nasıl hissedeceğiniz konusunda kontrol tamamen sizde. Bunu her an kendi yararınıza kullanmayı ihmal etmeyin...!... Devamı

BUGÜN NELER GETİRECEK...?

2013-10-16 22:44:00
BUGÜN NELER GETİRECEK...? |  görsel 1

Bugün, fırsatlarla dolu. Gittiğiniz her yer, yaptığınız her şey, tanıştığınız her insan size kendi hayatınızda, başkalarının hayatında, toplumunuzda ve dünyada bir fark yaratma imkanı verir. Sorunlara kucak açın. Öğrenmek ve gelişmek için her durumun barındırdığı fırsatların peşine düşün. Etrafınızı saran güzelliklerin tadını çıkarın. İlginizi ve şefkatinizi başkalarına içtenlikle gösterin. Yaşamın özü budur. Hayattasınız ve bu günü, olmasını istediğiniz gibi bir güne dönüştürme gücüne sahipsiniz. Çoğunlukla olaylar sizin kontrolünüzün dışında gelişse de onlarla nasıl başa çıkacağınızı daima siz belirleyebilirsiniz. Her an, nasıl harika ve eşsiz bir insan olduğunuzu ortaya koyabilmeniz için bir fırsattır. Hayat ne tebessümle hatırlanan mazide ne de umutla beklenen bir gelecekte gizli. Yaşam, burada ve bu anda. Şu anda neyseniz, o'sunuz. Geçmişte size ayak bağı olan her şey artık geçmişte kaldı. Bugün, hayatınızı dilediğiniz gibi yoğurabilmeniz için elinizde tuttuğunuz altın bir fırsat. Derin bir nefes alın, yüzünüze bir gülümseme yerleştirin ve bugünü harika bir güne çevirin. Gelecek bugünle başlar... Bugün, hayatınızda bir dönüm noktası. Başardıklarınızın, karşınıza çıkan insanların ve bugün seçtiğiniz yönün geleceğinize uzanan sonuçları olacak. Bugün fazladan sarf edilen azıcık bir emek, hayatınızın geri kalanını iyi yönde değiştirebilir. Böyle bir fırsatı tepmek olur mu? O yüzden, bugün elinizden gelen her şeyi, hatta bundan biraz da fazlasını yapın. Yaratabileceği farkları düşünün. Her gün, peşinden gelen günleri etkiler. Düşüncelerinizde, eylemlerinizde, kararlarınızda, bugün hayatınızın en önemli günüymüş gibi ilerleyin. Ne de olsa aslında gerçek olan da budur...! Devamı

İYİLİK, YARDIMSEVERLİK VE CÖMERTLİK...

2013-10-15 20:51:00
İYİLİK, YARDIMSEVERLİK VE CÖMERTLİK... |  görsel 1

"Kim ki büyük bir iyilik yapar, onu konuşmazsa kusursuzluk yolundadır. Kim ki küçük bir iyilik yapar onu büyütürse, onun değeri yoktur..." Bahailik Bilgiyi seven, öğrenmeye meraklı bir adam varmış. Her akşam yattıktan sonra şu soruyu sorarmış kendisine. "Bugün yeni ne öğrendim?" Eğer öğrendiği yeni bir şey yoksa hemen kalkar, bir kitap karıştırır, mutlaka yeni bir şey öğrenirmiş. Bana göre de bizler de her akşam kendimize "Bugün hangi iyiliği yaptım? Hangi insanı sevindirdim?" diye sorabiliriz. Eğer cevabımız hayır ise, kalkıp bir şeyler yapabiliriz. Çocuklarımızı uyurken öpebilir, sevdiklerimize sevgimizi söyleyebilir, uzun süredir gereksiz yere dargın olduğumuz bir yakınımızı telefonla arayıp onunla barış sağlayabiliriz. Bir gün iyilik yapmak isteyebilir, fakat; gücümüz yetmeyebilir, belki de ömrümüz yeterli olmayabilir. Bu yüzden iyilik yapmayı asla ertelememeliyiz. Bugünün iyiliğini yarına bırakmamalıyız. Acaba yeterince iyilik yapıyor muyuz? diye kendimize sormalıyız. Başkalarını sevindirmekten huzur duyabiliyor muyuz? Kaç defa sokakta hiç tanımadığımız, üstü başı çamur olan bir sokak çocuğunun saçlarını okşadık? Kaç defa kendi çocuklarımız dışında "Elalem" dediğimiz insanların çocuklarını sevdik? Kaç defa daha önce tartılmamıza rağmen, soğuktan donmuş vaziyette bize 'tartalım mı?' diyen çocuğun tartısıyla tartıldık? Yaptığımız iyiliği de usulüne göre yapmalıyız. Yaptığımız iyiliği unutmalı, gördüğümüz iyiliği anlatmalıyız. Eğer yaptığımız iyilikte teşekkür dışında bir karşılık bekliyorsak, o zaman o iyilik değil, olsa olsa ticaret olur. Bu konudaki sözlerimi Descartes'in bir sözünü biraz değiştirerek bitirmek istiyorum: "İYİLİK YAPABİLİYORUM, O HALDE VARIM..." Devamı