ATATÜRK'Ü AĞLATAN OLAY...

2013-09-20 21:58:00
ATATÜRKÜ AĞLATAN OLAY... |  görsel 1

Yıl 1922. 14 Ocak gece yarısı. Mustafa Kemal'in özel treni Eskişehir'e doğru gidiyor. Bu yolculuk bir kamuoyu yolculuğu olacak ve Gazi, savaş sonrası Anadolu'sunda bazı şehirlerin nabzını yoklaya yoklaya İzmir'e gidip annesini görecek. Ve Latife'yi. Ama o gece çok sıkıntısı var Mustafa Kemal'in ve bir türlü uyku tutturamıyor. Ali Çavuş kompartımanın kapısı önünde sigara üstüne sigara içiyor. Kapıya dayanmış karanlığı seyrederken bir yandan da kendi kendine mırıldanıp duruyordu: "Bu işin bu kadar çabuk oluvereceğini hiç düşünmedim. İşte, sonunda şifreli telgraf geldi. Zübeyde anamızı yitirdik. Peki, ne duruyorum? İçeri girip onu uyandırmalıyım. Ama işe bak, giremiyorum. Kıyamıyorum paşama. Nasıl derim ki: 'Anamız öldü paşam!'. Diyemem. Onun yüreği anası için atar. Hep söyler. Vatanı kurtarmakla anasını kurtarmak aynı anlama gelir onun için. Kapıyı açsam, telgrafı uzatsam, 'Paşam sen sağ ol' desem 'Eyvah...! demez mi?' 'Koca vatanı kurtardım ama anamı kurtaramadım demez mi?" Ali Çavuş, anlattığına göre birden yerinden sıçramış. İçeriden bir ses geliyor. Mustafa Kemal sesleniyor. Çavuş kompartıman kapısını açıp selam duruyor: "Emret Paşam". Mustafa Kemal yatağa oturmuş soruyor telaş ile: "Ne demeye kapıda bekliyorsun sen?" "Uyku tutturamadım da Paşam" "Annemden bir haber var mı?" "Az önce bir telgraf geldi dediler, şifreyi çözünce size sunacaklar." "Boşuna kıvranma Ali, benden de saklamaya çalışma. Ben haberi aldım." Ali Çavuş bir şey yokmuş gibi durmaya çalışıyor ve merakla soruyor: "Ne olan, ne haber aldın ki paşam? Hayır haber inşallah." Mustafa Kemal usul usul anlatıyor. "Az önce dalmışım, rüyamda yeşil bir ovada anamla el ele geziniyorduk. Hep olduğu gibi bana birşeyler anlatıyordu. Birden bir fırtına çıktı. Bir sel bastırdı, anamızı aldı götürdü. Ben Hiçbir şey yapamadım. Hiç, hiç...!" Çavuşu bir titremedir almıştı. Derken.. Mustafa Kemal emri verdi: "Çocuk! Al getir şu telgrafı, hemen!" Ali ... Devamı

BİR GÜNLÜĞÜNE ŞIMARTILMAK...!

2013-09-18 20:52:00
BİR GÜNLÜĞÜNE ŞIMARTILMAK...! |  görsel 1

Çalışmak, uğraşmak, didinmek, koşturmak... Bir şeyleri oldurmak... Tüm bunlar niye? Hayata yetişmek için... Bu macera denizinde kulaç atarken bazen dibe vurmak... Çaresiz kalmak... Hatta bazen nefes alamamak... Çıkmaz sokaklarda kaybolmak... Yaşamın labirentlerinde çıkar yol aramak... Bir an, sadece bir an, bu hallerden sıyrılıp, kendimize gelip de bakınca. "ne oluyor, ne yapıyorum ben, nereye gidiyorum?" soruları üşüşür aklımıza. Kendimizce mantıklı bulduğumuz birkaç madde sıralarız iç sesimizin yankısını ruhumuzda duyarak. Hatta bazen bu duyacaklarımızdan korkarak sustururuz iç sesimizi bilinçaltına süpürerek... Nereye gidiyoruz gerçekten? Nereye koşuyoruz? Kendime bakıyorum. Ne yapıyorum, nereye gidiyorum, diye. Çekimler, röportajlar, yazılacak yazılar, yeni başladığım kitap, gönderilecek mailler, iş görüşmeleri, okunacak kitaplar, yeni sayıları çıkacak dergi, eğitim ve sosyal danışmanlık için gittiğim yerler, vs. vs. Ne zaman nefes alıyorum ben, diyorum bazen kendime. Ve o an soluklanmaya karar veriyorum. İyi de nasıl...? Hemen o an işi gücü bırakıp hoşlandığım bir müzik açıyorum. Genelde Farid Farjad'ın kemanını konuşturduğu melodiler. Gözlerimi kapatıp beni sevindiren bir anıyı gözümün önüne getirmeye çalışıyorum. O anı gözümün önündeyken gülümsüyorum. Hatta o an, "Şu an biri kendi kendime güldüğümü görse 'Deli mi ne?' der" diye geçiyor aklımdan. Hep "Başkaları ne der?" baskısıyla yetiştirildiğimiz için... Aman... Ne düşünürlerse düşünsünler, ben kendimi bildikten sonra... diyorum. Ve kaldığım yerden devam ediyorum, nefes almaya. Beni sevindiren anıları arka arkaya tekrar yaşayarak, gülümseyerek... Ve bu anları yaşatan insanları düşünüyorum birer birer. O an aklıma bir şey geliyor. Beni sevindirenleri ve sevdiklerimi bir araya getirip, bir arada gülelim diyorum. Ne zamandır, devamlı toplandığımız günleri yaşamadığımız aklıma geliyor. Uzun zamandır bir araya gelemiyorduk. Hani bazen tozu dumana katıyoruz, bazen de... Devamı

ÇOK KADIN HİÇ KADINDIR...!

2013-09-17 13:51:00
ÇOK KADIN HİÇ KADINDIR...! |  görsel 1

Gerek yaşam şartları, gerekse zaman zaman çıkmaza giren ve bazen de labirentinde kaybolduğumuz hayatın bize yaptırdığı konuşmaları saymazsak... Sahi kendi kendine konuşmak mıdır sevgi? Bu soruya kiminiz, "Evet", kiminiz de "Hayır" diyecektir. İnsan kendisiyle konuşarak kendine karşı ne kadar içten olabilir? Ne kadar samimi, ne kadar dobra... Hele de söz konusu sevgiyse? Sevgi varsa ortada, akan sular durur. Hatta zaman bile. Bazılarının aklını durduran bir şey daha vardır: Emin olma durumu. Ama o sevgiden emin olma hali yok mu? Yani çok sevdiğiniz o kişi, sizin ondan vazgeçmeyeceğinize o kadar emindir ki.. "Beni çok seviyor, asla bırakmaz" rahatlığıyla umursamaz; gerekli ilgiyi, alakayı, özeni göstermez. Sürprizleri keser. Karşısındakini anlamaya çalışmaz. Nasıl olsa çantada kekliktir ya... Kim bu mantıktadır? Tabii ki erkekler! Ha, bir kadın giderse de umursamazlar. Onlara göre biri giderse yenisi gelir nasıl olsa. Bu düşünceyle yedekledikleri bile olabilir! Nasıl olsa onlar beklerler. Oysa bilmezler ki çok kadın hiç kadındır! Ama... Sevdikleri kadın ya bir gün giderse ve artık bir daha hiç gelmezse? Yok canım, gelir, gelir... İşte bu düşünceye sahip, kalabalıklar arasındaki yalnız, yapayalnız bir adamla karşılaşıyoruz. Sevgisinden emin olduğu kadın gelecektir nasıl olsa. Peki, ya o kadın gelmezse ne yapar bir erkek? Aslında kalabalıklar arasında kendilerini yalnız bırakanlar yine kendileri. Çünkü kendisini seven, anlayan, güzel ve zor zamanlarında yanında olan bir kadına bağlanmak ve hayatı, güzellikleri, 'an'ı onunla yaşamak yerine kaçıyorlar. Neden? Çünkü çok sevilmekten ve gerçek sevgiden korkuyorlar. Sorumluluktan... Bağlanmaktan... Paylaşmaktan... Anlamaktan... Anlaşılmaktan... Sevgiden... Evet, tüm bunlardan... Sevgiyi kaldıramayacakları, altında ezilecekleri düşüncesiyle... Korkuyorlar. Kaçıyorlar. Susuyorlar. Halbuki hiçbir sevgi suskunluğun üstesinden gelemez. Bu kaçışı da belki b... Devamı

