KADIN OLMAK MI? ERKEK OLMAK MI? YOKSA...?

2013-05-25 05:55:00
KADIN OLMAK MI? ERKEK OLMAK MI? YOKSA...? |  görsel 1

KADIN OLMAK... Hem kolay, hem zor. Hem uçuruyor, hem yoruyor. Hem kavuruyor, hem savuruyor. KADIN OLMAK... Boyayla, makyajla güzelleşmek değil... İç güzelliğini ortaya koyabilmektir. Her erkekte bir parça bırakmak değil, bir erkekte bütün olabilmektir. Var mı kalbinizle tamamladığınız, tamamlandığınız bir dünya? ERKEK OLMAK... Hayatına birçok kadının girmesi değil... Hangi kadını gerçekten sevdiğin ve ona ne kadar dürüst olabildiğindir. Geniş omuzlara sahip olmaktan önce, hangi kadına o omuzlara yaslanacak kadar güven verdiğindir. Var mı omzunuza başını dayadığında kanatlarını güvenle indiren bir melek? KADIN... ERKEK... Ama kadın olmak ya da erkek olmaktan çok, daha önemli bir şey var ki...? İnsan olmak...! Ama gerçekten. İnsan olmak para kazanmakla, başarıyla, kariyerle değil... İnsan olmak, karşındaki sohbet ettiğin kişiyi anlamakla olur. Ağlayan bir insanın hüznünü ya da sevinçli birinin sevincini paylaşmakla olur. Sevgiliniz, eşiniz, dostunuz, arkadaşınız, anneniz, babanız, karşınızdaki her kimse; ona içinizdekileri, hissettiklerinizi söylemekle, bunu ona yaşatmakla olur. Çok sevdiğinizi içinizde duyumsamakla ve bunu ona hissettirmekle olur. İşte o zaman insan, yaşamın nefesini büyük bir zevkle solur. İşte o zaman ruh ve beden hayatta daha renkli can bulur. Can dediğiniz ne ki? Çölde bir kum tanesi. Yani... Tek bir gerçek var. Tek. Yürek...! Ve... Yüreğin kadını, erkeği yok. Bir mert olanı var, bir de namert olanı...! Devamı

HER ŞEYİMİZ, HERKESTEN ÇOK OLMALI...!

2013-05-20 09:07:00
HER ŞEYİMİZ, HERKESTEN ÇOK OLMALI...! |  görsel 1

"Çok başarılı olmalıyım. Çok para kazanmalıyım. Çok sevmeli, çok sevilmeliyim. Çok elbisem, çok ayakkabım olmalı. Çok, çok, çok... Tamam olsun. Çok olsun. Hem de çok çok... Da... O çokun sonu yok ki. Halbuki yetinmesini bilen, onurunu en az riske atandır. Kaldı ki 'Bir şeyin azı karar, çoğu zarar' olayı da var tabii. Bir şeyin en en en fazlasını istemek, o şeyin gerçekten değerini bilmemeye çıkarır yolumuzu. Ki o ne olursa olsun. Mal, mülk, eşya, para, başarı, sevgi... Diyeceğim o ki, her konuda her şeyin çoğu zarar. Parada da, kariyerde de... Konuşmada da, müzikte de... Nasıl ki notalara fazla basılınca ritm ve tempo uyuşmazlığı olursa... Cehalette de, siyasette de... Mesela... Bir ülkede demokrasi çok konuşuluyorsa o ülkede demokrasi yoktur. Benim ülkemde de demokrasi çok konuşuluyor...! Devamı

ATATÜRK ALBÜMÜ...

2013-05-19 12:05:00
ATATÜRK ALBÜMÜ... |  görsel 1
ATATÜRK ALBÜMÜ... |  görsel 2
ATATÜRK ALBÜMÜ... |  görsel 3
ATATÜRK ALBÜMÜ... |  görsel 4
ATATÜRK ALBÜMÜ... |  görsel 5
ATATÜRK ALBÜMÜ... |  görsel 6
ATATÜRK ALBÜMÜ... |  görsel 7
ATATÜRK ALBÜMÜ... |  görsel 8
ATATÜRK ALBÜMÜ... |  görsel 9
ATATÜRK ALBÜMÜ... |  görsel 10
ATATÜRK ALBÜMÜ... |  görsel 11
ATATÜRK ALBÜMÜ... |  görsel 12

Devamı

ATATÜRK VE 19 MAYIS...

2013-05-19 11:53:00
ATATÜRK VE 19 MAYIS... |  görsel 1
ATATÜRK VE 19 MAYIS... |  görsel 2

KADERİMİZ, ATATÜRK'ÜN 19 MAYIS'TA SAMSUN'A ÇIKMASIYLA DEĞİŞTİ. TOPRAĞINA SEVDALI VATANSEVERLERLE BİRLİKTE EMPERYAL GÜÇLERE VE ONLARIN MAŞALARINA KARŞI YAPTIĞI KURTULUŞ SAVAŞI ZAFERİ SONRASI KURDUĞU, TÜRKİYE CUMHURİYETİ'NİN ONU İNKAR ETMESİ VE UNUTMASI MÜMKÜN DEĞİLDİR. ATAM SENİ TARİHTEN SİLEMEZLER, TARİH SENİ UZUN UZUN ANLATIR. SENİ SİLMEK İSTEYENLERİ İSE ANCAK PARANTEZ İÇİNDE BİRKAÇ SATIR İLE YAZAR. NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE... Avrupa kökenli "üstün ırk, aşağı ırk" nazariyeleri 19. yüzyıl Avrupası'nda yaygındı. Atatürkçü görüşe göre Türk milleti 1924 Anayasası'nda tanımlıdır. Bu tanımda ırk ve din reddedilir. Bu tanımda "Türkiye ahalisine, din ve ırk farkı gözetilmeksizin vatandaşlık itibariyle Türk denilir" denmektedir.​​ Devamı

ATA'MIZI ANMA GENÇLİK VE SPOR BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN...

2013-05-19 11:46:00
ATAMIZI ANMA GENÇLİK VE SPOR BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN... |  görsel 1
ATAMIZI ANMA GENÇLİK VE SPOR BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN... |  görsel 2

ATAM İZİNDEYİZ 19 Mayıs Yol aldın hırçın Karadeniz'de Umuda ve geleceğe doğru İnandı sana Türk milleti Ve uyandı derin uykusundan İşte bak! geliyor ardından Başlattığın bir savaştı Esaretten özgürlüğe, Karanlıktan aydınlığa ve... Bir sözün yetti, inançla doldu yürekler adımlar uygun adım yürüyüş başladı Samsun'dan 19 mayıslar kutlanıyor, kutlanacak Atam, bu yürüyüş hiç durmayacak Devamı

NEYİ, NE KADAR İSTİYORSUNUZ?

2013-05-17 12:36:00
NEYİ, NE KADAR İSTİYORSUNUZ? |  görsel 1

Nedir sizin istediğiniz? Kendinizle ya da yaşamınızla ilgili olan... Hayattan aldığınız... Karşınızdakilere verdiğiniz... Ya da şöyle söyleyeyim, nedir alıp veremediğiniz? İçinizde öğütmeye çalıştığınız... Başarı, huzur, kariyer, sevgi için verdiğiniz savaş mı mesela? Yoksa hayatla olan mücadeleniz midir, sizi zorlayan? Hızla tükenip giden birçok şeye yetişmeye çalışırken ayaklarınızın üzerinde durabilmek mi? Hayallerinize ve hedeflerinize ulaşmaya çalışırken önünüze çıkan engeller mi? Sevgiyle ve huzurlu bir şekilde hayatı yaşamak mı en sade haliyle? Kendi değerlerinizden ödün vermeden yola devam edebilmek mi yoksa önemli olan? Hangisi sizin meseleniz? En önemlisi hangisi? Bulduğum cevap şu: Doğuştan bizimle gelen şeyler...! Nedir bunlar? İlki ve en önemlisi yeteneklerimiz. Diğeri de biz biz yapan ve önem verdiğimiz değerlerimiz. Özümüze dönüp, bunların farkına varıp en iyi şekilde işleyerek hayatımızdaki birçok şeyi mesele olmaktan çıkarabiliriz. çünkü elimizdekiler kadar varız hayatta. Değerlerimiz ve yeteneklerimiz kadar yani...! Hele değerlerimiz ve yeteneklerimiz doğru noktada buluşmuşsa... Bunların yanı sıra insanların ve hayatın bize verdiği değeri de unutmamak gerek tabii... YETENEK... Doğuştan gelen... Yazmak, çizmek, resim yapmak... Etkileyici konuşmak, ikna etmek, iletişim kurmak... Espri yapmak, şarkı söylemek, beste yapmak... Rol yapmak, dans etmek, bir müzik aleti çalmak... Kısacası bir şeyi, insanların hayranlığını kazanacak ve onları şaşırtacak kadar iyi yapabilmek... Bunlar doğuştan gelir. Biri hariç. Nedir peki o? İSTEMEK...! Yetenekten sonra gelen... İçimizdeki o gücü tetikleyen, harekete geçiren... İstemek...! Her şeyi isteriz. Doyumsuzdur insanoğlu. Somut bir şeylere sahip olmak isteriz daha çok. Ama benim buradaki 'istemek' açılımım biraz daha farklı. Yani sahip olmak istediğimiz somut şeyler değil burada bahsettiğim. Nedir peki? Olmak istemek...! İyi olmak istemek...! Daha iyi olmak istemek.... Devamı