BEDENİNİZ SAVAŞA HAZIR MI?

2013-09-16 14:48:00
BEDENİNİZ SAVAŞA HAZIR MI? |  görsel 1

Siz savaşların sadece ülkeler arasında yaşandığını düşünenlerden misiniz? Bir karış toprak ya da güç uğruna masum insanların canını almak ve insanlığı yok etmesiyle bilinen bu savaşların bir benzeri daha var. Hem de çok yakınımızda! Nerede diye soracak olursanız...? Kendi içimizde! Ruhumuzu sarıp sarmalayan bedenimizde. Günümüze kadar süregelen bazı gerçekler var ki, akla ve insanlığa sığmayan... Özellikle de kadınların yaşadığı, yaşamak zorunda kalırken aynı zamanda da çaresiz kaldığı... Hedeflerini ve geleceğini taçlandırmak yerine okutulmadığı için harfleri aklına ve boynuna prangalayan... Kendi hayatını yaşamak yerine başkalarının hayatlarına esir olmak zorunda bırakılan... Zorla evlendirildiği için bedeninde sevgisizliğin gizi kalan... Baba, ağabey ya da eş baskısına maruz kalıp ruhu bedenine dar gelen... Eşinden dayak yediği için bedeninde dayağın izi kalan... İlişkiye zorlanarak ya da tecavüze uğrayarak sığındığı liman olan bedenindeki fırtınayı dindiremeyen... Mecbur kaldığı için ekmek parasını, onaylanmayan bir işi meslek olarak seçtiği bedeninden kazanan... Ve tüm bunlardan dolayı kendi bedenine yabancılaşan, bedensiz kadınlar... Bu kadınlar nasıl bir önyargıyla karşılaşırlar, yenilir yutulur cinsten değil. Kaldı ki bu yargıları yıkamazlar da, ne yaparlarsa yapsınlar. Einstein'in dediği gibi: "İnsanların önyargılarını yıkmak, atomu parçalamaktan daha zor!" Bu durum da ister istemez insanları bir iç savaşa sürükler. Bu iç savaştır ki; vicdan çatışmalarını, bitmeyen hesaplaşmaları, bir süre sonra da yapılan muhakemelerle galibiyet ve mağlubiyetlerini gördüğümüz... Ve eğer bu iç savaştan yenik çıkmışsak, yara-bereler, sıkıntı ve sızılarla hayatın mayınlı yollarında düşe kalka yürüdüğümüz... Yani savaşlar sadece ülkeler arasında değil, insanların kendi içlerinde de... Kazanan ve kaybedenin de yaptığı seçimlerle yine insanın kendi içinden çıkacağı... Asıl savaş içinizde. Korkmak, kaçmak yok. Hadi! Bedeninizin, kalbini... Devamı

OTOMOBİL UÇAR GİDER...!

2013-09-16 03:29:00
OTOMOBİL UÇAR GİDER...! |  görsel 1

Arada bir boğan sıkıntı, hüzün, egzoz kokuları yerine sevgi kokularının yükseldiği... Özgür yaşam beni alıp götürecek. Bazen bilinmezlere... Bazen silinmezlere... Bazen görünmezlere... Bazen de dönülmezlere... Bazen sağa çekecek, kuytulara... Bazen de anlatamadığım duygulara... Kimi zaman gaza basıp, sevinçten uçuracak. Kimi zaman gücü bittiğinde duracak. Kimi zaman da duvara toslayacak. Kimi an da yolun ortasında kalacak. Bir zaman gelecek, anlayanlar ona destek verecek. O sayede yola devam edecek. Kimi zaman çakıl taşlı, kimi zaman kıvrımlı, kimi zaman iki tarafı çiçekli yollarda ilerlerken içinden gelen şarkıya kendi de haykırarak... Yolunu, hızını kesmek isteyenler; dönen tekerlerine çiviler, kötü cisimler batırarak zarar vermeye çalışacak. Başaracaklar belki de. Ama bilmeyecekler ki böyle yaparak bir olumsuzluğu daha aşabilme gücünü verecekler ona. Ve yol böyle sürecek. Sürüp giden yaşam yolunda ilerleyen yaşam aracıma o kadar çok insan bindi ki... Doldu doldu, taştı... Deposunu sevgiyle doldurdular, yarı yolda kalmadık onun için. Güle oynaya şarkılar söyleyerek yol aldık, kilometrelerin sevgi olduğu... Bu kadar çok kişinin sevgi ve incelik kilometreleriyle karşılaşacağımı tahmin etmedim. İyi ki varsınız, sürüp giden yolculukta şimdiye kadar karşılaştığım, çok sevdiğim yol arkadaşlarım. Tüm yaşam araçlarının deposu böyle full sevgi, inceliklerle doldurulsa hiçbir araç yarı yolda kalmaz; basar sevinçlere, uçar. Kaporta, plaka hep pırıl pırıl... Devam ederken de yola... Kalp deposu sevgiyle doldurulan, dikiz aynasına tebessümle, önündeki yola da sevgiyle bakan ben...! Devamı

SEVGİ EĞİTİMİ...!