SEVGİ ZEKAT, SEVİLMEK DE SADAKA DEĞİL...!

2013-05-15 19:40:00
SEVGİ ZEKAT, SEVİLMEK DE SADAKA DEĞİL...! |  görsel 1

Onu yaşamak; emekle, duygudaşlıkla, gerçekten hissetmekle, ortak paydalarda buluşup o paydayı büyütmekle olur ancak...! Onun varlığıdır, dünyayı güzelleştiren. Yokluğudur hüzne esir eden. Onunla nefes alır kalp, hayat bulur beden. Goethe'nin "Sevgiye ve tutkuya açık bir kalp kadar dünyada, değerli bir şey yoktur" dediğine katılmamak mümkün mü? Japon yazar-düşünür Masumi Toyotome'nin dediği gibi... "Onu istemeyen kişi yok gibidir!" "Şah bile köledir ona" der Mevlana. Dünyadaki en büyük kıtlık, onun yeterince olmayışıdır. Çekim yasasının karşı konulmaz gücünü oluşturan iki olgudan biri bile odur. Ne üstün zeka, ne hayal gücü ne de her ikisi beraber, birini dahi yapmaya yeter. Ama tek odur, gerçek dehanın kendisi. O, öyle bir şey ki... Şartlar, engeller varsa yoktur. Onun için her şeye karşı geliyorsan vardır. Yürek işidir. Shakespeare'in dediği gibi... "Ölçülebiliyorsa zavallıdır." Gerçeği koşulsuz olandır. Onu 'nedensiz' ve 'her şeye rağmen' kucaklıyorsan vardır. Eğer gerçekten istiyorsan çıkacaksın onun karşısına. Yoksa uzak duracaksın. Öyle her önüne gelene bol keseden laf dağıtmaya da benzemez... Çünkü... SEVGİ ZEKAT DEĞİL, SEVİLMEK DE SADAKA DEĞİL...! Devamı

Eski Sevgilim Bana Dönecek mi?

2013-05-14 21:22:00
Eski Sevgilim Bana Dönecek mi? |  görsel 1

İşte bir ilişkinin ardından en çok sorulan soru "Sevgilim Bana Geri Dönecek mi?" Bunu bilebilmek tabi ki, imkansız. Çünkü her ilişkinin kendi ritmi, kendi sorunları ve kendi mutlulukları var. O yüzden her ilişkiyi kendi başına değerlendirmek lazım. Ama genel olarak baktığımızda, eski sevgili dönse de gene aynı sorunlar tekrarlanıyor. Yani çapkınlık yüzünden ayrıldığınız adam, tövbe billah etse de, siz ona geri döndüğünüzde gene her şey tekrarlanıyor. Ya da siz çok para harcıyorsunuz diye ayrıldıysanız, ya da hobileriniz uyuşmuyor diye, ya da baş başa geçirilen saatlerde uyum yok diye ayrılınmışsa, filmi tekrar tekrar görmeye hazır olun. Ve lütfen o size geri dönerse gururunuz kurtulacakmış gibi hissetmeyin… Sadece ayrıldınız o kadar. Bu ne sizin, ne de onun; ne değerinden, ne de gururundan hiçbir şeycik eksiltmez. Benden duymuş olmayın ama ne ilk terkeden olacaksınız ne de ilk terkedilen. Bu nefes almak gibi doğal bir şey… Tabi bana itiraz ettiğinizi duyar gibi oluyorum. Tabi hayat sana kolay deyişinizi duyar gibi oluyorum. Oturduğun yerden ahkam kesmek kolay deyişinizi duyar gibi oluyorum… Sanki ben hiç terk etmiş, ya da terk edilmemişim gibi… Ya tabi ki ilişki bittikten sonra, külahı önüne alıp düşüneceksin, hatalarını, pişmanlıklarını, ah keşkelerini yaşayacaksın- ne işine yarayacaksa- ama makul bir sürede, (bence altı ayla bir sene arası iyidir) artık dövünmeyi bırakacaksın. Ve geliyoruz esas meseleye, esas istemediğin şey ayrıldığını kabul edip, o acıdan geçmek değil mi? Ha bugün beni aradı, ha yarın beni aradı, ha doğum günümde aradı diye beklemek daha kolay geliyor değil mi? Kendini sahte bir umutla beslemek daha kolay geliyor değil mi? Diğer türlü yoğun bir acıdan geçmen gerekecek. Belki yere çökücen, belki kalbin ağrıyacak, belki günlerce hıçkıracaksın ama işte bunu yapmadan da o ilişkinin demlerinden kurtulmanın yolu yok… O acının içinden geçmenin kolay yolu olduğunu söyleyene inanma, çünkü maalesef yok. Ama bir yerde hayallerini bırakıp tekrar gerç... Devamı

TÜM ANNELERİMİZİN, ÖZELLİKLE ŞEHİT ANNELERİMİZİN BU ÖZEL GÜNLERİ

2013-05-12 09:36:00
TÜM ANNELERİMİZİN, ÖZELLİKLE ŞEHİT ANNELERİMİZİN BU ÖZEL GÜNLERİ |  görsel 1
TÜM ANNELERİMİZİN, ÖZELLİKLE ŞEHİT ANNELERİMİZİN BU ÖZEL GÜNLERİ |  görsel 2

BİR ANNENİN, ANNECE TERBİYESİ... Aşçılığıyla ün yapmış yaşlı bir kadın, akşam yemeğine gelecek olan oğlu ve yeni gelini için yine mutfağa kapanmış, yemek yapıyordu. Aynı akşam yemeğe eski bir aile dostu da davetliydi. Beklenen misafirler gelip sofraya oturduklarında çok şaşırtıcı bir durumla karşılaştılar. Yaşlı kadının o gece yaptığı yemekler değme oburların bile iştahını kapatacak kadar berbattı. Tatlılar un kokuyordu, patatesler yanmıştı, köfteler ise neredeyse hiç pişmemişti. Oğlu, yeni gelini ve aile dostu, kadıncağıza durumu fark ettirmemek için ellerinden geleni yaptılarsa da, yemek sırasında pek iştahlı göründükleri söylenemezdi. Nihayet yemek bitti ve yeni evli çift annelerinin ellerini öperek evlerine gittiler. Aile dostları ise biraz daha kaldıktan sonra gitmeyi düşünüyordu. Oğlu ve gelini gittikten sonra, yaşlı kadına: - Senin harika bir aşçı olduğunu adım gibi biliyorum. Bana söyler misin, bu geceki yemekler neden o kadar kötüydü? Bence ya hastasın ya da bir sorunun var, dedi. Yaşlı kadın gülümseyerek cevap verdi: - Hayır, hiçbir şeyim yok. Kasten yaptım. Bu yemekten sonra oğlum asla ikide bir annesinin yemeklerini hatırlatıp karısının kalbini kıramayacak... İŞTE ANNELİK... DÜNYANIN EN KUTSAL MESLEĞİ... HEPİNİZİN ELLERİNDEN HÜRMETLE ÖPÜYORUM... Devamı

HAYATIN İŞLEMLERİ...!