2013-09-13 16:38:00
SEVGİ EĞİTİMİ...! |  görsel 1

"Öğretimin başı öğrenciyi sevmektir..." Bir insanın başka bir insanı sevmesi için öncelikle kendini sevmesi gerekir. Kendisini sevmeyen bir insan başkalarını da sevemez. Bir insanın kendini sevebilmesi için de kendisi ile barışık, kendinden memnun olması gerekir. Kendi sorunlarını aşamayan fiziksel ve psikolojik olarak kendinden memnun olmayıp, kendini sevemeyen bir insandan başkalarını sevmesini, başkalarına sevgi vermesini beklemek imkansızdır. Yanında çekiç olmayan birisi size nasıl çekiç veremezse, yüreğinde sevgi taşımayan bir insan da başkalarına sevgi veremez. Belki bunda o kişinin de suçu olmayabilir. İnsan dünyaya bir şey bilmeden gelir ve Erich Fromm'un dediği gibi her şey gibi "Sevgi de öğrenilir..." Ailesinde veya okulda sevgiyi öğrenemeyen, kin gütmeyi, nefreti ve karamsarlığı öğrenen bir insan diğer insanlara da ancak bunları verebilir. Öğrenciyi daha doğrusu kendini ve hayatı sevmeyen, dünyayı iyi-kötü, siyah-beyaz gibi kalın çizgilerle ikiye ayıran ve değişime kapalı, sürekli kabahati başkalarında arayan, kendi işini değil de başkalarının işlerini yapmaya çalışan, karamsar bir insan, sürekli olarak "yarının bugünden kötü olacağı" düşüncesine inanır ve bu düşüncesini öğrencilere de aktararak o insanların sadece yarına olan umutlarını değil, bugünlerini de karartmaya çalışır. Çok şükür ki, bunda o kadar başarılı olamaz; çünkü, insanlar ancak sevdikleri insanlardan etkilenirler. Umuda, sevgiye, iyimserliğe ihtiyacı olan gençler umutsuzluk ve karamsarlık aşılamak isteyen insanlardan vebadan kaçar gibi kaçar. Öğrenciyi sevmeyen, onu bir rakip gibi, bir yetişkin gibi hatta bir düşman gibi gören öğretmenlerin "Niçin bu okulda öğrenciler beni sevmiyor?" diye kaygı çekmeye hakkı yoktur. Eğer bazı öğretmenleri yıllar sonra bile öğrencileri hatırlıyor, arıyor, soruyor, onları gördüklerinde gözleri ışıldayıp güzel anılardan ve aldığı derslerden bahsediyor, onlarla ömür boyu iletişimi sürdürüyor; ama öte yandan bir kısım öğretmenlerden kaçıyor... Devamı

YAŞAMIN ANLAMI...

2013-09-12 22:33:00
YAŞAMIN ANLAMI... |  görsel 1

"Bize yaşamayı hayat geçtikten sonra öğretiyorlar. Bir şey yapmadım ne demek? Yaşadın ya!"(Anonim)************ "Sofi'nin Dünyası" kitabını okuyanlar bilirler. Küçük kız Sofi posta kutusundan kimin tarafından gönderildiği bilinmeyen mektuplar alır, mektupta sadece soru sorulur. O temel soruları hatırlatayım: "Kimsin?", "Yaşamın anlamı var mı?", "Tanrı var mı?", "Ölümden sonra hayat var mı?"... Sofi'nin kafasını kurcalayan bu sorular, insanlığın başlangıcından beri her insanın temel soruları olmuştur. Victor Frankl, "İnsanın Anlam Arayışı" isimli kitabının dünyada en çok satan kitaplar arasında yer almasından sonra kendisine; "Bu konuda ne hissediyorsunuz?" diye sorulan soruya; "Üzülüyorum, demek ki milyonlarca insan hayatına bir anlam verememiş, bu yüzden bir arayışa girmiş" diye cevap vermiş. Erich Fromm'a göre yaşamak bir sanattır ve diğer sanatlar gibi öğrenilir. Bunu öğrenmenin yolu da okumaktır. Büyük bilgelerin yaşama sanatı ile ilgili söylediklerinden habersiz yaşamak hatalıdır. Bu insanlar ancak yaşadıklarını zannederler, yaşama taklidi yaparlar. Tıpkı Mevlana'nın anlattığı öykülerdeki sivrisinek gibi: Bir gün bir sivrisinek bir öküzün pisliğinin üzerindeki saman çöpüne konmuş ve haykırmış: "İşte bu okyanus, bu da benim gemim, ben de onun kaptanıyım. Yeryüzünde benden büyük kaptan var mı?" Biz insanlar da nitelikli hayatlar tanımayıp ufkumuzu genişletmedikçe, kendimizi kandırıyoruz ve haykırıyoruz: "Yaşam işte budur. Var mı benden daha güzel yaşayan?" Ceviz kabuğunun içinde yaşayan bir kurda göre bütün hayat bu cevizden ibarettir. Gerçekte öyle mi...? Devamı

BÜTÜN GÖKYÜZÜ AYDINLANACAK...!

2013-09-11 13:56:00
BÜTÜN GÖKYÜZÜ AYDINLANACAK...! |  görsel 1

İnsanlarımıza, özellikle gençlerimize ve çocuklarımıza yaşam hakkında bilgiler verilirken sürekli olarak bugünün ve yarının zorluklarından dem vurulur. "İş sahibi olmak çok zordur günümüzde." "Ekmek aslanın ağzında değil, midesindedir." "Evlenmek, yuva kurmak çok zor hatta imkansızdır." "İyi bir dost, yardımcı bir el mi? Asla!" İşte bunun için çok çalışmalı, sınavlarda herkesi geçmeli, herkesten yüksek not alınmalıdır. En güzel şeylerden fedakarlık yaparak. Az gülmeli. Az oynamalı. Az uyumalı. Az sevmeli. Fakat "Çoooooook..... çalışmalıdır insan." Bütün bu çalışmalar da yeterli olmayabilir. Yarın bugünden daha kötü olabilir çünkü! Bütün bu sıkıştırmalar ve baskılarla bugünü kararan ve yarına olan umudu tamamen tükenen insan tünelin içinde bocalamakta, tünelin sonundaki ışığı asla görememektedir. Oysa hepimiz kendi hayatımızdan çok iyi bilmekteyiz ki, ne zaman yerden kalkacak gücü kendimizde bulamasak her zaman bizi kaldıracak bir "EL" olmuştur. Herkesin hayatında en az bir kere, bazen hiç tanımadığı, bazen de çok iyi tanıdığı bir "EL" onun için "Dönüm Noktası" olmuştur. Bazen de o kurtarıcı el kendisi olmuştur bir başkası için. Öyleyse nedir bu karamsarlık? Nedir bu felaket tellallığı? Aşırı iyimserlik görülebilir tüm söylediklerim, ancak kanıtlamak için tüm söylenenleri, kendi hayatını gözden geçirmesi yeterlidir kişinin. Eğer dikkatli bir yolculuk yaparsak geçmişimize, bu "EL" i mutlaka göreceğiz. Kimi için bu el bir söz olurken, bazısı için de bir kitaptaki önsöz olmuştur. Kimi, bir arkadaşının hatıra defterini doldururken karşılaştığı küçük bir şiirde. Kimi, yatağında uzanırken kulağına gelen bir şarkıda rastlamıştır ona. Kimi, karıştırırken eski bir derginin sayfalarını bir öyküde bulmuştur dirilişi. Kimi, bir takvim yaprağının üzerinde bulunan "Günün Sözü" nde yakalamıştır onu. Kimi, arkadaş hatırına gittiği bir filmin son sahnesinde. Kimi de, o insanla karşılaştıktan sonra yaşamının yönünü değiştirmiştir. ... Devamı

EĞER...!