2013-05-11 14:16:00
HAYATIN İŞLEMLERİ...! |  görsel 1

Çocukluğumuzda, daha ilkokul yıllarımızda tanıştırırlar bizi onlarla. Ama ne tanış ma... Tanıştırılırken de, "Hayatın boyunca karşılaşacaksın!" diyerek... Yeni tanışmanın verdiği heyecanla cezbeder bizi önceleri. Onlarla uğraşmak, onları anlamaya çalışmak, anlamak ne kadar da farklı gelir. Toplarız, çarparız, böleriz, çıkarırız. Dört işlemle başlar bu serüven. Sonra... İşler daha da karmaşık bir hal alır ilerleyen zamanlarda. X'ler, y'ler, z'ler... İçinde kaybolduğumuz denklemler... Eşitliğin sağındaki, solundaki denklemleri çözmeye çalışırken kaybolduğumuz yetmez; olayın ta köküne inerler. İşin köküne inmekle kalsalar...? Yok olur mu, kareköküne inmeliler, daha sarpa salmalılar ki anca... Onlarla cebelleşe duralım; biri havuzu doldurur, diğeri boşaltır, kaç saatte dolar, boşalır muhakemeleri... Bir de susuzluk ve kuraklık baş gösterecek deniliyor. E, bu kadar havuz doldurup boşaltırsan su da kalmaz, akılda...! Yetmez. A noktasından çıkan arabayla B yönünden gelen araba ne zaman karşılaşır hesapları... Benzine ve zamana günah! Bitmez... Logaritmalar, sinüsler, kosinüsler... Türevler, integraller... Okul yıllarında bunlarla baş etmeye çalışırdık. Anlayabilme, çözebilme, öğrenebilme çabalarının sonunda zayıf not aldığımızda da üzüntüden kahrolur, sanki dünyanın sonu gelmiş gibi mahvolurduk. İşte o anlarda ebeveynlerimizin, büyüklerimizin şu sözleri yankılanırdı kulaklarımızda. "Hadi üzülme! Bir şey olmaz, çalışır verirsin sınavı. Geçecek bunlar, ileride bu üzüldüklerine gülümseyeceksin. Hayatta daha nelerle karşılaşacaksın..." Bu cümleleri duyduğumuzda yüzlerine garip garip bakar, bizi anlamadıklarını düşünürdük. Ama haklılarmış! Eğitim sürecimizdeki dört işlemler hiçbir şeymiş, hayatın bizi öğüttüğü işlemlerinin yanında. Bazen yaşamın labirentlerinde kaybolup işin içinden çıkamadığımız denklemlerle karşılaşıyoruz. Hayat bizi bölüyor, yoruyor, çarpıyor, üzüyor, çıkarıyor; sonra da yaşam muhakememizi en doğru şekilde toplam... Devamı

BİR GÜN MUTLAKA...

2013-05-11 03:07:00
BİR GÜN MUTLAKA... |  görsel 1

Bir gün, çocuğum doğdu. O dünyaya geldiğinde, yetişmem gereken uçaklar ve ödenmesi gereken faturalarla meşguldüm. Ben uzaklardayken yürümeyi öğrendi. Konuşmayı da öyle. Ve biraz büyüdüğünde, “Senin gibi olmak istiyorum baba” demeye başladı. “Ben de büyüyünce senin gibi olacağım.” İşyerine telefon açıp, “Baba, eve ne zaman geleceksin?” diye sorardı ikide bir. “Ne zaman geleceğimi bilmiyorum oğlum. Ama geldiğimde birlikte güzel bir vakit geçireceğimizden emin olabilirsin.” Yıllar öylece geçip gitti. Oğlum on yaşına geldi. Ona güzel bir top aldım. “Top için teşekkürler baba!” dedi, “Haydi oynayalım.” “Bu hafta sonu tamamlamam gereken işler var” dedim. “Bugün olmaz, haftaya, tamam mı?” “Tamam” dedi, fakat yüzündeki gülümseme eksilmedi. “Büyüyünce baba” dedi, “ben de senin gibi olmak istiyorum.” Yıllar öylece geçip gitti. Oğlum önce ilkokuldan, sonra liseden, sonra üniversiteden mezun oldu. Bu durumda, başka birçok baba gibi, benim de söylemem gereken birşeyler vardı. “Seninle gurur duyuyorum” oğlum dedim. “Gel, şöyle biraz oturalım; sana diyeceklerim var.” Başını salladı ve gülümseyerek: “Arkadaşlara sözüm var baba” dedi. “Sen arabanın anahtarlarını verebilir misin bana? Sonra görüşürüz, oldu mu?” Yıllar öylece geçip gitti. Emekli oldum. Artık bol bol vaktim vardı. Oğlum ise başka bir şehirde iyi bir iş bulmuştu, orada yaşıyordu. Bir gün ona telefon ettim. “Eğer sence de uygunsa, hafta sonu buraya gel de hasret giderelim” dedim. “Sevinirim baba” dedi. “Bir bakayım, müsait bir vakit bulabilirsem, gelirim. Ama şu sıralar işlerim çok yoğun. Fakat seninle görüşmeyi ben de istiyorum, baba.” “Peki, ne zaman gelirsin oğlum?” “Ne zaman olur bilmiyorum, baba. Şimdi bir iş görüşmem var, ona yetişmem gerek. Sonra ararım seni. Geldiğimde birlikte güzel vakit geçireceğimizden emin olabilirsin.” Ve telefonu kapattığımda, oğlumun çocukluk hayalini gerçekleştirdiğini anladım. Çocukluk hayalini gerçekleştirdiğini... Örnek aldığı babasına b... Devamı

HAYATIMIZIN BRÜTÜ NE KADAR...?

2013-05-07 18:20:00
HAYATIMIZIN BRÜTÜ NE KADAR...? |  görsel 1

Nereye koşuyoruz böyle her gün, kendimizi göremeyecek kadar? Her şeye bir hızla yetişme derdindeyiz. Durup düşündünüz mü hiç? Nereye koşuyoruz her gün aynı telaşla diye... Sevgiyi, incelikleri fark etmeyecek kadar gözümüzün maratonundaki tüm bu koşturmalarımız, yaşamımızda her şeyin 'en' ine, 'en iyisi' ne ulaşmak için. Her şeyin en iyisi, en hızlısı, en küçüğü... Her şeyin en 'en' ine ulaşalım derken hayatımızı, kendimizi, kalbimizi daraltışımız. İşte belki de bu yüzden duygularımız da yük olmaya başladı bizlere. Sevgiyi yaşamayışımız, incelikleri kavrayamayışımız... Oysa... Hayat bize sunulan bir armağan. Ama bu armağanın kurdelesini açtığımız anda gördüklerimiz, karşılaştıklarımız... Zaman zaman ürküten, şaşırtan... Günlük yaşam, kaosun ortasında koştururken yaşama yetişme telaşı... Rekabetler, iş hayatında en iyi olmak. Bu da her gün kendini aşmakla, çok çalışmakla ama aynı zamanda hayatı ıskalamakla... Bir önceki çalışmanızı aşarak... Farkınızı ortaya koyarak... Çünkü aynı olan, sıradan olan değil; farklı olan değil; farklı olan kazanıyor her şekilde. Dünle bugün bile aynı değilken... Sıradan olmamak, farklı olmak... Bu da nasıl gerçekleşecek? Tiyatrodan yola çıkacak olursak tiyatro, hayatın aynasıdır; aynısı değil. Ki o aynaya her bakışımızda gülen gözler ve gülümseyen bir yüzle karşılaşmak için de bilgi, yetenek, disiplin, donanım ve cesaret gerektiriyor. Sadece tiyatroda mı, sanatta mı geçerlidir bunlar? Hayır, hayatta da... İstemekle, inanmakla ve farklı işler yapmakla başlıyor her şey. Düşünceleriniz ve söylediklerinizden çok; eyleme geçirdiğiniz işler, davranışlar ve yaptıklarınızdır kaderinizi belirleyen. Dünyadaki her insanın sohbetine bir çentik atar bu konu. Ne mi? Kader! Kader nedir gerçekten? Herkes fikrini söyler bu konu kendi kaderiyle birleştiğinde. Kimileri, "Alın yazısı, yazılanın yaşanması" der; kimileri, "Sana sunulan fırsatların, seçeneklerin doğru değerlendirilmesi..." "Herkes kendi ektiğini biçer" der kimileri.... Devamı

GÖZÜNÜ KIRPMADAN VUR...!