2013-09-10 18:56:00
EĞER...! |  görsel 1

Eğer, bütün etrafındakiler panik içine düştüğü ve bunun sebebini senden bildikleri zaman, sen başını dik tutabilir ve sağduyunu kaybetmezsen; Eğer sana kimse güvenmezken, sen kendine güvenir ve onların güvenmemesini de haklı görebilirsen; Eğer beklemesini bilir ve beklemekten de yorulmazsan veya hakkında yalan söylenir de sen yalanla iş görmezsen, ya da senden nefret edilir de kendini nefrete kaptırmazsan, bütün bunlarla beraber ne çok iyi ne de çok akıllı görünmezsen; Eğer hayal edebilir de hayallerine esir olmazsan, Eğer düşünebilip de düşüncelerini amaç edinebilirsen, Eğer zafer ve yenilgi ile karşılaşır ve bu iki hokkabaza aynı şekilde davranabilirsen; Eğer ağzından çıkan bir gerçeğin bazı alçaklar tarafından ahmaklara tuzak kurmak için eğilip bükülmesine katlanabilirsen, ya da ömrünü verdiğin şeylerin bir gün başına yıkıldığını görür ve eğilip yıpranmış aletlerle onları yeniden yapabilirsen; Eğer bütün kazancını bir yığın yapabilir ve yazı-tura oyununda hepsini tehlikeye atabilirsen; ve kaybedip yeniden başlayabilir ve kaybın hakkında bir kerecik olsun bir şey söylemezsen; Eğer kalp, sinir ve kasların eskidikten çok sonra bile işine yaramaya zorlayabilirsen ve kendinde ‘dayan’ diyen bir iradeden başka bir güç kalmadığı zaman dayanabilirsen; Eğer kalabalıklarda konuşup onurunu koruyabilirsen, ya da krallarla gezip karakterini kaybetmezsen; Eğer ne düşmanların ne de sevgili dostların seni incitmezse; Eğer aşırıya kaçmadan tüm insanları sevebilirsen; Eğer bir daha dönmeyecek olan dakikayı, altmış saniyede koşarak doldurabilirsen; Yeryüzü ve üstündekiler senindir... Ve dahası... Sen bir İNSAN olursun oğlum...! Rudyard Kipling Devamı

İNSANLIK ONURUNUN DÜŞTÜĞÜ EN DİP KUYU...!

2013-09-10 15:09:00
İNSANLIK ONURUNUN DÜŞTÜĞÜ EN DİP KUYU...! |  görsel 1

Onurun düştüğü en dip nokta nedir? Onuru, saygıyı, değeri yok eden, insanı nokta kadar küçülten...? Kendi çıkarları için o an yaptıklarının doğru olduğunu sanırken aslında kendilerini kurtarmak yerine en dibe çekilen? Bir kuyudur ki dipsiz... Nedir gerçekten? Yalan dolan... Alavere dalavere... Boyundan çıkarılan şeref... Ayaklar altına alınan gurur... Kendi çıkarı için her şeyi göze alabilmek... Bu uğurda hiçbir şeyi görememek... Onurunu haysiyetsizlikle çiğnemek... En yakınını üç kuruşa satabilmek... Bu uğurda alçalabilmek... Ne vahimdir. Ne düşündürücüdür. Ne üzücüdür. Peki, insanı insanlıktan, insanın haysiyetini yoldan çıkaran nedir ki varılan nokta budur? Acıları... Hayata dair düşleri... Çaresizlikleri... Sefaleti... İkilemleri... Sevgileri... Özlemleri... Çelişkileri... Gerek kendisiyle, gerek insanlarla, gerek yaşamla olan kavgası... Bu günümüzde de böyle; seksen, yüzyıl öncesinde de böyleydi. Çok fazla uzağa gitmeye gerek yok. 1940'lı yıllar... II. Dünya Savaşı'nın etkisindeki Türkiye'nin kıtlık yılları. Açlık, sefalet, yaşam mücadelesi. Güçlü ve egemen olanın; daha güçsüz, zayıf ve yoksul olanı sömürmesi... Haysiyetsizliğin en iğrenci... Bir de bunların yeri cezaevi olursa... İşte bunları tokat gibi yüzümüze çarpan Orhan Kemal'in eseri... 72. KOĞUŞ! Yıllarca pek çok kez beyaz perdeye çekildi, çok kez oyun olarak sahnelendi. İnsan haysiyetinin düştüğü durum, tokat gibi yüzümüze vurularak... İnsanlığı, insanlığın geldiği noktayı düşünürken öğrendiğimiz, asıl şey ne oluyor ve neyi görüyoruz dersiniz? Onurun düştüğü dipsiz çukuru... Boşu boşuna demiyorlar: "İnsan, insanın kurdu!" Devamı

BİR ERKEĞİ AĞLATMAK...!

2013-09-09 15:31:00
BİR ERKEĞİ AĞLATMAK...! |  görsel 1

Yok yaaa! Ne yani? Hep erkekler mi ağlatacak? Hep onlar mı yaşayacak? Her şeyin en iyisini, en alasını, en güzelini... Yedikleri önlerinde, yemedikleri arkalarında. Gezmeler, tozmalar... Arabalarla hava atmalar... Dert, tasa, onlara ne? Eğlensinler, anı yaşasınlar. Gerisi hiiiiççççç... Umurlarında mı dünya! Hayat onların gözünde lay lay lom... En pahalı arabayı nasıl alabilirim? En lüks mekanlarda yemek yemeliyim. En pahalı marka saat ve cep telefonu kullanmalıyım. Daha fazla kadınla beraber olmalıyım. E, malum, skor peşindeler ya! İşte bu yüzden ayrıntı, incelik, sürpriz, fark etmek, sevgi, 'bakmak değil görmek' mevzularını gerçekten anlayamamaları. Çünkü onlar zora gelmeyi sevmez. Parmaklarını şıklatınca önlerine gelmeli her şey. Çünkü onlar için her şey anlık. Her şey bir anda olup bitecek. Yok yaaa! Ne yani? Hep erkekler mi yapacak? Hep onlar mı yaşatacak? Acıları ya da en kötü zalimlikleri? Ve hep onlar mı akıtacak kadınların gözyaşlarını? Onlara kalırsa bu soruların cevapları, 'EVET...' Ama aslında bilmezler. Bir kadını ağlatmanın ne demek olduğunu. Bilmemekle de kalmayıp anlamazlar da aynı zamanda. Kadınların sadece gözleriyle değil, kalpleriyle de ağladıklarını. Gözler buğulanır önce. Söylenecek sözler düğümlenir ardından. Sonra koca bir yumruk gelir oturur boğazına kadının. Tüm kelimeler diz çöker o kalbin kapısında. Değil kelime, bir harf bile çıkmaz ağzından. Yutkunamaz, nefes alamaz. Çünkü o koca yumruk canını çok acıtır. Yakar, yıkar ve gözyaşları akar. Sel olup denizlere karışır. Ağlayan kadın içindeki zehri ağlayarak dışarı atarak bir süre sonra yeniden ayağa kalkar. Eğer bir kadın yürekten ağlıyorsa ağlatan onun yüreğine ulaşmış demektir. Ama o kalbin değerini bilememiş olacak ki ağlatan, gözünü bile kırpmadan teker teker batırır iğnelerini yüreğe! Aslında ağlatanlar, kadına değil kendine batırırlar o kaybediş iğnelerini de; farkında olmazlar o ayrı. Peki... Bir erkek ağlar... Devamı

DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN İZMİR...!