2013-05-06 21:24:00
GÖZÜNÜ KIRPMADAN VUR...! |  görsel 1

Bir anda olur her şey. Hatta bir salisede... İnsanın gözünün döndüğü, hiçbir şeyi görmediği o anlarda... Sözüm ona yapılması gereken odur. Sorunu temizler! Ya da halledilmesi gerekeni bir tek o halleder. İşi kökünden çözer.! Bir doğrultursun karşındakine, korkar. Sen de gücünü ispat etmiş olursun onun sayesinde. Zaten son yıllarda bireysel olarak kullanmak amacıyla alanlar çoğunlukta. Cevap da hazır, yakın çevrenin, "Ne gerek var, niye aldın ki bunu?" sorularına. "Kendimi korumak için!" Nasıl korunmaksa bu? Kendini korumayı akılla, insanlıkla yapmak varken onunla... Ha, ama o, sana doğru tutulursa hayatın şaşar. Ecel terlerin yaşadıklarına gözyaşı olarak karışır, hayatının kareleri film gibi gözünün önünden geçerken! Bir eğlence veya kutlamada... Yine odur karşımıza çıkan. Maç kazanılmıştır, ya da düğün vardır... En sevinçli gündür, odur yine kutlama aracı. Onunla kutlanır kutlanan. Ama nasıl kutlanır? Sevince gölge düşürerek! Önce kan sonra gözyaşı dökerek! İnsanların hayatına mal olarak! SİLAH! Devir değişti ya, kutlama araçları da değişiyor günümüze uyarak! Silahtan kalaşnikofa... Kutlamaya bakın! Böyle mi sevinci kutlama anlayışımız? Neden silah? Kimi zaman bir savaş kentin, ülkelerin kaderini değiştirir; kimi zaman bir kişi başka kişilerin kaderini... Önce karşındakinin, sonra kendinin, sonra da başka hayatların... Nasıl mı? Silahla... Neden silah? İşte bunu, bu sorunun cevabını yani toplumun bilinçsiz silahlanmasını kara mizah olarak ele alan "NEDEN SİLAH?" adlı kısa filmi seyretmenizi öneririm. Bazen bir anlık öfkeyle, bazen gözümüzün dönmesiyle yaptığımız bir hata hayatımıza mal olabiliyor. Bu hatanın arkasından gelen pişmanlık, vicdan azabı diz boyu... Hatta yıllar boyu... Halbuki hayatı kökten değiştiren, pişmanlığa açılan o kapı... Bir an, bir salise... Keşke o "bir an" ı başa alabilsek... Ama olmuyor işte. Telafisi yok. Hırs, öfke, intikam ateşi soğuduğunda atıyor tokadını hayat... Olan oluyor. Giden gidiyor. Tıpkı ha... Devamı

ALMADAN VEREN YOK...

2013-05-05 21:38:00
ALMADAN VEREN YOK... |  görsel 1

Evet, gerçekten de yok...! Düşünün bir kere, doğru değil mi bu? Hep bir şeyler için, birileri için, yaşamak için bir karşılık vermek zorundayız. Yaşadığımız ilişkilerimizde bile sevgi boyunduruğu altında karşılıklı bir görev söz konusu...! İnsanoğlu olarak bizler, yaşamak için hayat mücadelesinde koştura duralım; gün içinde yaptıklarımıza baktığımızda hep bir şeyleri yerine getirmekle yükümlü olduğumuzu görüyoruz. Sorumluluk bazında para kazanıp ilişkilerimizi karşılıksız, çıkarsız yaşadığımızı hangimiz iddia edebiliriz? Evet, ilişkilerimizde bile sevgi boyunduruğu altında karşılıklı bir görev söz konusu...! Hal böyle olunca da gerek sosyal yaşamımızda, gerek iş hayatımızda daha iyiye ulaşmak için insanlarla karşılıklı hizmet alışverişinde bulunuyoruz...! Sonrasında da gelinen nokta; alan memnun, veren memnun durumu... Bizi rahatsız eden bir durumla karşılaşınca vermekten çok alanlarla, bize zarar verenlerle bağımızı koparıyoruz. Ama onlar gitse bile hep aynı mantıkta olan yani bizden bir şeyler alma düşüncesinde olan başkalarıyla da karşılaşmaya devam ettiğimizi görerek, anlayarak... Bu olayda bile "Tarih tekerrürden ibarettir" sözü dikiliyor karşımıza. Hoş bazen memnun olmuyoruz o ayrı ama memnun gibi görünmekten başka çaremizin olmadığını da biliyoruz. Ama, doğada öyle mi? Hayır. Durumdan hoşnut kalmayınca, tokadını sert bir tokat gibi yapıştırıyor cevap olarak. Ama önce... Nimetlerini sunuyor. Nefes almamızı sağlıyor, bize hayat veriyor. Besliyor, zengin örtüsünden yani topraktan yararlanmamızı sağlayarak. Isıtıyor, ışıtıyor güneşiyle. Suyunu veriyor, içip yaşamamız için kana kana. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Peki, biz doğa için ne yapıyoruz? İşte düşündüren soru. Ne yapıyoruz gerçekten? Kirletmekten, ona sahip çıkmamaktan, kaynaklarını gerektiği şekilde kullanmamaktan başka? O olmadan yaşayacağımıza göre? Doğa insana, insan doğaya muhtaçken gelinen nokta... Ona gözümüz gibi bakmaktan hatta gerekirse el pençe durmaktan ... Devamı

VAZGEÇMEYİN...!

2013-05-04 21:59:00
VAZGEÇMEYİN...! |  görsel 1

İşler kötü gittiğinde, ki bazen gidecektir, Tırmandığınız yol size çok dik geldiğinde, Elinizdeki para az, borçlarınız çok olduğunda, Gülümsemek isteyip, iç çektiğinizde, Biraz daha endişe, sizi daha da kötü yaptığında, Gerekirse dinlenin, ama vazgeçmeyin. Hayatın dönemeçleri olduğunu Öğreniriz hepimizin zamanla, Ve birçok başarısızlık tersine döner, Sonuna kadar dayanıp, kazandığınızda; Vazgeçmeyin adımlarınız ne kadar ağırlaşsa da, Esecek bir rüzgarla başarıya ulaşabilirsiniz. Tersine döndürülmüş başarısızlıktır, başarı, Gümüşe çalan şüphe bulutlarının altında, Anlayamazsınız hedefinize ne kadar yakın olduğunuzu, Çok uzak gibi görünürken, hemen yanı başınızda olabilir; Öyleyse, devam edin mücadeleye, en kötü anınızda, İşler kötü gidiyor gibi göründüğünde, Vazgeçmemelisiniz... ____ C. W. Longenecker _ Devamı

İNSAN KARŞISINDAKİNDEN NELER BEKLER...?

2013-05-04 02:31:00
İNSAN KARŞISINDAKİNDEN NELER BEKLER...? |  görsel 1

Karşınızdakinin Yansıttığı Kişiliği Kabul Edin... İnsanlar arası ilişkileri bozmak açısından geçerliliği kanıtlanmış olan kesin bir formül vardır. Bu ad karşınızdakini değiştirmeye çalışmaktır. En sevdiğiniz insanlar bile bir süre sonra sizden nefret etmeye başlarlar. Karşınızdakine Seçim Hakkı Tanıyın... Ne kadar geçerli olursa olsun, insanlar sadece kendilerine gösterilen doğruları uygulamaktan rahatsız olurlar. Unutmayalım ki, kimse kimseye hayatı reçete edemez ya da gümüş tepside sunamaz. Hayat tecrübelerimizi ve deneyimlerimizi karşımızdaki istediğinde onunla paylaşmalıyız. Karşınızdakini Asla Utandırmayın... İnsanlar utandırılmaktan nefret ederler. Bu sebeple de olaya yol açan kendi kusurlarınI düşünmek yerine, nefretlerini, kendilerin utandıran kişiye yöneltirler. Hatası ne olursa olsun, başkalarının yanında utandırdığınız, teşhir ettiğiniz kişiyle aranızdaki bütün köprüler atılır. Bu kişi size kin besler, hınç duyar. İnsanların övgü ve onay bekleme ihtiyacı vardır... Karşımızdakinin olumlu özelliklerini fark etmek ve bu doğrultuda geri bildirimler vermek onunla iletişimimizi olumlu etkiler. Onların gönlünde ayrı bir yerimiz olur. Günümüzde yanlışları değil doğruları yakalamak anlayışı geçerlidir. Karşınızdakine size yardım etme fırsatı verin... Kendisine ihtiyaç duyulduğunu bilmek herkesi sevindirir... İnsanlar güçlerini gösterebilmek ve kendilerini kanıtlayabilmek için çevrelerine ve size bir şeyler verebilmek konusunda büyük bir istek duyarlar. Bu fırsatı arada bir sevdiklerimize vermek bize bir şey kaybettirmez. Karşınızdakine Doğru Bilgi Verin... Hangi nedenle olursa olsun, karşınızdakine gerçek dışı bilgi vermeyin. " o nasıl olsa anlamaz", "onun iyiliği için söylemiyorum" gibi ifadeler kendimizi kandırmak veya kendimizi savunmak için kullandığımız mekanizmalardır. Eninde sonunda karşımızdaki gerçekleri öğrenecektir. Bilin bakalım öğrenince siz ne olursunuz? YALANCI... İnsanlar yalancıları sevmezler. Şeytanla dost olup ce... Devamı

BUNLARI YAPIN...!

2013-05-03 19:04:00
BUNLARI YAPIN...! |  görsel 1

Hayatınızda sizi üzen, kırgın olduğunuz her şeyi, herkesi affedin. Affettiğiniz an geçmişle olan hesabınızı kapatırsınız ve ileriye bakmaya başlarsınız. Kötü duygulardan arınmak ve kendinizi iyi hissetmek için affedin. Unutmayın, geçmiş geçmişte kaldı, önünüzde yaşanacak yıllar daha gelmedi, elinizde var olan tek şey şimdiki zaman yani şu an. Bu nedenle yaşadığınız anın her saniyesini ve dakikasını dolu dolu yaşayın. Geçmişe ve geleceğe takılmadan...! Hayatta yaşadığınız tüm korkulardan vazgeçin. Korkunca hayatı yaşamak zorlaşır. Unutmayın; biraz da kaderci olmakta fayda vardır. Siz hayatınız için gerekli tüm önlemleri alın, çalışın, sevin ve harekete geçin. Korkmazsanız emin olun hiç bir şey size zarar veremez. Yapmak istediğiniz ama yapamadığınız her şeyi yapın. Bırakın kim ne düşünürse düşünsün, beyninize koyduğunuz kurallar esnetilebilir. Sonuçta sizi sevindiren ve huzur veren bir şey için bütün kurallar yıkılabilir. Çılgınlık yapın, istediğinizi söyleyin, istediğiniz yerde yaşayın ve istediğiniz kişiler ile birlikte olun. Beyninizdeki zincirleri sonsuza dek kırın ya da esnetin. Sevgi paylaştıkça çoğalan tek şeydir. Bu nedenle her şeyi sevin. Kuşları, ağaçları, toprağı, çocukları, sevgilinizi, arkadaşlarınızı, eşinizi. Sevgi ve merhamet dünyanın en güzel ve neşe veren duygularıdır. Siz sevdikçe, insanların, hayvanların hatta çiçeklerin bile karşılık verdiğini göreceksiniz. Karanlık ve hüzünlü bir hayat yaşamaktansa sevgi dolu bir hayatı paylaşın..! Kendinize ve ailenize zaman ayırın. Sık sık arkadaşlarınızla bir araya gelin ve eğlenin. Unutmayın aklınızı ve beyninizi resetlemek hayata karşı daha rahat olmanızı sağlayacaktır. Size huzur veren ve pozitif insanlar ile arkadaşlık kurmaya gayret gösterin... Devamı

NE OLMAK İÇİN DOĞDUNSA ONU OL...!

2013-05-02 03:36:00
NE OLMAK İÇİN DOĞDUNSA ONU OL...! |  görsel 1

Hey dostum, sana söylüyorum; gülümse! Tatlı bir kahkaha ile kalk yatağından. Aynada gördüğün yüze, bir öpücük at, Aç perdelerini sonuna kadar. Çek içine uyanan günü... Çıplak ayak ile dolaş bir kere. Belki de bilmediğin bir evdesin, Belki de "evim" dediğin yerde, sadece "misafirsin" ! Dokun sana ait olan her ne varsa, Bırakma hiç bir düşü yarınlara. Yıkarken yüzünü, suya iyi bak, Unutma, okyanuslar gizlidir o bir tek damlada. Yeter ki , yüreğinde tutuşsun bulutlar... Hey, dostum ! Hiçbir ölü, ödeyemedi borcunu, Hiçbir ölü doğurmadı, bir çocuğu, Hiçbir çölde yetişmedi, düşen bir tohum, Yaşamın içindeysen içinde ol ! Yaşıyorsan eğer, adam gibi yaşa, Kitaplarda yazan gibi değil, Veya "o dedi", "bu demiş" gibi değil. El için değil, âlem için değil, Kendin için, doya doyA... Hey dostum, sana söylüyorum gülümse! Bak Güneş ve Ay, hiç beklemedi seni, Her gün ne olacaksa oluyor, Ve her gün, ya senle ya da sensiz doğuyor. O zaman, doldur ciğerini ve haykır, "Ben diriyim" diye. Yaşam benim ve bana ait, özgürüm diye... Bırak "mışlar" ve "mişler", Korkular ve endişeler kaybolsun, Sen yeter ki, yeşert düşlerinİ... İsterse saksıda bir tek ot olsun, Senin olsun ! Ama, istediğin olsun... Pişmanlıklara değil, umutlara aç Seni dimdik tutan kalbini ! Kullanılmadık hiçbir eşyanı bırakma. Söylenmemiş bir sözde, Seninle yürüyenler olacaktır, önüne dikilenler olduğu kada,. Onlara sıkı sarıl. Çünkü hiçbir el boşlukta, asılıp kalmamalıdır! Bir hayatı kucaklamak ne güzel, Ne güzel,bir hayale sahip olmak. Hey dostum,sana söylüyorum: Kafesinin içinde çırpınan, serçe değil, Küllerinden dirilen "Zümrüt-ü Anka" ol. Yaşamın kıyısında dolanma, Taa içinde ol... Hadi dostum, gülümse ! NE OLMAK İÇİN DOĞDUNSA, ONU OL...! ___ ALINTI _... Devamı

UĞUR BÖCEĞİM...!

2013-05-01 02:37:00
UĞUR BÖCEĞİM...! |  görsel 1

Hani ince bir hüzün duyarsınız kimi zaman, şarkılar daha bir dokunaklıdır. Ve sanırsınız ki hiç kimse yok elinizden tutan. Oysa her sözün ardında ümitler gizlidir, bulutların ardındaki güneşler gibi, yağmur sonrası çıkan gökkuşağı gibi... Ve unutmayın sevgi gibi, dostluk gibi... Eğer bir gün yalnızlıklar duyarsanız, inceden yaşlar süzülürse yanağınıza... Ve unutulduğunuzu sanıp bir sızı başlarsa yüreğinizde, o zaman gökyüzüne bakın. Bulutların ardındaki güneşe, çalıların ardındaki çiçeğe. Bırakın pencerelerinizden yağmur dolsun içeriye. Ve açın avuçlarınızı... Size Uğur Böceğimi gönderiyorum...! Devamı

KAYBEDENLER KULÜBÜ...!