2013-09-09 04:26:00
DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN İZMİR...! |  görsel 1
DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN İZMİR...! |  görsel 2
DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN İZMİR...! |  görsel 3
DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN İZMİR...! |  görsel 4

Başka Bir Şehir Yoktur Ki Dünyada ; Kendi Ulusunun Kurtuluş Savaşını Başlatsın ve Bitirsin ! Ey Şanlı İzmir ! Bağımsızlık Günün KUTLU OLSUN ! Devamı

HAYATTAKİ VE DÜNYADAKİ EN BÜYÜK DEVRİM...!

2013-09-08 21:31:00
HAYATTAKİ VE DÜNYADAKİ EN BÜYÜK DEVRİM...! |  görsel 1

Dönüş gerçekleşti. Sıra dönüşüme geldi. Ve dönüştürmeye... Franz Kafka'nın "Dönüşüm" ü gibi... Evet, o eserde küçük burjuva çevrelerindeki tiksindirici aile ilişkilerinin en ince ayrıntılarına kadar irdelenişinin yanı sıra aynı zamanda genelde toplumun kalıplaşmış, işlevini çoktan yitirmiş olan akışına bilinç düzeyinde başkaldıran bireyin başkalaşması, bir böceğe dönüşmesi anlatılıyor. Ne kadar tanıdık değil mi? Bizi de hep aynı kalıplara sokmak istemiyorlar mı? Farklı olursan, farklı düşünürsen, fark yaratmak istersen yandın! Kendin olursan, içinden geldiği gibi yaşamak istersen, onlardan başka biri olursan, başkalaşırsan dışlamıyorlar mı? Ben de bundan yola çıkarak, bir nevi yaşananları, gözlemleri işlemeyi istedim.. Ama yapacağım bu dönüşümlerde... Güzellikleri, incelikleri sanatla görerek içimizde, ruhumuzda mis kokulu güller, renk renk çiçekler açtırarak... Yaşama sevinciyle sulamaya çalıştığımız içimizdeki bahçemizde zehirli sarmaşıklar, ısırganlar, yabani otlar varsa o zaman da bu zarar verenleri teker teker sabırla ayıklayarak... Nasıl olacak bu? Kitaplar okuyarak... Filmler izleyerek... O kitaplarda ve filmlerde karşılaştığımız, kendimizi gördüğümüz cümlelerde, sahnelerde durup, içimizdeki bahçeye inip bunlarla yüzleşerek! Gülleri, yaseminleri andıran güzellikler, incelikler, umutlar varsa onların farkına varıp onları, kokularını içimize çekip yaşayarak ve az önce dediğim gibi bize zarar verenleri teker teker sabırla ayıklayarak... Evet, bu kolay olmayacak ama... Bu farkına varış ve ayıklamalar bittikten sonra yaşama sevinci ve sevgiyle sulayarak devam edeceğimiz hayat yolunun patikasında yürürken iki yanda umut çiçeklerinin açtığını göreceğimiz kesin bir gerçek. Bunu nasıl böyle söyleyebiliyorum? Art arda izlediğim filmler sayesinde! Çünkü o filmleri izlerken hayatla yüzleşmek bir yana bir kuyuya iner gibi kalbimin, ruhumun, hayatımın derinliklerine inerek yüzleştim. Film karelerinin bazı sahnelerinde gördükler... Devamı

ZOR İŞLER, KOLAY İŞLER...

2013-09-07 02:08:00
ZOR İŞLER, KOLAY İŞLER... |  görsel 1

"Bazı insanlar, hayatlarını kendileri şekillendirir; bazıları ise hayatın onlara neler getireceğini pasif şekilde bekler. Bu iki çeşit insan arasındaki fark, birinin dolu dolu yaşaması, diğerinin sadece var olmasıdır..." M.Gerber ************** Hayatta zor işler, kolay işler var, bunları ayıran insan olmak zor. Bilgiçlik taslamak, konuşmak kolay, az ve öz konuşup susan olmak zor. Akıl vermek kolay, iş bozmak kolay, bozuğu onaran insan olmak zor. Niyet etmek kolay, başlamak kolay, bir işi bitiren insan olmak zor. Almak kolay, benlik, bencillik kolay, alan insan değil, veren insan olmak zor. Merak kolay, seyretmek kolay, bakan insan değil, gören insan olmak zor. Kazanç kolay, servet, zenginlik kolay, vicdanlı, namuslu olmak zor. Yemin etmek kolay, söz vermek kolay, verdiği sözünde duran olmak zor. Seçilmek, yükselmek, baş olmak kolay, sahtekar baskıyı kıran olmak zor. Hile, yalan, riya, kalleşlik kolay, doğru olmak, içten insan olmak zor. Kan akıtmak kolay, acıtmak kolay, acıyan yarayı saran olmak zor. Nefse uymak kolay, hırslanmak kolay, nefsini, hırsını yenen olmak zor. Yaşam kolay, doğmak, yaşlanmak kolay, insanca yaşlanmak, insan olmak zor...! Devamı

ARKANIZDA PİŞMANLIKLAR OLMASIN...!

2013-09-05 13:08:00
ARKANIZDA PİŞMANLIKLAR OLMASIN...! |  görsel 1

Tık, tık, tık... Kim o? Hazırlan gidiyoruz. Sen kimsin, nereye gidiyoruz? Sıran geldi, gerçek evine gidiyoruz. Gerçek ev mi? Sen! Yoksa...? Evet, hadi gidelim. Dur bir dakika... Bir sürü yarım işim var. İş yarım kalmaz, birileri tamamlar. Oyalanma artık. Çocuklar, onlar daha çok küçük, bari vedalaşsaydım. Sen olmadan da büyürler, hadi bekliyorlar. Bekliyorlar mı, onlar da kim? Gidince görürsün. Anladım, anladım ama kalbini kırıp, gönlünü alamadıklarım, iyiliğini görüp, karşılık veremediklerim var. Anlayacağın borçlu gitmek istemiyorum. Bunu zamanında düşünseydin! Zamanında mı? İyi de ben daha zamanım var sanıyordum. Hepiniz aynısınız... Zaman dediğin, içinde bulunduğun an... Bunun ötesi yok. Keşke, keşke... Devam etme. Bugünü yaşarken hep yarın var gibi davrandın. Üstündeki üniformanın sorumlulukları var, yerine getirmedin. Bu sana bir uyarıydı. Şimdi gitmiyoruz, ama her an gidebiliriz. Bir daha geldiğimde önünde "umut", arkanda "pişmanlık" olmasın... Devamı

SU GİBİ OL... VAZGEÇİLMEZ OL...!

2013-09-04 18:23:00
SU GİBİ OL... VAZGEÇİLMEZ OL...! |  görsel 1

Şimdi sen su olduğunu düşün. Su kadar özel, su kadar faydalı ve su kadar çok... Tükenmez... Ama ister çeşmelerden dökül, ister göklerden yağ, ister nehirler dolusu ak, dibi olmayan bir kovayı dolduramazsın. Yani, seni dinlemeyenlere sesini duyuramazsın... Unutma! Daha çok bağırdığında daha çok dinlenmezsin... Gürültünün parçası olursun sadece. Suyun yanında olanlar suyu en az içenlerdir. Çünkü su nasılsa burada, lüzum yok ki suyu kana kana içmeye diye düşünürler... Aynen, sesini sürekli duyanların seni dinlemedikleri gibi! Ormandaki hiçbir hayvan, ırmağın gürültüler koparan yerinden su içmeye çalışmadı şimdiye kadar. Hepsi, sabahın en sakin anını bekledi suyun durgun yerlerini bulabilmek için, gittiler ve sakin sakin ihtiyaçlarını giderdiler. Onlar için en uygun olan ve kendi istedikleri zamanda... Sen, hep bir su olduğunu düşün. Su gibi güzel, su gibi yararlı, su gibi vazgeçilmez... Ve su gibi hayat kaynağı olduğunu düşün. Ama su gibi yaşatıcı ol, su gibi yıkıcı, sürükleyici ve öldürücü değil! Sen bir su ol... Ama rahmet ol, afet değil! Su isen tarlalarını basma insanların, yuvalarını yıkma, ocaklarını söndürme, sana felaket denmesin! Su isen bir bardağa sığabil ki, damarlara giresin! Su, yüce Allah'ın insanlar için yarattığı en büyük nimetlerden biri... Suya benzediğini unutma! Su gibi özel, su gibi güzel, su gibi faydalı, su gibi lüzumlu ve su gibi sakin olabileceğin gibi, su gibi kıyametler koparıcı olabileceğini de unutma... Unutma; senin işin rahmet olmak, afet değil! Vadiler ve ovalar varken önünde, yayılabileceğin küçük ırmaklara ayırabiliyorsan kendini ve bardaklara bölebiliyorsan, hayat verirsin çevrene. Ve yaşayabilirsin dünya dönmesine devam ettiği müddetçe... Yoksa hep duyulmayan, dinlenmeyen, korkulan ve kaçılan olursun; seller, afetler gibi... Tercih elindeydi hep ve hep senin ellerinde olacak... Ya tutmayı öğreneceksin dilini veya hiç durmadan konuştuğun için, sadece bomboş ve anlamsız sesler çıkartan birisi olduğunu zannettireceksin çevrendeki in... Devamı

SİZ HİÇ HAYALLERİNİZDEN SIFIR ALDINIZ MI?

2013-09-03 13:04:00
SİZ HİÇ HAYALLERİNİZDEN SIFIR ALDINIZ MI? |  görsel 1

İmkansızlıklar, engeller karşısında "Pes" diyecek noktaya geldiğiniz oldu mu hiç? Hayatlarımızın sarmalları kimi zaman öylesine sıkıca dolanır ki bacaklarımıza, hareket edemeyeceğimizi sandığımız anlar olur. Bazen öylesine karanlık, öylesine bulanık görünür ki dünya, çaresizliğe boğulmak, düze çıkmanın mümkün olmadığını düşünmek, "Vazgeçtim, vazgeçiyorum artık," demek işten değildir. Oysa bu karanlık, bu cesaret kırıcı anlarda unuttuğumuz ve kimsenin bizden koparamayacağı, çok değerli ve her şeyi başarmaya, her türlü olumsuzluğun üstesinden gelmeye kadir bir hazinemiz vardır: KENDİMİZ... Bu koca gezegende yaşamış ve yaşamayı sürdüren, yaşamın yosunlu duvarlarına çarptığını hayatında zaman zaman da olsa hissetmiş her birey, karanlığın sonunda her zaman bir ışık barındırdığını, yağmurun ardından güneşin açacağını ve en önemlisi, istediğimiz, özlemini duyduğumuz her şeyi dirayet, inanç ve akılla elde etmenin mümkün olduğunu da bilmelidir. Bizleri hayatın o dar anlarında gömüldüğümüz umutsuzluk ve ataletten çekip çıkartmada ilham kaynağı olacak nice hayat hikayeleri o en kıymetli hazinemize, kendimize sıkıca tutunmamıza neden olacaktır. Bazen, bazı konularda bambaşka fikirlere kapılırız, biri kalıpların dışında bir şey söyleyince "Ne kadar yaratıcı!" deyip şapka çıkarırız... Bazen tüm dünyayı kurtarabileceğimizi düşünürüz. Elimizden çok şey gelmez belki ama yine de moral bozukluğunu birebirdir... Güzel yaşamak ve apaydınlık bir geleceğe, hayatı anlayarak bakmak dileklerimle... Devamı

YAŞANDIĞI SÜRECE......

2013-09-01 23:11:00
YAŞANDIĞI SÜRECE...... |  görsel 1

"Vasat insanlar, kendilerini çevreye uydurmaya çalışırlar. Vasat olmayanlar ise çevrelerini kendilerine uydurmaya çalışırlar. Bu yüzden bütün gelişmeler, vasat olmayanların çabalarının sonucudur..." Bernard SHAW *************** Hayat, kendi hatalarımızdan ders alacak kadar uzun olmadığı için, başkalarının hayatlarından da kendimize dersler çıkarmalı, farklı hayatları irdelemeli, başarılı olmuş insanların hayatlarını okumalıyız. Özellikle yaşam süresi uzun olmuş insanlar birçok saptamada bulunurlar. Bunların bazıları "atasözü" olarak ağızdan ağıza dolaşırken bazıları da kitlelerin paylaşımı için kitap sayfalarında yerlerini alırlar. Sonra herkes okuduklarını birbirine aktarır ve sözler, deneyimler, yaşanmışlıklar ağızdan ağıza, kulaktan kulağa yayılır, gider. Ne kadar çok kişi duyar ve okursa o kadar çok hayat etkilenir. Belki yapılacak hatalar önlenir, belki de çıkmaza düşülen anlarda bir formül, bir ışık, bir çıkış kapısı niteliği taşır. İçinde yaşadığımız dönemde her şey inanılmaz bir hızla akıp gidiyor. Bu gidiş içinde diğer bir hız da yapılan iyilik ve kötülüklerin geri dönüşü. Aynı bir bumerang gibi. İyilik yapıp atıyorsunuz çok kısa bir süre sonra iyilik görüyorsunuz. Hem de çok ihtiyacınız olan bir anda ve konuda. Kötülük yapanlar, içten pazarlıklı olanlar, yalan ve riya ile hareket edenler de aynı hızla karşılığını buluyor. Yani hayat birden bire çok hızlandı. Sebep sonuç ilişkileri derinleşti. Yüzeysellik çok az bir kesimde kaldı. Bu sebeple, derin yaşamak, yaşamımıza anlam katmak, değerli olmak adına daha hızlı hareket etmeliyiz. Sanki yetişecek bir yerimiz var gibi. Oysaki şerefle bitirilmesi gereken en asil görev hayattır. Bir lokma ekmek için şerefini çiğnetmeye, bir anlık eğlence için el ayak öpmeye, insanları ezip geçmeye, günlük menfaatler için onurunu terk etmeye, bir kısım insanlara kızıp bütün insanlara düşman olmaya değmez bu hayat. Allah herkese iki ayak vermiş yürümek için, iki el vermiş tokalaşmak için, iki kulak vermiş duymak için, ik... Devamı

AKLINI KULLAN, AKSİNİ DÜŞÜN...!