2013-04-30 09:19:00
KAYBEDENLER KULÜBÜ...! |  görsel 1

İnternetin evimize, parmaklarımıza düşmediği dahası bizi ele geçirmediği, cep telefonunun bu kadar yaygınlaşmadığı zamanlar ne yapıyormuşuz biz? Gerçekten, düşünün...? Çok uzağa gitmeye gerek yok. 1990'lı yıllara dönüp bakmanız yeterli. Neler vardı o zamanlar...? Müzik... Rock'n Roll... Üniversite yılları...! Bar muhabbetleri... Ama en önemlisi de...? Radyo...! Eve dönünce, yalnız kalınca... Yalnızlığını bastırmak için debelenince... Bunun için bir çare arayınca... İçindekileri kusup, sesini duyurmak isteyince... Ver kulağını radyoya...! 90'lı yıllarda yaşayanların en büyük ortağı, sırdaşı... Şimdiler de nasıl internete kapanıyorsak bundan yirmi yıl önce de radyoya... Pansuman yapmak için içindeki kanayan yalnızlığına. Ne de olsa yalnızlığını unutmak istiyordu insanoğlu. İstiyordu ki birileri onu anlasın, yalnız olmadığını fısıldasın kulağına. Frekanslarına dokunsunlar ruhunun. Ve bunu anlayan azınlıktaki bazı insanlar, kült birkaç radyo programıyla ulaşıyordu insanlara. Aslında kazanıyor gibi görünsek de değerlerimizi kaybediyoruz... Malum, günümüzde kaybeden çok var...! "KAYBEDENLER KULÜBÜ...!" Aslında neleri, nasıl kaybettiğimizi görmemiz için bizi de bu kulübe çağırıyorlar... Bizi bu kulübe çağıranlar kimler peki...? Ahu Türkpençe, Nejat İşler, Yiğit Özşener, İdil Fırat, Serra Yılmaz.... Her birinin yıldızlaştığı oyuncuların rol aldığı bu film, kaybedenleri yani bizleri yani bizleri bize anlatıyor ama gözümüze sokmadan. Hiçbir sahne "mış gibi" değil bu filmde. "Ne kadar da yalnızız" cümlesini kalbimize ve ruhumuza da yaka çiçeği yapıyor. Yalnızlık fiziksel değil, psikolojik bir şey aslında. Yani içsel... Neden böyle peki? İçinde, en diplerde kendini yalnız hissetmek; sevgisiz olmakla eş değer. Herkes sevilmek ve değerli olduğunu hissetmek istiyor temelde, bu kadar basit; ama işte bunu kabul etmek de bir o kadar zor. Açık vermek korkutuyor insanı. Sevgisizliğini, gerçekten sevilmediğini bildiği ve ka... Devamı

REÇETE...

2013-04-29 20:51:00
REÇETE... |  görsel 1

Bir gün bir doktora, gerginlik ve tedirginlikten şikayetçi olan bir hasta gelmiş. Yapması gereken çok işinin bulunduğunu; fakat kendisinin rahatsız, işlerin ise beklemeye tahammülü olmadığını söylemiş. Doktor, - Bu işleri başka biri yapamaz mı? Ya da bir başkası size yardımcı olamaz mı? diye sormuş. Adam, - Onları yalnız ben yapabilirim; bütün işler bana bakıyor! diye cevap vermiş. Doktor, - Sana bir reçete vereceğim. Bu reçeteyi aynen tatbik etmen gerekiyor! diyerek, yazıp eline vermiş. Adam reçeteyi eline alıp baktığında, hayretler içinde kalmış. Reçetede, her gün en az iki saat işi bırakıp yürüyüş yapacaksın ve her haftanın yarım gününü bir mezarlıkta geçireceksin yazıyormuş. Hasta adam; - Yürüyüşü anladık ama; neden mezarlık? diye sormuş. Doktor, - Oraya gidip mezar taşlarına bakmanı istiyorum. Mezarlıklar, kendilerini vazgeçilmez sanan insanlarla doludur. Sen de onlar gibi ölüp mezarlığa gömülünce, kendinden başkasının yapmasına imkan olmadığını zannettiğin işlerin, başkaları tarafından da yapılmaya devam ettiğini göreceksin, demiş. ****** Evet, bulundukları noktada kendilerini vazgeçilmez gören; halbuki orada, problem çözmek yerine problemin bir parçası olduğunun farkına varmayan insanlar için de, doktorun reçetesi geçerli değil mi? Aslında, kendini bu hasta adam gibi gördüğü sürece, herkes için geçerli bir reçete… Devamı

KENDİME SÖZ VERİYORUM...

2013-04-29 19:53:00
KENDİME SÖZ VERİYORUM... |  görsel 1

Aklımın dinginliğini hiçbir şeyin bozmasına izin vermeyecek kadar güçlü olmaya, Karşılaştığım herkesle sağlık, huzur ve başarıdan söz etmeye, Tüm arkadaşlarımın kendilerini değerli hissetmelerini sağlamaya, Her şeyin aydınlık yüzüne bakmaya ve iyimserliğimin gerçeğe dönüşmesine çabalamaya, Yalnız en iyiyi düşünmeye, yalnız en iyi için çalışmaya ve en iyiyi beklemeye, Başkalarının başarısından kendiminki kadar coşku duymaya, Geçmişin yanlışlarını unutmaya ve gelecekte daha büyük başarılara ulaşmak için var gücümle çalışmaya, Her zaman neşeli bir yüz ifadesine sahip olup, selamladığım her canlı varlığa gülümsemeye, Kendimi geliştirmeye, başkalarını eleştirmeye zaman bırakmayacak kadar çok zaman vermeye, Kaygılanmayacak kadar yüreğim geniş, kızgınlığa kapılmayacak kadar yüce, bozguna uğramayacak kadar güçlü ve üzüntüye kapılmayacak kadar sevgi dolu olmaya KENDİME SÖZ VERİYORUM...! Devamı

YILDIZLAR VE ATEŞBÖCEĞİ...

2013-04-26 17:25:00
YILDIZLAR VE ATEŞBÖCEĞİ... |  görsel 1

'Yıldızlar ateşböceği sanılmaktan korkmazlar' der Tagore. Ne güzel bir laf Tanrım..Düşünüyorum da sanırım en büyük korkumuz olduğumuz gibi görünmek.. Yumuşacık kalbimizin fark edilmesi, nahif yönlerimizin keşfedilmesi, cesaretsizliğimizin anlaşılması, korkularımızın paylaşılması sanki zarar göreceğimizin en büyük işareti... Kabuklarımızın altında kendimizi saklamakta ne kadar da ustayız..Ve ne kadar güçlü korunuyoruz kalkanlarımızın ardında.. Hissedilmeden, el değmeden, sevgimizi göstermeden.. İstridyeler, deniz minareleri, midyeler..Kirpiler ve kaplumbağalar gibi.. Sahi koruyor mu bizi bu çatlamamış sert kabuk? Kimse incitemiyor mu duygularımızı, inançlarımızı, benliğimizi..Yoksa zarar mı veriyor bu ürkeklik, bu kabuk bize? Hissettiklerimizi gölgeliyor, yansıtmıyor mu gerçek kimliğimizi? Duygularımızı bastırıyor, elele tutuşmamızı engelliyor mu? Eğer bir yıldız gibi ışıl ışılsam ve bir yıldız kadar parlak, ne çıkar ateşböceği şansalar beni..Belki en hoyrat yürek bile ateşböceğinin o uçucu, masum, sevimli çocuksuluğuna el kaldırmaya kıyamaz.! Güçlü kapıların arkasına kilitlemeden korkaklığımı, sevgi isteğimi, en insani yönlerimi kayıtsızca sunabilsem..Bu sert kabuğun ağırlığından kurtulup bir kuş gibi uçacağım özgürce. Anlaşılacağım ve bir ayna gibi yansıyacağım karşımdakine..O da çözülecek belki..Samimi ve güvenliksiz, silahsız biriyle göz göze gelince.. Oysa bir görebilsek bunu..Kalmadı böyle insanlar demesek.. Güven duygusuna bu kadar muhtaç olmasak..Kırılmaktan korkmasak..İncinsek, yaralansak..Ne olur bi darbe daha alsak..Yeniden açsak kendimizi, atabilsek o kabuğu.. Denesek.. Risk alsak..Yanılsak..Fark etmez.. Tekrar tekrar bıkmadan denesek..Ve kucaklaşsak yeniden..Tıpkı eskisi gibi.. Ne olduğunu anla... Devamı

ARKADAŞLIK ÜZERİNE... (HALİL CİBRAN)

2013-04-26 16:40:00
ARKADAŞLIK ÜZERİNE... (HALİL CİBRAN) |  görsel 1

Ve bir genç, şöyle dedi: 'Bize arkadaşlıktan bahset.' Ve o cevap verdi: "Arkadaşınız, cevap bulan gereksinimlerinizdir. O, sevgiyle ektiğiniz ve şükranla biçtiğiniz tarlanızdır. O sizin sofranız ve ocak başınızdır. Çünkü ona açlığınızla gelir ve onda huzuru ararsınız. Arkadaşınız sizinle içinden geldiği gibi konuştuğunda, ne 'hayır' demek zor gelir, ne de 'evet' demekten çekinirsiniz. Ve o sessiz kaldığında, kalbiniz onun kalbini dinlemek için sessizleşir. Çünkü arkadaşlıkta, kelimeler susunca, tüm düşünceler, tüm arzular ve beklentiler, gürültüsüz bir sevinç içinde doğar ve paylaşılırlar. Arkadaşınızdan ayrıldığınızda ise yas tutmazsınız; Çünkü onun en sevdiğiniz yanı, yokluğunda daha bir berraklık kazanır, tıpkı bir dağın, dağcıya, ovadan daha net görünmesi gibi... Ve arkadaşlığınızda, ruhsal derinlik kazanmaktan başka bir amaç gütmeyin. Çünkü, salt kendi gizemini açığa vurmak peşinde olan sevgi, sevgi değil, savrulmuş bir ağdır ve sadece yararsız olan yakalanır. Ve arkadaşınıza, kendinizi olduğunuz gibi sunun. Eğer dalgalarınızın cezrini bilecekse, meddini de bilmesine izin verin. Çünkü salt zaman öldürmek için bir arkadaş aramanızın anlamı olabilir mi? Onu, zamanı yaşatmak için arayın. Çünkü o gereksiniminizi karşılamak içindir, boşluğunuzu doldurmak için değil. Ve arkadaşlığın hoşluğunda, kahkahalar, paylaşılan hazlar olsun. Çünkü küçük şeylerin şebneminde, yürek sabahını bulur ve tazelenir." Halil Cibran Devamı

23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN...

2013-04-23 00:45:00
23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN... |  görsel 1
23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN... |  görsel 2

Nisan ayı bahar mevsiminin en güzel ayıdır. Nisanda toprak ana canlanır, bütün doğa yeniden dirilişin heyecanını yaşar. Her yer cıvıl cıvıldır. Kışın soğuk ve karanlığından kurtuluşun bir bayramını yaşar sanki bütün doğa… 23 Nisan denilince şanlı milletim için de böyle bir yeniden doğuş ve canlanışın yaşandığı ay bakımından ne büyük bir tesadüf olduğunu düşünürüm. Mustafa Kemal kendi kurtuluşunu yine milletin kendisinin sağlayacağını Amasya Erzurum ve Sivas’ta anlatarak Ankara’da bir Millet Meclisi’nin toplanmasını istedi. Buna Türk Milleti hemen karşılık verdi ve 23 Nisan 1920’de Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni topladı. Milletimiz kendi kaderini kendi eline alarak var olma yok olma savaşını egemenlik hakkını kendisi kullanarak kazandı. Bütün dünyaya kendi kendini yönetebilecek büyük bir millet olduğunu gösterdi. Ulusal kurtuluş mücadelesi ile bağımsızlık ve İstiklalini Mustafa Kemal önderliğinde kazanarak bu mücadelesiyle ezilen toplumlara örnek olan asil Türk milletinin başına bir efendi gelip onu egemenliği altına alamazdı. O ancak kendi kendisini yönetebilirdi. 23 Nisan 1920 Türk ulusunun etrafını saran karanlık ufuklardan doğan bir güneş gibidir. 23 Nisanla bu ulus kendi kaderini eline alarak Mustafa Kemal önderliğinde bağımsızlık ve hürriyetini kazanarak yurdumuzu düşman işgalinden kurtardı 23 Nisanla ve bugünkü Cumhuriyet Devleti’mize kavuştuk. 23 Nisanla bugünkü modern toplum yaşantımıza sahip olduk. Milletler için büyük önemi olan 23 Nisan gibi olaylar bayram olarak kutlanır. Türk Milleti de 23 Nisan’ı Ulusal Egemenlik Bayramı olarak kendine en büyük bayram kabul etmiştir. 23 Nisan’ın bize kazandırdığı Cumhuriyet ve İstiklalimizi gelecek kuşaklara emanet eden büyük önderimiz Atatürk bu ulusal bayramımızı çok sevdiği çocuklara emanet ederek ona daha da güzel bir anlam katmıştır. Bu bayramla bütün çocukların arasında baharın uyandırdığı gibi sevgi ve kardeşlik duygusunun uyanacağını ve bunun bütün dünyaya yayılacağını düşünmüştü büyük Ata... Devamı

KAVANOZDAKİ BAKLAVA...

2013-04-23 00:22:00
KAVANOZDAKİ BAKLAVA... |  görsel 1

Maddi durumumuz küçükken çok yoktu, babam eve biraz baklava almıştı. O akşam çayla beraber bir güzel yedik. Ertesi gün yerli malı haftası vardı sınıfta... Annem de kavanozun içine bir tane baklava koydu, bir kaba da zeytin peynir falan... Her neyse sınıfa girdim, herkesin önünde börekler falan... Sınıfın en gıcık çocuğu başıma dikildi ve gülmeye başladı.. -O baklavayı fareler için getirdin galiba? dedi. Ben o anda utancımdan yerin dibine girdim, herkes gülmeye başlamıştı. Ağlayarak okuldan çıktım, eve gelip anneme bağırmaya başladım. -Nasıl bir tane baklava koyarsın? Sınıftakilerin çantalarında bir sürü yiyecek vardı ben de ise bir baklava, biraz zeytin, yarım ekmek... Beni rezil ettin, dedim. O anda annem kırgın bir şekilde; -Baklavalardan benim payıma düşen sadece buydu yavrum, dedi. O anda kendimden nefret ettim, anneme sarılmaya bile yüzüm kalmamıştı...Biliyorum annem bana kırılmaz ama ben kendime kırıldım, böyle bir anneye bunu yaptığım için... 10 yaşımdan beri her gece Allah'ın beni affetmesi için dua ederim... O zamandan bu zamana ağzıma almadığım tek tatlıdır baklava... __ALINTI__ Devamı

ÇOCUĞUNUZUN İSTEKLERİNE KULAK VERİN...

2013-04-22 08:46:00
ÇOCUĞUNUZUN İSTEKLERİNE KULAK VERİN... |  görsel 1

Bana su getirtmeyin, bana da su getirmeyin. Aramızda hizmetçi yok, herkes kendi işini yapsın. Evde küçük yaşta iş gücü kullanmaya ve sevgi istismarına son. Hata yapmama izin verin ki, gerçekten hataysa sonuçlarını görüp ders alayım. Hata değilse, siz ders alın. Her istediğimi bana almayın. Size karşılıksız kimse bir şey vermiyor. Her şeyin bir çalışma karşı elde edileceğini öğrenmeme izin verin. Sonuçlar, çalışmanın ürünüdür. Özgürlüğüm sizin özgürlüğünüzdür. Bir yere gitmek istediğimde beni bırakın. Banakaçta döneceğimi değil, ilkeler söyleyin. "İyi insanlarla birlikte ol ve kendinikoru" gibi bir söz benim için saat kaçta döneceğimden daha anlamlı ve yararlı. Yoksa ben yapacağımı gündüz gözü de yaparım. Okulun amacı öğrenmektir. Derslerden kaç aldığım değil, bir şey öğrenip öğrenmediğime bakın. Beni yarın yaşamda ayakta tutacak olan aldığım notlar değil, öğrendiklerim olacaktır. Benimle ilgili fikirleriniz elbette var. Ama arada benim ne düşündüğümü, ne hissettiğimi sorun ve gerçekten dinleyin. Aramızdaki sorunların çoğu iletişimsizlikten kaynaklanıyor. Konuşmak kadar dinlemeyi de öğrenelim. Ben dürüst olmak istiyorum, beni yalan söylemek zorunda bırakmayın. Size yalan söylemeye başlarsam, bazen bilmeniz gerekenleri de öğrenemeyeceksiniz. Söylediklerinize karşı çıktığımda size değil, söylediklerinize karşı çıkıyorum. Siz de bana değil, söylediklerime karşı çıkın. Kelimeler incinmez, ama bizler inciniriz. Yani, "sen aptalsın" değil, "bu söylediğin fikir güzel değil," diyelim birbirimize. Toplum içinde gurur duyacağınız bir birey olmam, sizin bana bir birey gibi davranmanıza bağlı. Sizden beklediğim şey tek başına sevgi değil, aynı zamanda saygı. Küçüklerime sevgi, büyüklerime saygı hikayesi, geçen yüzyılda kaldı. Benden saygı istiyorsanız, ben de sizden saygı istiyorum.... Devamı

BİZ ÇOCUKKEN...!