2013-08-29 22:51:00
AKLINI KULLAN, AKSİNİ DÜŞÜN...! |  görsel 1

İstifa et! Bu, işini ciddiye aldığını gösterir! Doğru bakış açısı yoktur, kişisel bakış açısı vardır. Bazen zekice olan, fazla zeki olmamaktır! İlgi çekmek istiyorsan dinle! Başarısızlık başlangıçtır. Sana ilham veren ya da hayal gücünü çalıştıran her şeyden çal! Kovuldun mu? Bu, başına gelebilecek en güzel şey! Bir konuda, bir işte, hayatta en iyi olmak... Peki, bunun için ne yapmak gerek? Tabii ki sıradan olmamak... Farkını ortaya koymak... Kendinin, aklının, yaptığın işin, kalbinin, hayatının... Diğerlerinden başka bir şey yaparak... Sürüden ayrılarak... Farklı olarak... Etrafınıza bakın bir. İşinde en iyi olanlar; çalıştıkları konuda bir fark yaratarak değişik bir yöntemle, başka bir bakış açısıyla olaya hakim olanlar... Özel hayatında huzurlu olanlar da... Kendini saklamadan, paklamadan, abartmadan, doğal, içten davranarak gerçek sevgi, hoşgörü, saygı ve anlayış eşliğinde gereken özveriyi yerinde yapanlar, ilişkilerinde huzuru yakalayanlar. Yani fark yaratanlar... Hayatın her alanında böyle... Farkın varsa yaşadın. Fark yaratamıyorsan sorun değil, çabala... Çabalamayla bile bir adım öne geçersin diğerlerinden. Bir de aykırı düşünmek olayı var. Bir şeyin aksini yaparak... Nasıl mı? Üniversiteye gitme, işe gir! Önce yap, sonra düzelt! Sana ilham veren ya da hayal gücünü çalıştıran her şeyden çal! İlgi çekmek istiyorsan dinle! İstifa et! Bu, işini ciddiye aldığını gösterir! Doğru bakış açısı yoktur, kişisel bakış açısı vardır. Bazen zekice olan, fazla zeki olmamaktır! Başarısızlık başlangıçtır. Kovuldun mu? Bu, başına gelebilecek en güzel şey! Fikir sahibi olmak her zaman iyi değildir. Mantıklı bir insan, kendini dünyaya uydurur; diğeri kendine... Dünya, sizin onu ne olarak kabul ettiğinizdir. Bunları uygulayarak başarıya, huzura ulaşmak; hayatınızı değiştirmek mümkün. "Sen iyi misin, ne dediğinin farkında mısın? Bir şeyin aksini yaparak nasıl..." dediğinizi duyar gibiyim. Ben de ilk başta öyle düşünm... Devamı

KALPTEN BİRİ...!

2013-08-25 17:30:00
KALPTEN BİRİ...! |  görsel 1

Sizin de olmuştur böyle zamanlarınız. Yalnızlığın ruhunuzu kaşıdığı, kanattığı. İçinizi hüzünle acıttığı... Ne anlatılmazdır bilirim. Anlatılmayan, anlaşılmayan ve insanı karmakarışık yapan... İçinizi alabora eden... Deviren... Hatta bazen dibe vuran... Bildiğiniz ya da bilmediğiniz bir nedenden dolayı... Umutsuzluğun üzerinize yapıştığı... İçinizdeki duyguların kapıştığı... Gel-gitlerinizin çatıştığı... Ruhunuzun kalbinizle atıştığı... Yalnızlığın ruhunuzu acıttığı... Hatta bazen ağlattığı... Oysa çok şey değildir istediğiniz. Bir kişi olsun, sizin için diğerlerinden farklı. Farklı derken... Sizi dinlesin, anlasın yeter. Oynamasın sizinle ve duygularınızla. İnsan olsun. Olabildiği kadar doğal olsun. Kendi olsun. Abartmadan, saklamadan, aklamadan paklamadan, süslemeden kendini ortaya koysun. Olduğu gibi yani. Ama samimiyetle, ilgisiyle, gerçek sevgisiyle... Yanınızda olsun. En sevinçli anlarınızda, en zor zamanlarınızda... O anlarda bir nedenden dolayı bazen yanınızda olamasa bile ruhuyla ruhunuzda olduğunu hissettirsin. Sevgisini de... Nasıl? Dedim ya, öyle büyük ve gösterişli şeyler yapmasına gerek yok. İçten, candan olsun... Neler yapsın mesela? Yaşadıklarını, yapmak istediklerini anlatsın. Hedeflerini, hayallerini... İçindeki coşkuları, sevinçleri... Kederlerini, hüzünlerini... Düşüncelerini... Sevdiği şarkıları, etkilendiği kitapları paylaşsın. Kısacası onu o yapan her şeyini... Başarılarını, başarısızlıklarını... Kendini üzen şeyleri, onu yıpratan olayları... Neler sevdiğini... Nelere coştuğunu... İçindeki çocuğu... Güneşli bir günde, "Güneş var bugün, ne güzel" demek için arasın mesela ya da sebepsiz yere sesinizi duymak için. Sürpriz yapıp gelsin, hiç ummadığınız bir anda... Gelip, "Haydiiiii, yemeğe" desin mesela. Birlikte olduktan sonra, pahalı bir restaurant olmasına da gerek yok. Mesela balık-ekmek... Mideniz açlığını yok ederken, ruhunuz da sevinçlere doysun..... Devamı

YENİDEN BAŞLA...

2013-08-25 05:22:00
YENİDEN BAŞLA... |  görsel 1

Devamı

ŞEYH EDEBALİ'NİN NASİHATİ...!

2013-08-22 03:42:00
ŞEYH EDEBALİNİN NASİHATİ...! |  görsel 1

Bak DOSTUM! Cahil ile dost olma; ...İlim bilmez, İrfan bilmez, Söz bilmez, Üzülürsün. Saygısızla dost olma; Usul bilmez, Adap bilmez, Sınır bilmez, Üzülürsün. Aç gözlü ile dost olma; İkram bilmez, Kural bilmez, Doymak bilmez, Üzülürsün. Görgüsüzle dost olma; Yol bilmez, Yordam bilmez, Kural bilmez, Üzülürsün. Kibirliyle dost olma; Hal bilmez, Ahval bilmez, Gönül bilmez, Üzülürsün. Ukalayla dost olma; Çok konuşur, Boş konuşur, Kem konuşur, Üzülürsün. Namertle dost olma; Mertlik bilmez, Yürek bilmez, Dost bilmez, Üzülürsün. - İlim bil, İrfan bil, Söz bil... - İkram bil, Kural bil, Doyum bil... - Usul bil, Adap bil, Sınır bil... - Yol bil;Yordam bil... - Hal bil, Ahval bil, Gönül bil... - Çok konuşma, Boş konuşma, Kem konuşma... - Mert ol, Yürekli ol... - Kimsenin umudunu kırma... Sen seni bil, Ömrünce yeter sana...! Devamı

GÜLÜMSE...

2013-08-19 14:37:00
GÜLÜMSE... |  görsel 1

Hadi bırak heybendeki bütün o yorgun yıllarını, hayal kırıklıklarını, başkalarını mutlu edebilmek adına yaptığın ama zerre kadar mutluluk duymadığın bütün o rutin koşturmalarını bir kenara. Yepyeni bir pencereden bak bu sabah hayata. Çocuk masumiyetiyle, bayram sevinciyle karşıla yeni doğan günü. GÜLÜMSE! Hayata, geçmişe, yarınlara, umutlarına. GÜLÜMSE! Hatalarından dersler çıkartmayı öğren. Unutma! Hayatta hata diye bir şey yoktur aslında. Bizim hata sandığımız bütün o yanılgılara büyükler tecrübe diyorlar. Koyup önüne eksik yanlarını aynada kendine bakar gibi bak. Neydi hayallerin ve ne kadarını hayata geçirebildin? Bir elbiseyi çıkarır gibi çıkarıp koy bir kenara üstündeki başkalarına adanmışlıklarını. Sadece kendin ol bu sabah. Bu anı bir daha asla yaşayamayacaksın, farkına var. Gönlünden ne geçiyorsa kalkıp onu yap. Kimsenin ne düşündüğünü umursamadan sadece sen istiyorsun diye olması gereken, yapılması gereken ve ertelenen ne varsa onu yap. GÜLÜMSE! Ama önce kendine... Önce kendine değer ver ki anlamlı kılınsın her bir saniyen. Aldığın her nefesin amacına ulaşabilsin. İçindeki potansiyelin ve seni sen yapan bütün o küçük ayrıntıların farkına var ve tadını çıkar. Hem sonra mutluluk zaten küçük ayrıntılarda gizli değil midir? Unutma, kimse senin kadar güzel gülümseyemeyecek bu sabah yeni doğan güne. Kimse anlayamaz ki seni senin kadar. Ve kimse de sevemez senden başka böyle çıkarsız, saf, duru güzellikte seni. Hayatı, dahası kendini erteleme bu sabah. Sadece GÜLÜMSE, gerisi nasılsa gelir. Sımsıkı sarıl içindeki çocuğa. Bak Gazali ne güzel anlatmış:- “Kendine değer VER ve gönlünü olgunlaştır. Çünkü SEN bedeninle değil, RUHUNLA insansın.” _______ALINTI____ Devamı

EGER BİR GÜN BEN ÖLMEZDE,YAŞLI BİR HUYSUZ İHTİYAR OLURSAM?

2013-08-18 19:19:00
EGER BİR GÜN BEN ÖLMEZDE,YAŞLI BİR HUYSUZ İHTİYAR OLURSAM? |  görsel 1

Benim yaşlandığımı düşündüğün gün; Sabırlı ol lütfen ve beni anlamaya çalış... Yemek yerken üstümü kirletirsem, üzerimi değiştirecek gücüm yoksa; Lütfen sabırlı ol. Benim sana bir şeyler öğretmek için seninle ilgilendiğim zamanları hatırla... Seninle konuşurken, sürekli aynı şeyleri 1000 kere tekrarlıyorsam... sözümü kesme beni dinle. Sen küçükken, uyuyana kadar sana aynı hikayeyi 1000 defa tekrar tekrar okumak zorunda kalıyordum. Banyo yapmak istemediğimde; Beni utandırma yada azarlama... Seni banyoya götürmek için icat ettiğim küçük yöntemlerimi ve oyunlarımı hatırla... Yeni teknolojiler karşındaki cahilliğimi görürsen... bana zaman tanı ve beni yüzünde alaycı bir gülümsemeyle izleme... Bazı zamanlarda unutkan olursam yahut konuşmalarımızda ipin ucunu kaçırırsam... lütfen hatırlamam için gerekli zamanı bana tanı... eğer hatırlayamazsam, sinirlenme... çünkü asıl önemli olan benim konuşmam değil, senin yanında olabilmem ve senin beni dinliyor olmandır. Ben sana bir sürü şeyi nasıl yapacağını gösterdim... İyi yemek yemeyi, iyi giyinmeyi... yaşamı göğüslemeyi... Eğer birşey yemek istemezsem, baskı yapma bana. Ne zaman yemem ya da yememem gerektiğini ben gayet iyi bilirim. Ve yaşlı bacaklarım yürümeme izin vermediğinde bana elini ver... Tıpkı, benim sana ilk adımlarını atarken verdiğim gibi. Ve bir gün artık daha fazla yaşamak istemediğimi söylediğimde... ve ölmek istediğimi... kızma... Birgün anlayacaksın... Yaşımın; zevk alma değil artık idareten yaşama yaşı olduğunu anlamaya çalış, Bir gün şunu anlayacaksın: Hatalarıma karşın hep senin için iyi olanı gerçekleştirmeye çabaladım ve senin yolunu hazırlamaya çalıştım... Senin yanında olduğumda üzgün, kızgın ya da güçsüz hissetme kendini. Benim yanımda olmalısın, beni anlamalısın ve bana yardım etmelisin. Yürümeme yardımcı ol... ve yolumu sabır ile, sevgi ile bitirmeme... Benim için yaptıklarını, bir gülümseme ve senin için her... Devamı

HER ŞEY SENDE GİZLİ...!

2013-08-18 17:33:00
HER ŞEY SENDE GİZLİ...! |  görsel 1

Unutma! Gerçekte sen ne hissediyorsan, o her zaman doğrudur. Hayatta senin için neyin doğru olduğunu, bir tek içindeki ses söyleyebilir. Dolayısı ile içindeki ses ile konuşmayı öğren. İçindeki sesin kendine has nedenleri vardır ki akıl hiçbir zaman anlayamaz. Her gün kendinle kalmak için zaman ayır ve kalbini dinle. Tüm diğerleri farklı hissedebilir, farklı düşünebilir ama bu senin hissettiklerinin yanlış olduğunu göstermez, sadece onlardan farklı olduğunu gösterir. Sadece, onların bakış açılarını anlamaya çalış. Hemfikir olmaya çalışma! Bazen içindeki ses sana zor geleni yapmanı söyleyebilir... Korkma... ve içindeki sesi dinlemeye devam et... Her yanlışında kendini acımasızca eleştirip üzme... Gereğinden fazla üzülmek, bugünün gücünü tüketir, yarınlarının güzelliklerini çalar. Aksine, başını okşa, kendini kucakla ve her şeyin geçeceğini kendine hatırlat. Yaşadıklarının senin için önemli bir ders olduğunu bil. Bu tecrübe ile aldığın bilgiyi incele, bir dahaki sefer için hazırlıklarını yap. Kimsenin senin adına karar vermesine izin verme, ama başkalarının da haklı olabileceklerini unutma. Asla başka insanlar üzülmesin diye kendini üzme. Unutma! Sen kaldırabiliyorsan onlar da kaldırabilir. Her zaman ama her zaman, mutlaka kendine iyi davran. Sen buna layıksın! Hayatta en büyük dostun sen olabileceği gibi, en büyük düşmanın da sen olabilir. Seçimini yap ve kendin için dost mu yoksa düşman mı olacağına karar ver. Yaşamdaki tüm acılarını atlatabilirsin, her şeye rağmen umutlu olmayı başarabilirsin, istersen kötü alışkanlıklarını bırakabilir ve her zaman yeniden başlayabilirsin. Bugün, hayata yeniden başla! ilk adımın kendini bağışlamak olsun! Tıpkı kasvetli ve bulutlu bir havanın ardından kendini gösteren güneş gibi olabilirsin. Ve aynı güneş gibi, ay gibi, her gün ve her gece bıkmadan usanmadan yeniden doğabilirsin. Asla tecrübe kazanmaktan kaçma... Ne kadar zor olursa olsun, yeniden ayağa kalk ... Devamı