2013-04-22 00:54:00
BİZ ÇOCUKKEN...! |  görsel 1

Arabaların emniyet kemeri,kafalıkları ve kesinlikle hava yastıkları yoktu. Arka koltuk tehlikeli değil de eğlenceliydi. Bebek yatakları ve oyuncaklar renkliydi. Ya da en azından kurşunlu,muhtelif zehirli maddeler ile boyanmıştı...! Prizlerin, araba kapılarının, ilaç şişelerin ve kimyasal ev temizleyicilerinin üzerinde çocuk kilitleri yoktu... Kasksız bisiklete biniliyordu. Steril su şişelerinden değil de bahçe hortumundan ya da muhtelif başka kaynaklardan su içiliyordu... Oyun oynamaya çıkmanın tek şartı hava kararmadan önce eve dönmekti. Cep telefonu yoktu ve hiç kimse nerelerde gezdiğimizi bilmiyordu. İnanılmaz...! Okul öğlen bitiyordu... Ve öğlen yemeği için evimize geliyorduk. Bir sürü yaramız, kırılmış kemiğimiz ve kırılmış dişimiz vardı, fakat hiçbir zaman birileri bu yüzden mahkemeye verilmiyordu. Kendimizden başka kimse sorumlu değildi. Bolca tatlılar ve tereyağlı ekmekler yiyorduk ve gerçek şekerli içecekler içiyorduk ve hiç kilo sorunumuz olmazdı, çünkü hep dışarda oynardık , aktif olarak ... Dört çocuk bir limonatayı paylaşabiliyorduk... aynı bardaktan içebiliyorduk ve kimse bu yüzden ölmüyordu. Playstation, Nintendo 64, X boxes, Vídeo oyunlarımız, 99 kablolu kanalımız , dolby surround, cep telefonumuz, bilgisayarımız, internet de chat odalarımız yoktu. Onun yerine bolca ARKADAŞLARIMIZ vardı. Yürüyerek veya bisiklet ile uzakta oturan arkadaşlarımızı ziyaret edebiliyorduk,kapılarını çalıp hatta çalmayarak içeri girip onları oyun oynamaya çağırabiliyorduk...! Evet dışarıda, o acımasız korkunç dünyada! Korumamız olmadan! Nasıl mümkün oluyordu bu? Tek kale üzerine maç yapardık ve birisi takıma alınmadığında psikolojik travma oluşmuyordu ya da dünyanın sonu gelmiyordu. Bazı öğrenciler diğer öğ... Devamı

ZARAFET...

2013-04-21 23:46:00
ZARAFET... |  görsel 1

Zarafet, genellikle insanın dış görünüşüyle ve yüzeysellikle karıştırılır. Oysa bu son derece yanlıştır. Kimi sözcükler zariftir, kimileriyse insanı yaralayıp mahveder; ama neticede tüm sözcükler aynı harflerle yazılır. Çiçekler, etrafları yaban otlarıyla çevrili olsa da zariftir. Ceylanın koşması, koşma sebebi aslan tarafından kovalanmak olsa da zariftir. Zarafet, dış görünüme özgü bir nitelik değildir; ruhun dışarıdan görülebilen bir parçasıdır. Zarafet, en çalkantılı ilişkilerde bile, iki kişiyi birleştiren hakiki bağların kopmasına izin vermez. Zarafet giydiklerimizde değil, giysilerimizi kullanım tarzımızdadır. Zarafete ulaşmanın tek yolu, lüzumsuz ve abartılı unsurlardan kurtulmaktır; sadeliğin yoğun güzelliğini ancak böyle keşfedebiliriz. İnsan ne kadar sade ve ölçülü davranırsa başkalarına da o kadar güzel görünür. Sadelik derken, yaşamın hakiki değerleriyle yüzleşmeyi kastediyorum. Kar, tek bir renge sahip olduğu için güzeldir. Deniz, dümdüz bir yüzeye benzediği için güzeldir. Çöl, kum ve kayalıklardan oluşan bir tarlaya benzediği için güzeldir. Ne kadar derin, mükemmel ve kendi özelliklerinin farkında olduklarını ancak onlara yaklaştığımızda fark ederiz. Hayatın en sade unsurları, aynı zamanda da en olağanüstü unsurlardır. Bırakın ortaya çıksınlar. Kırdaki zambaklara bakın; ne kumaş dokur, ne de iplik eğirirler. Oysa Hz.Süleyman bile bütün ihtişamına rağmen, giyimiyle onlar kadar göz alamamıştır. Gönül, sadeliğe yaklaştıkça insan, yasak tanımadan ve korkmadan sevebilir hale gelir. Korkusuzca sevdikçe hareketleri de en ufak ayrıntısına kadar zarafet kazanır. Zarafet, zevk meselesi değildir. Her kültür güzelliğe başka bir açıdan bakar ve bu açı çoğunlukla kendi açımızdan tamamen farklıdır. Yine de her toplumda zarafeti gösteren değerler mevcuttur: misafirperverlik, saygı, terbiye kurallarına itaat etmek... Kibir, nefret ve öfke doğurur. Zarafet ise saygı ve sevgi uyandırır. Kibir, başkalarını aşağılamamıza yol açar. Zarafet ise bize ışığa doğ... Devamı

ÇOCUKLARINIZA VERECEĞİNİZ ÖĞÜTLER...

2013-04-20 15:20:00
ÇOCUKLARINIZA VERECEĞİNİZ ÖĞÜTLER... |  görsel 1

Dünyaya yalnız geldik ve yalnız öleceğiz. Ama bu dünyada bulunduğumuz sürece, başkalarına olan inancımızı kabullenmeli ve yüceltmeliyiz. Toplum, yaşamın ta kendisidir; hayatta kalmayı toplum sayesinde başarırız. İnsanlar mağaralarda yaşarken de böyleydi, bugün de böyle. Birlikte büyüyüp yetiştiğin insanlara, sana rehberlik edenlere saygı göster. Zamanı gelince sen de yaşadıklarını başkalarına aktararak onlara rehberlik et; böylece toplum, hayatta kalmaya devam eder ve gelenekler nesilden nesle geçer. Sevinçlerini ve zor anlarını başkalarıyla paylaşmayanlar kendi karakterlerindeki olumlu yönleri ve zaafları asla keşfedemez. Yine de toplumun etrafında kol gezen bir tehlikeye dikkat etmek gerekir; insanlar doğaları gereği toplumda kabul gören davranışlara yönelirler. Kendi kendilerini sınırlar, önyargılarla ve korkularla dolup taşarlar. Bu oldukça yüksek bir bedeldir; çünkü toplum tarafından kabul edilmek için herkesin gönlünü hoş tutmak gerekir. Dolayısıyla toplumu hedefleyen bir sevgi gösterisi değildir bu. İnsanın kendisine duyduğu sevginin zayıflığını gösterir, o kadar. İnsan kendini sevip saydıkça başkaları tarafından da sevilip sayılır. Asla herkesin birden gönlünü hoş tutmaya çalışma, yoksa herkesin saygısını kaybedersin. Dostlarını sadece tanıdığın ve neyle uğraştığını bildiğin kişiler arasından seç. Düşünceleri, seninkilerle aynı olan kişileri seç, demiyorum. Düşünceleri seninkilerden farklı, haklı olduğun konusunda asla ikna edemeyeceğin kişileri seç, diyorum. Ne de olsa dostluk, sevginin nice çehresinden sadece birisidir ve sevgi, fikir birliğinde olmayı gerektirmez; dost görülen kişiyi kayıtsız şartsız kabul etmemizi sağlar ve her birey, kendine has bir biçimde gelişip olgunlaşır. Dostluk başka bir kişiye karşı inanç duymak anlamına gelir, feragat etmek değil. Sevilmek için herhangi bir bedel ödemekten kaçın, çünkü sevginin bedeli olmaz. Gerçek dostların, dikkatleri üstlerine çeken ve herkesin, "Dünya tatlısıdır, çok da cömerttir, ondan iyisi bulu... Devamı